İrlandalı siyasetçi Adams: ‘Barış yalnızca savaşın sona ermesi değildir’
- Kuzey İrlanda’da Cumhuriyetçilerin siyasi temsiliyetini üstlenen Sinn Féin Partisi’nin eski başkanı ve İngiltere ile (İrlanda Cumhuriyet Ordusu) IRA arasında 1960’lardan 1998’e kadar süren silahlı çatışma dönemini (The Troubles) sona erdiren “Good Friday Anlaşması’nın” (Hayırlı Cuma Anlaşması) baş
Türksat: 4A Frekans: 12457,5 Sembol: 30000 Polarizasyon: V(Dikey) FEC: 2/3
Gerry Adams, Türkiye’deki çözüm sürecine ilişkin, “Barış yalnızca savaşın sona ermesi değildir. Adaletin varlığı gerekir” dedi. Adams ayrıca, Öcalan’ın serbest bırakılmasının da sürecin bir parçası olması gerektiğini vurguladı.
Haber Merkezi Yayınlanma: 27 Ekim 2026 13:26 Kuzey İrlanda’da Cumhuriyetçilerin siyasi temsiliyetini üstlenen Sinn Féin Partisi’nin eski başkanı ve İngiltere ile (İrlanda Cumhuriyet Ordusu) IRA arasında 1960’lardan 1998’e kadar süren silahlı çatışma dönemini (The Troubles) sona erdiren “Good Friday Anlaşması’nın” (Hayırlı Cuma Anlaşması) baş müzakerecilerinden Gerry Adams, Türkiye’deki çözüm sürecini değerlendirdi.
“Kürtlerin kendi kaderini tayin hakkı hedefi korunmalı”
Adams, sürece ilişkin “Kürt halkının kendi kaderini tayin hakkının genel hedefiniz olarak korunması gerektiğini düşünüyorum” dedi.
Barış süreçlerinde diyaloğun önemine vurgu yapan Adams ayrıca, “Konuşmanız gerekiyor. Ve bir kez konuşmaya karar verdiğinizde, bunun üzerine şartlar koyamazsınız. “Onunla konuşmayız” diyemezsiniz. “Yalnızca şu koşullar altında konuşuruz” diyemezsiniz” ifadelerini kullandı.
“Barış yalnızca savaşın sona ermesi değildir”
Çatışan tarafların müzakere yürüttüğü süreçlerde hedefin yalnızca silahların sustuğu bir “negatif barış” durumu olmaması gerektiğinin altını çizen Adams “Barış yalnızca savaşın sona ermesi değildir. Adaletin varlığı gerekir. Hakların varlığı gerekir. Her vatandaşı kapsaması gerekir” diye konuştu.
Yeni Yaşam’ın sorularını yanıtlayan İrlandalı siyasetçi, Abdullah Öcalan’ın statüsünün de çözüm sürecinin bir parçası olarak ele alınması gerektiğini belirterek, “Abdullah Öcalan serbest bırakılmalıdır. Diğer bütün mahpuslar da bırakılmalıdır.
Kendisine en iyi dileklerimi iletiyorum. Ve ortaya koyduğu tutum için kendisine teşekkür ediyorum” ifadelerini kullandı.
Adams’ın röportajından satır başları şöyle:
IRA 1994 yılında ateşkes ilan ettiğinde, eğer yanlışsam düzeltin, o gün neyi riske attığınızı ve neyi başarabileceğinizi düşünüyordunuz?
Bütün bunları stratejik hedefler açısından değerlendirmek gerekir. Cumhuriyetçiler olarak kendi stratejik hedeflerimizi belirlemiştik. Bunları belirli bir sırayla söylemiyorum, aklıma geldiği şekilde ifade ediyorum. Ancak bunların en başında, İrlanda’daki İngiliz yönetimine son vermek ve İrlanda halkının kendi kaderini tayin hakkını elde etmek vardı.
Bu hedef değişmeden kalmalıydı. Bu değiştirilemez. Aynı şekilde, Kürt mücadelesi açısından da Kürt halkının kendi kaderini tayin hakkının genel hedefiniz olarak korunması gerektiğini düşünüyorum. Bunun yanında başka stratejik hedefler de vardı.
Birlikte kalma ihtiyacı, bütünlüklü olma ihtiyacı ve herkesin bu süreci sahiplenebilmesini sağlama ihtiyacı. Diyaloğun önceliği. Konuşmanız gerekiyor. Ve bir kez konuşmaya karar verdiğinizde, bunun üzerine şartlar koyamazsınız.
