Üçüncü yaprağın adı Cumhuriyet
- Dinle, çünkü bu hesap bugün kapanacak
- Bu coğrafyanın tarihi üç yaprağa yazıldı
Ey büyük baştankara! Dinle, çünkü bu hesap bugün kapanacak! Bu coğrafyanın tarihi üç yaprağa yazıldı. İlk yaprağı kendi ellerimizle yazdık; kanla, terle, sabırla suladık. İkinci yaprakta yedi düvel üstümüze çullandı. Yazı bozuldu, mürekkep aktı, sayfa yırtıldı.
Ama biz o sayfayı çöpe atmadık; her satırını mücadelemizin hafızasına kazıdık. Üçüncü yaprak ise ak ve boş bekliyordu. Cumhuriyet'in, o büyük uyanışın, millet iradesinin yeniden doğuşunun yazılacağı yer orasıydı. Sen ikinci yapraktaki mürekkep lekelerine bakıp bütün hikâyeyi bir yenilgiden ibaret sandın.
Sayfayı buruşturup çöpe attın. Önünde duran onlarca ak yaprağı görmezden geldin. Çünkü yeni bir sayfaya geçmeye, yeni bir tarih yazmaya, o aydınlığın yüzüne bakmaya cesaretin yoktu. Korkaksın, suçlusun ve bunu en iyi sen biliyorsun!
Suçun bununla da bitmiyor. Bir sabah, ortalık daha ağarmamışken tarlamızın, emeğimizin ve direnişimizin korkuluğunun omzuna kondun. Tiz bir cayırtı kopardın; gözlerimiz, yanaklarımız, parmak uçlarımız uyuştu. Bunu bir yenilgi sandın.
Yanıldın! O uyuşukluk teslimiyet değildi; kök salmış bir sabrın, yeniden ayağa kalkmaya hazırlanan bir milletin sessizliğiydi. Sen o sessizliği korku sandın. Oysa Anadolu'nun sessizliği, gerektiğinde dağları yerinden oynatan bir iradenin habercisidir.
Sen, al bayrağımıza, bu vatanın ezanına, bağımsızlığına göz diken sömürgeci güçlerin ve onların yerli iş birlikçilerinin gölgesinde kanat çırpan bir baştankarasın! Daldan dala konar, her konduğun yeri kendine ait sanırsın.
Kendi küçük menfaatin uğruna ortalığı ayağa kaldırır, yabancı başkentlerden esen rüzgârı kendi sesin zannedersin. Bu kadim vatanı kendi tarlan, bu milletin iradesini de kendi malın sanırsın. O cayırtıların Anadolu'nun nefes borularında yankılanmıyor; vatanı parsel parsel paylaşmak isteyenlerin haris kursağında düğümlendiği gibi, senin de boğazında düğümleniyor!
Sen masalarda haritalar çizerken bu halk tarlasının, ocağının, namusunun tapusunu kanıyla yazıyordu. Yedi düvel üstümüze çullandığında kağnı kollarına sarıldık. Kuvayımilliye ruhuyla karlı dağ geçitlerini aştık, cepheye mermi taşıdık, yoklukla boğuştuk.
Donan ayaklarımızı değil, bu milletin sönmeyen iman ateşini ısıttık. Kağnı çeken analarımız, cepheye koşan yiğitlerimiz, isimsiz kahramanlarımız bu mücadelenin en sadık, en onurlu neferleri oldu. Sen o sırada neredeydin?
Bir dalın ucunda, kendi tüylerini kabartıyor, başkasının emeğiyle yeşeren bahçeye göz dikiyordun! Güzelsin sanma! O parlak tüylerin, bu vatanın bütün renklerinden çaldığın parıltıyla ışıldıyor. Karadeniz'in hırçın, durdurulamaz dalgalarını, sarp dağların başı dik duruşunu, yaylaların özgür nefesini unuttun.
O dalgalar kıyılara vurup köpürdü, dağların yamaçlarından yankılandı ve şimdi bu milletin damarlarında gürül gürül akıyor. Kayaların arasında açan narin çiçekleriyle, tırnaklarını toprağa geçirmiş köklü otlarıyla, yaylaların sisinde saklanan patikalarıyla, fındığıyla, çayıyla, hamsisiyle bu vatan senin gibi bir tüy yumağına teslim edilemeyecek kadar büyük!
İşte bu yüzden halk, tarlasının ortasına tunçtan bir korkuluk dikti. O korkuluk yalnızca ekini korumak için değildi. Her çizgisi emeğin, her parçası direnişin, her gölgesi bağımsızlığın hatırasını taşıyıyordu. Sen o korkuluğun omzuna konduğunda onun neyi temsil ettiğini anlayamadın.
Çünkü sen yalnızca bir dal gördün; biz ise orada bir milletin iradesini gördük. Bu fındık bahçelerinin, bu yaylaların sahibi sen değilsin. Sen gelip geçen bir talancısın; bir dal parçasından başka bir şey bilmeyen menfaatçi bir zorbasın.
Bu toprakların sahibi, toprağa kanını, canını ve yüreğini seren evlatlarıdır! Yaylanın çimeninde horon tepenlerin destanı, senin o cılız sesini gürültüye boğacak kadar kudretlidir. Köşe başları, tarla kenarları kemençenin isyankâr ezgisiyle çınlıyor.
Halkın tarlalara diktiği o korkuluk, yalnızca bir toprak parçasını korumak için dikilmedi. O, emperyalist zihniyete, ezilmişliğe ve zulme karşı yükselen millet iradesinin ta kendisiydi. Sen korkuluğu yıkabileceğini sandın.
Oysa korkuluk bir tahta parçasından ibaret değildi. Onu ayakta tutan, arkasında duran milyonların hafızasıydı. Birini devirdin mi binlercesi dikildi. Bir dalı kırdın mı kökünden yenisi filizlendi. Çünkü bu topraklarda özgürlük, birilerinin lütfuyla değil, bedeli ödenerek kazanıldı.
Çam ağaçlarının keskin, temiz hürriyet kokusundan kaçacaksın, heyhat! Çünkü bu toprakların rüzgârı senin alıştığın rüzgârlardan değildir. Sakarya'nın çamurundan Dumlupınar'ın küllerine, Anadolu'nun her karışında yazılan bu destan, senin uyduruk nizamını çoktan tarihin karanlık sayfalarına gömdü. Ne kadar cayırtı koparırsan kopar, bu milletin hafızasından o destanı silemeyeceksin.
Günde en fazla 3 kritik gelişme. Bildirim kirliliği yok, anında bilgi.
Kategori: Kültür-Sanat
Yayın: 03 Kasım 2026 06:19 · Kaynak: yeniankara.com.tr