İstanbul Barosu Başkanı Ümit Kocasakal’dan hukuk sistemi tepkisi:'Ülke nefessiz kalmış durumda
- İstanbul Barosu Başkanı seçilen Ümit Kocasakal, Cumhuriyet’e yaptığı açıklamada Türkiye’de hukuk sisteminin, yargı bağımsızlığının ve temel hakların durumuna ilişkin değerlendirmelerde bulundu
İstanbul Barosu Başkanı Ümit Kocasakal, Cumhuriyet’e yaptığı açıklamada Türkiye’deki hukuk sistemine, yargı bağımsızlığına ve temel hak ve özgürlüklere ilişkin değerlendirmelerde bulundu.
Cumhuriyet'ten Çağdaş Bayraktar'ın haberine göre; İstanbul Barosu’nun 128. Genel Kurulu tamamlandı. Yeni başkan, oyların yaklaşık yüzde 35’ini alan Cumhuriyetçi Güç Birliği ittifakının adayı avukat Prof. Dr. Ümit Kocasakal oldu. Kocasakal, seçim sonrası ilk olarak Cumhuriyet’in sorularını yanıtladı.
Dördüncü kez başkan seçildiniz. İlk üç dönemki Türkiye ile bugünün Türkiye’si arasındaki en büyük farkın ne olduğunu düşünüyorsunuz?
İki dönemin ortak noktası; tüm kurumların ve kuralların aşındırıldığı Cumhuriyet’in altının boşaltıldığı, toplumsal değerlerin sarsıldığı sözde “Yeni Türkiye” olarak adlandırılan bir alt üst oluş süreci. Ancak bugünkü tablo, özellikle hukuksuzluğun geldiği nokta açısından çok daha ağır.
Anayasa hem hukuken hem fiilen askıda. Anayasa'nın açık hükmüne rağmen AYM Kararını bizzat mahkemeler, daha da vahimi Yargıtay ceza dairesi tanımıyor ve uymuyor.
Bu bir tür yeniçeri isyanı ve hukuk kıyameti. Bağlayıcı AYM kararına uyulmadığı, bunu gerçekleştirenlerin adalet bakanı ve Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısı yapıldığı bir ülkede adaletten, hukuktan, hukukun üstünlüğünden söz etmek masal anlatmaktan öte geçmez.
Hukuk normları eğilip bükülerek soruşturma yetkisi, gözaltı, tutuklama, el koyma, kayyım tayini gibi müesseseler adeta silah gibi kullanılıyor.
‘SAVCILIK ADETA HÜKÜM MAKAMI’
Hukuk kuralları ışığında mahkeme salonlarında ve vicdanlarda düşünülmesi gereken “gereği” nin başka yerlerde “düşünüldüğü” hususunda haklı bir algı var. Kanunilik ilkesi adeta yok olmuş. Başta halkı yanıltıcı bilgiyi alenen yayma, örgüt ve halkı kin ve düşmanlığa tahrik suçları hukuksuz soruşturmaların anahtarı olarak kullanılmakta.
Başta ifade hürriyeti, toplantı ve gösteri yürüyüşü hürriyeti olmak üzere tüm temel hak ve özgürlükler adeta karneye bağlanmış, erişim engeli getirilmiş. Konuşan, mizah veya haber yapan derhal tutuklanıyor. Çoğu durumda savcılık adeta hüküm makamı olmuş, hâkim güvencesi güvencesizliğin kaynağı haline gelmiş. Ülke büyük bir gözaltı ve tutuklama cenderesinde nefessiz kalmış durumda.
‘BAKAN, TÜRKİYE BAŞSAVCISI GİBİ KONUŞUYOR’
Anayasa'nın 138.maddesi karşısında hiç konuşmaması gereken Adalet Bakanı devam eden soruşturma ve kovuşturmalarda adeta bir Türkiye başsavcısı ve hâkimi gibi, bırakılsın talimat, tavsiye, telkini açık şekilde hüküm veriyor. Toplu gözaltılar ve yargılamalar, kolektif sorumluluk ülkenin normali olmuş durumda Hukuk güvenliğinin bu denli ağır bir şekilde yok edildiği bir ortamda hiç kimse ve hiçbir kurum artık güvende olamaz.
Bu ortam Türkiye Cumhuriyeti devletinin kuruluşundan bu yana yaşadığı en ağır değer ve hukuk krizidir.