“Onunla konuşmayız” diyemezsiniz. “Yalnızca şu koşullar altında konuşuruz” diyemezsiniz. Diyalog çok önemli, hatta belirleyici ve merkezi bir unsurdur. Karşınızdaki insanları, rakiplerinizi, düşmanlarınızı tanımanın yolu budur.
Karşı tarafın pozisyonunu anlamanın yolu budur. Ortak bir zeminin oluşmasını sağlayan şey budur.
Ve başka stratejik hedeflerimiz de vardı. Bunlar bizim kendimize koyduğumuz hedeflerdi. Aynı zamanda şunu da fark ettik: Genel hedefimize kendi başımıza ulaşacak kadar güçlü değildik. Zaten bu hedef bize ait değildi. Hayır, PKK Kürt halkının davasının ya da kendi kaderini tayin hakkının sahibi değildi.
Bu hak herkese aitti. Dolayısıyla biz de kendi durumumuzda başka insanlara ulaşmaya başladık.
İrlanda açısından bunun en bilinen örneği, benim ve SDLP lideri John Hume’un bir çıkış yolu bulmak için belirli programlar ve seçenekler üzerinde anlaşmamızdı.
Ayrıca bu konuda şanslıydık. Gerçekten şanslıydık. Çok güçlü bir diasporamız vardı. İrlandalılar dünyanın dört bir yanına yayılmış bir halktır. Özellikle Kuzey Amerika’da, Britanya’da ve başka yerlerde çok güçlü topluluklarımız var.
Bu nedenle bu insanların etkisini kullanmak için onlara ulaştık. Amerika Birleşik Devletleri’nde, elbette Amerikan hükümeti üzerinde; Britanya’da ise İngiliz hükümeti üzerinde etkilerini kullanmalarını istedik. İrlanda’yı terk etmek zorunda kalmış ve bu meseleyle ilgilenen insanların bulunduğu her yerde, onları da sürecin bir parçası haline getirmeye çalıştık. İngilizler ise burada yaşanan bütün meselelerin iç meseleler olduğunu savunuyordu.
İrlanda veya Britanya dışından herhangi biri insan hakları, mahpusların hakları, ayrımcılık ya da İngiliz işgali hakkında bir mesele gündeme getirdiğinde, İngilizler bunun kimseyi ilgilendirmediğini söylüyordu. “Bunlar bizim iç meselemiz” diyorlardı.
Biz ise bunu uluslararası bir mesele haline getirmeye çalıştık. Ve kendi diasporamızın gücü sayesinde bunu başardık.
“Kendimizi geçmişin acıları içinde boğarsak hiçbir şey yapamayız”
On yıllar süren çatışmanın ardından Cumhuriyetçileri, İngiliz hükümeti ve Birlikçilerle aynı masaya oturmanın teslimiyet olmadığına nasıl ikna ettiniz?
Genellikle ilerici mücadeleler olarak adlandırdığım mücadelelerde ve özellikle de İrlanda mücadelesinde, bizim her zaman görüşmelerden yana olduğumuzu görürsünüz. Son 40-50 yıl içerisinde barış görüşmelerinin, ateşkeslerin ve çatışmaya ara verilmesinin çok sayıda örneği var.
Dolayısıyla bu, Cumhuriyetçiler için yeni bir kavram değildi. Ama elbette insanlar sevdiklerini kaybettiğinde, yoldaşlarını kaybettiğinde, büyük fedakârlıklara katlanmak zorunda kaldığında veya uzun yıllar hapis yattığında; aile üyelerinin ya da arkadaşlarının hapse atılmasına tanık olduğunda, bütün bunların boşuna olmadığı duygusunu korumak gerekir.
İnsanların bunun değip değmediğini düşünüp düşünmemesi kişisel bir meseledir. Ancak bizi sürekli olarak esir alan şey aslında geçmişte ne olduğu değildir. Geçmiş son derece önemlidir. Geçmiş bugünü yaratır. Bugün ise bize geleceği yaratma fırsatı verir.
Ama eğer kendimizi insanlara yaşatılmış bütün acıların, yaraların ve adaletsizliklerin içinde boğarsak, hiçbir şey yapamayız.
Bu yüzden geleceği düşünmek zorundayız. Ve kendi kuşağımızın ötesindeki kuşakları da düşünmek zorundayız. Bobby Sands meşhur bir söz söylemişti: “Bizim intikamımız…” İntikam meselesiyle uğraşıyordu. “Bizim intikamımız, çocuklarımızın kahkahası olacak.” Yani intikamcı değildi.
