Habermetrik
← Ana Sayfa
İzmir 26 Ekim 2026 04:57
✍ Editör: Habermetrik · Editör Politikası

Şatafat ve görgüsüzlük

Şatafat ve görgüsüzlük
Görsel kaynağı: gazeteyenigun.com.tr
⏱️ 4 dk okuma

Neler duyuyoruz bu konuda, hayretler içindeyiz.

Fonlarla batırılan paralarla otoyollar, hastaneler, köprüler yapılabilirdi.

Konumuz sadece bu değil...

Gördüklerimiz, duyduklarımız inanılmaz

Eskiden de vardı ancak bu denli büyük boyutlarda şatafat, görgüsüzlük görmemiştik.

Türkiye'de son yıllarda yeni bir zengin tipi yükseldi.

Servetinin büyüklüğü kadar, servetini nasıl gösterdiğiyle de dikkat çeken bir tipoloji.

Dilan Polat bunun en belirgin örneklerinden biri...

Pahalı arabalar, gösterişli konutlar, milyonluk düğünler, şaşaalı sofralar, marka tutkusu, kalabalık korumalar, bitmek bilmeyen lüks gösterileri...

Fakat bütün bunların arasında daha önemli bir ayrıntı var...

Bu servetlerin büyük bölümünün arkasında yalnızca ticari başarı değil, devletle kurulan ayrıcalıklı ekonomik ilişkiler, kamu kaynakları ve kamusal imkanlar bulunduğu yönünde yıllardır süren ciddi toplumsal ve siyasal tartışmalar var.

Tam da burada “zenginlik” başka bir anlama bürünüyor.

Çünkü insan kendi emeğiyle aldığı pahalı arabaya istediği kadar binebilir.

Ama toplumun ortak kaynaklarından beslenerek büyüyen bir servetin sahibi, aynı toplumun yoksulluğuna karşı biraz mahcubiyet, biraz ölçü, biraz da sorumluluk taşımalıdır.

Tam tersini görüyoruz.

Sanki yoksulluk hiç yaşanmamış gibi...

Sanki o paranın kaynağında toplumun vergisi, devletin gücü, kamu arazisi, kamu ihalesi veya kamusal bir imtiyaz tartışması hiç yokmuş gibi...

Sanki devlet bir kişiye ait bir şirketler grubuna çalışıyormuş gibi...

Bütün bunların üzerine bir de gösterişli bir kibir ekleniyor.

Görgüsüzlük burada başlıyor.

Görgüsüzlük pahalı saat takmak değil elbet.

Pahalı saat takıp bunu başkalarını küçümsemenin ölçüsü haline getirmektir.

Görgüsüzlük lüks arabaya binmek değil.

O arabaya binip, aynı şehirde toplu taşımaya mahkum edilen insanlara tepeden bakmaktır.

Görgüsüzlük büyük bir evde yaşamak değil.

O evin ihtişamını, başkasının hayatındaki yoksulluğu görmezden gelmenin gerekçesine çevirmektir.

Görgüsüzlük çok para harcamak da değil.

Paranın insana verdiği gücü, insana değer biçme hakkı zannetmektir.

Asıl mesele budur.

Çünkü görgü, servetin miktarıyla değil, servet karşısındaki tavrımızla ilgili.

Bir insan milyarlar kazanabilir ve son derece mütevazı olabilir.

Bir başkası çok daha az kazanıp kendisini dünyanın merkezinde görebilir.

Fakat devletin imkanlarıyla zenginleştiği iddia edilen birinin üzerine bir de toplumun geri kalanına karşı kibir ekleniyorsa, ortaya yalnızca estetik açıdan rahatsız edici bir görüntü çıkmıyor.

Ahlaki bir çelişki çıkıyor.

Çünkü devletin gücüyle büyüyen insanın, devletin sahibinin kendisi olduğunu sanması kadar tehlikeli bir yanılgı yoktur.

Devlet senin değildir.

Kamu kaynağı senin değildir.

Vergi mükellefinin parası senin değildir.

Vatandaşın ödediği vergi, birilerinin sınırsız gösteriş bütçesi değildir.

Dolayısıyla kamusal imkanlardan yararlanarak büyüyen servetin karşılığında beklenen şey, toplumun karşısına daha büyük bir ego ile değil; daha büyük bir sorumlulukla çıkmaktır.

Bazılarında bunun tam tersini görüyoruz.

Servet arttıkça tevazu azalıyor.

İmkan arttıkça ölçü kayboluyor.

Güç arttıkça insanlara yukarıdan bakma eğilimi büyüyor.

Ortaya tuhaf bir manzara çıkıyor...

Parası çok, fakat görgüsü az insanlar.

Üstelik bu görgüsüzlük bazen yalnızca tüketimde değil, konuşma biçiminde de kendisini gösteriyor.

Kendisine sunulan ayrıcalığı hak edilmiş doğal bir üstünlük zanneden...

Yoksulluğu kişisel başarısızlık gibi gören...

“Ben başardıysam herkes başarabilir” diyerek kendi arkasındaki imkanları görünmez kılan...

Kamu gücünün sağladığı avantajı kişisel yetenek hikayesinin tamamıymış gibi anlatan...

Sonunda servetini bir başarıdan çok üstünlük belgesi gibi taşıyan bir anlayış.

Gerçek görgü, zengin olduğunda fakiri unutmamaktır.

Kendi çocuğun özel okulda okurken başkasının çocuğunun eğitim imkanını düşünmektir.

Milyonluk otomobile binerken asgari ücretlinin ay sonunu nasıl getirdiğini anlayabilmektir.

Lüks sofrada otururken açlığı romantikleştirmemektir.

En önemlisi, sahip olduğun gücü kendini başkalarından daha değerli görmek için kullanmamaktır.

Çünkü servet insanı büyütmez.

Bazen sadece insanın gerçek boyunu görünür hale getirir.

Kiminin parasına bakarsınız, karakterini görürsünüz.

Kiminin arabasına bakarsınız, kibirini.

Kiminin saray gibi evine bakarsınız, içindeki küçüklüğü.

İnsan bazı şeyleri sonradan satın alabilir; fakat görgüyü sonradan satın alamıyor.

Eleştirimız, zenginliği dokunulmazlık, kamu imkanını kişisel hak, serveti de üstünlük göstergesi sananlaradır.

Çünkü mesele kimin ne kadar parası olduğu değil.

Mesele, o parayla insanlara nasıl baktığıdır.

Bazen insanın ne kadar zengin olduğunu anlamak için arabasının fiyatına değil, kendinden daha yoksul birinin karşısında nasıl davrandığına bakmak yeterlidir.

Servet satın alınabilir.

İtibar satın alınabilir.

Gösteriş satın alınabilir.

Ama görgü satın alınamaz.

Kaynaklar: gazeteyenigun.com.tr
Haber metni ve görseller gazeteyenigun.com.tr sitesine aittir; tam içerik kaynak sitede yayınlanır.
Haber Künyesi
Kategori: Trafik · Bölge: İzmir
Yayın: 26 Ekim 2026 04:57 · Kaynak: gazeteyenigun.com.tr
Kaynağı Oku ↗