10 bin oy olarak başkan seçildiniz. Size oy veren avukatların nasıl bir politik hattı temsil ettiğini düşünüyorsunuz?
Yurttaşın Anayasanın 36.maddesinde yazılı hak arama hürriyetinin vasıtası ve güvencesi olan avukatın, öncelikle bu ülkenin bir yurttaşı olarak ülkenin genel durumundan etkilenmemesi, rejim ve hukuk sorunlarına, Cumhuriyetine yönelik tehlikelere sırtını dönmesi düşünülemez. Cumhuriyet ve Onun hukuku, avukatın onuru ve varlığının, mesleki faaliyetinin zemini ve güvencesidir.
Biliyorsunuz adayı olduğum Cumhuriyetçi Güç Birliği üç grubun, farklılıklarını koruyarak ama Cumhuriyet ve hukuk devleti, Atatürk’e bağlılık paydasında yan yana gelmesiyle, milli mücadele ruhu ve sathı müdafaa mantığıyla kuruldu.
“ORTAK PAYDA VE VİCDANIN TEMSİLİ”
O satıh Anayasanın 1923’ten süzülüp gelen ve Cumhuriyetin kuruluş mimarisini, taşıyıcı kolonlarını ifade eden ilk dört madde, yani ülkenin bölünmez bütünlüğü, ulus devlet temelli üniter yapısı, Cumhuriyetin temel nitelikleri, hukuk devleti ve hukukun üstünlüğü, yargı bağımsızlığı, temel hak ve özgürlükler. Bunlar aynı zamanda avukatın mesleğini icra edebileceği tek zemindir. Aslında bu satıh, ortak bir paydayı, anlayışı, vicdanı da temsil etmekte.
Dolayısıyla bize oy veren meslektaşlarımızın belirli veya belirgin bir politik hattı temsilden ziyade; ortak bir payda ve anlayış olarak bölünmez bütünlük, Cumhuriyet ve Anayasanın değiştirilemez maddeleri hususundaki duyarlılığı öne koyan, bu hususta bizlere güvenen bir anlayış ve kabulle hareket ettiklerini düşünüyorum. Elbette bu anlayış, aynı zamanda hukukun üstünlüğü ve hukuk devleti, yargı bağımsızlığı, meslek sorunları bakımından da gerekli duruşun gösterileceği yönündeki haklı inanç ve beklentiyi de içeriyor.
Toplumda adaletsizliklere ve Terörsüz Türkiye sürecine büyük bir tepki var. Bu tepkinin de sandığa yansıdığını düşünüyor musunuz?
Kesinlikle düşünüyorum. Hep dile getirdiğim gibi avukat ve onun örgütlü gücü baro, ülkesinin, devletinin, varlığının güvencesi olan Cumhuriyetinin karşı karşıya olduğu tehlikelere gözünü yumamaz, sırtını dönemez. Terörsüz Türkiye sürecine duyulan tepkinin nedeni terörün bitmesi, kanın durması değil elbet, buna hiçbir vatansever karşı olamaz.
Bunun nedeni bu betimleme üzerinden üniter yapının, ulus devletin, 1923 Cumhuriyetinin tasfiyesi yönündeki açık ve yakın tehlike. Aslında doğru okunursa; 1921 Anayasası güzellemesi ve 1924 Anayasası ve Lozan reddi üzerinden “eşit vatandaşlık”, “ortak vatan”, “demokratik cumhuriyet” gevelemeleri de bunun itirafı.
‘CUMHURİYETİN AVUKATI SESSİZ KALAMAZ’
Cumhuriyetin avukatı da, barosu da bu sürece sessiz ve tarafsız kalamaz. Gereğini yapmak vatandaşlık görevi. Öte yandan bir hukuk kurumu olan Baronun, hukuk devleti ve yargı bağımsızlığı, adalet sorunları hususunda gerekli girişimlerde bulunması ise aynı şekilde hem vatandaşlık hem de Avukatlık Kanununun gereği.
Bu ülkenin bir yurttaşı olan avukatın bu husustaki duyarlıklarını sandığa yansıtması da son derece olağan.
“EZİCİ ÇOĞUNLUK, AÇIK MESAJ VERİYOR”
Barolardan çıkan seçim sonuçlarının ülke siyasetine ne gibi bir mesaj olduğunu düşünüyorsunuz?