Mesele, herkesin kendisini ait hissedeceği yeni bir düzen, yeni bir dönem, yeni bir gelecek yaratmaktı.
“IRA’nın barışçıl ilerlemenin mümkün olduğuna inanması zaman aldı”
1994 yılında IRA liderliğine, siyasi bir alternatifin konuşulmaya ve bu riski almaya değer olduğuna inanmalarını sağlayan ne söylediniz?
Biz her zaman konuşmaktan yana olduk. IRA silahlı mücadelesine devam edebilirdi. IRA yenilgiye uğratılmış değildi. IRA, barış için ortaya çıkan fırsatı değerlendirecek olgunluğa, bilgeliğe ve cesarete sahipti. Ama bu kolay olmadı.
İlk seferde de olmadı. İleri geri birçok görüşme, birçok gidip gelme yaşandı. IRA’nın barışçıl bir şekilde ilerlemenin mümkün olduğuna ikna olması zaman aldı.
Peki Hayırlı Cuma Anlaşması’yla gerçekten barışa ulaştığınızı mı düşündünüz, yoksa geleceğe yönelik mücadelenin sadece yeni bir aşamasını mı başlatmıştınız?
İkisi de. Genel anlamda çatışmanın sona ermesini sağladık. İngiliz güçleri ise varlığını sürdürdü. Sadık Birlikçi güçler de bugün hâlâ varlığını sürdürüyor. Ama IRA, yapacağını söylediği şeyi yaptı.
Silahlarını kullanılmaz hale getirdi ve silahlı faaliyetlerine son verdi. Dolayısıyla bu bir süreçtir. Biz buna barış süreci diyoruz. Barış öylece gelip kapınızı çalmaz. Barışın geliştirilmesi, inşa edilmesi gerekir. Daha önce söylediğim gibi, bunun için adaletin, hakların ve insanların sahip olduğu meşru hakların varlığı gerekir.
Ve sıradan insanların bu süreci sahiplenmesi gerekir.
Dağlarda silahlı güçlerimiz yoktu. Halk bizim dağlarımızdı. Bu nedenle entegrasyon süreci, tartışılabilir ki, daha kolay oldu. Ama kişisel düzeyde, bireysel düzeyde ilişkiler yıkılmıştı. Evlilikler sona ermişti. Çocuklar bütün bu süreç içerisinde büyümüştü.
Dolayısıyla herkes için çok, çok büyük bir meydan okuma vardı. Ve eminim ki bugün bile hâlâ zorluk yaşayan eski mahpuslar vardır.
Bazı Kürt mahpuslarda da bunun aynı olduğunu biliyorum. Buradaki bazı mahpuslar 25, 26, 27 yıl hapis yattı. Hapse girdiklerinde cep telefonu diye bir şey yoktu. Arabalar bile bugünkü gibi değildi. Ve bu süre içerisinde toplumda meydana gelen bütün değişimler yaşandı. Dolayısıyla büyük bir uyum sağlama süreci vardı.
Biz çok şanslıydık. Bunun her yerde geçerli olduğunu düşünmüyorum. Ama güçlü Cumhuriyetçi topluluklarda mahpuslarla olan bağlarımız çok, çok güçlüydü. Mahpusların aileleriyle bağlar vardı. Mahpusların ailelerine destek vardı. Mahpuslar adına kampanyalar yürütülüyordu. Mahpusların hakları için mücadele ediliyordu.
Hatta serbest bırakılmalarından önce bile, en azından cezaevi koşullarında düzgün muamele görmelerini sağlamak için mücadele ediliyordu. Bu bağlar ne kadar güçlüyse, topluma yeniden entegre olmak da o kadar kolay olacaktır. Ancak kişisel düzeyde bu insanlar için yine de büyük bir mücadele olacaktır.
Röportajın tamamına buradan erişebilirsiniz.
İlke TV'yi, Google'da tercih edilen kaynak olarak ekleyin İlke TV’nin özel haberlerini ve güncel gelişmeleri anında takip etmek için tıklayarak WhatsApp kanalımıza abone olabilirsiniz.
Günde en fazla 3 kritik gelişme. Bildirim kirliliği yok, anında bilgi.
Kategori: Siyaset
Yayın: 27 Ekim 2026 10:29 · Kaynak: ilketv.com.tr