Önce kendi özelimizde söyleyeyim, Cumhuriyetçi Güç Birliğinin oluşturulma sebebi ve başarısı, ülkenin bölünmez bütünlüğü, Cumhuriyetin kurucu değerleri tehlike altında olduğunda bu değerleri savunanların kişisel ikbal beklentileri ve menfaatlerini bir yana bırakarak bir araya gelmelerinin gerekli ve yararlı olduğunu gösteriyor. Daha genele bakarsak da bu ülkede ezici çoğunluğun bölünmez bütünlükten, Cumhuriyetin kurucu değerleri ve mimarisinden ödün vermeyeceği, tüm sorunların devletin temel nitelikleri ve Cumhuriyetin kurucu değerlerine dokunmadan çözülmesinden yana olduğu mesajı açıkça veriliyor. Buna kulak vermeyen siyaset çare olamaz.
“SARSILMAZ BİR KARARLILIK GÖSTERECEĞİZ”
Yeni döneminizde İstanbul Barosu'nun öncelikleri neler olacak?
İstanbul Barosu geleneksel çizgisine geri dönmüştür. Bu çerçevede Türkiye Cumhuriyeti Devletinin, 1923 Cumhuriyetinin kuruluş mimarisi ve taşıyıcı kolonlarını ifade eden Anayasa'nın ilk üç maddesi ile onları koruyan dördüncü maddeye, yani ilk dört maddesine, sözde “sivil”, “özgürlükçü” Anayasa masallarıyla olumlu veya olumsuz hiç kimse dokunamaz, dokunanın eli yanar.
Anayasa'nın 6/3.maddesi uyarınca meclisin yeni anayasa yapma yönünde hiçbir anayasal yetkisinin bulunmadığı gerçeği karşısında bu girişim, yetki ve egemenlik gaspı üzerinden bir darbe teşebbüsünden öte gidemez. Tüm darbelere direnmiş olan İstanbul Barosu bu darbe girişimine de direnecek, 1923 Cumhuriyetini müdafaa ve muhafaza adına sarsılmaz bir kararlılık gösterecektir.
‘TÜM YURTTAŞIN HAKKINI VE HUKUKUNU KORUYACAĞIZ”
Yine İstanbul Barosu, kimliğine, kökenine, giyim kuşamına ve sair inanç veya mensubiyetine bakmaksızın tüm yurttaşların hakkını ve hukukunu koruyup savunacak, hukukun üstünlüğünden, hukuk devletinden yargı bağımsızlığından asla vazgeçmeyecektir. Yanı sıra da tüm bu değerleri ve kurumları müdafaa ederken, mesleki bağımsızlığı ve onurundan ödün vermeksizin, tüm meslektaşlarıyla el ele ve omuz omuza mesleki sorunlarının çözümü yönünde güçlü bir irade ve çaba içinde olacaktır. Bunların hiçbirisi birbirinin alternatifi olmayıp, bir bütünün tamamlayıcı parçalarıdır.
‘TÜM HUKUKİ İHLALLERLE MÜCADELE EDECEĞİZ’
Başta İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı Ekrem İmamoğlu olmak üzere siyasilerin Silivri'de yargılaması sürüyor. Avukatlar ve gazeteciler de tutuklu bulunuyor. Toplumun ‘siyasi’ kabul ettiği davalarda İstanbul Barosu’nun tavrı nasıl olacak?
Yine hep söylediğim bir şeyi tekrar edeyim: İstanbul Barosu hiçbir siyasi partinin arka bahçesi değildir, olmayacaktır. Ama daima Cumhuriyetin ve kurucu değerlerinin, Atatürk ilke ve devrimlerinin hukuk devletinin, hukukun üstünlüğünün de kalesi, gözcüsü ve sözcüsüdür.
Bu nedenle önceliğimiz hukuksuz yere tutuklu ve hükümlü yani tutsak olan meslektaşlarımız olmak üzere, isimlerinden, kimliklerinden, siyasi aidiyetlerinden, haklarındaki isnatlardan bağımsız olarak gerek meslektaşlarımıza gerekse yurttaşlarımızın adil yargılanma haklarına yönelik tüm ihlallerde İstanbul Barosu hukuksuzlukları takip ve not edecek, bu hususta gerekli uyarıları ve mücadeleyi yerine getirecektir.
Günde en fazla 3 kritik gelişme. Bildirim kirliliği yok, anında bilgi.
Kategori: Asayiş
Yayın: 27 Ekim 2026 06:55 · Kaynak: babaocagi.com.tr