Karanlık maziye rahvan yürüyüş
- “Vahşi At Dokuz” filminde CIA ajanlarının kara komik hikâyesi üzerinden Kennedy suikastından darbelere, ABD istihbaratının günahlarına temas ediliyor
- Martin McDonagh imzalı eser dörtnala gitmiyor, hüzünlü bir düz yürüyüş vadediyor
Tarihler 1973’ü göstermektedir. CIA ajanları olan yaşlı Chris ve hamburger meraklısı genç Lee, MJ diye andıkları şefleri tarafından ABD’den Pasifik Okyanusu’nun ortasındaki Paskalya Adası’na gönderilir. Küçük bir otele yerleşen Chris, devamlı kendine morfin zerk etmekte, Lee ise el kamerasıyla etrafı çekmektedir.
Acaba iki CIA ajanı, bu uzak adada ne aramaktadır? Esasında Chris ağır bir kanser hastasıdır ve büyük sırlar saklamaktadır. Üstelik bu sırlarını hatıra kitabına dökmeye çalışmaktadır. Derken yaşlı casus, karşılarına çıkan Şilili iki solcu kızla arkadaş olur.
Bu esnada casusların mazilerine ve CIA çatısı altında çevirdikleri dolaplara aşina olmaya başlarız. Nihayette bu garip seyahat tehlikeli de bir hâl almaya başlar. YÖNETMENİN KLASİK ÜSLUBUNU YANSITIYOR “Yedi Psikopat”, “Üç Billboard Ebbing Çıkışı, Missouri” ve “The Banshees of Inisherin” gibi kendine has eserleriyle tanınan Martin McDonagh, bu defa yine böyle aykırı bir filmle geldi… “Vahşi At Dokuz” (Wild Horse Nine) adlı kara mizahı dramla harmanlayan filmde Sam Rockwell, John Malkovich ve Steve Buscemi gibi isimler başrolleri paylaşıyor.
Yönetmen McDonagh, yılkı atlarıyla dolu adada “The Banshees of Inisherin”dekine benzer hüzünlü bir atmosfer meydana getiriyor. Sonra, iki ajanın hikâyesi üzerinden seyirciyi tuhaf bir yolculuğa çekiyor. Hasta ajan Chris’in geçmişiyle yüzleşmesi ve ölüm gerçeği, tesirli sahnelerle işleniyor.
Ancak öbür dünyaya dair lüzumsuz gevezelikler yapılıyor, bu hususta sığ diyaloglar oluşuyor! YİNE ABD SAĞI TENKİT EDİLİYOR Eserin arka planında ise son zamanlarda benzerlerini sık gördüğümüz üzere Amerikan sağı karikatürize karakterlerle tenkit ediliyor.
Bu noktada hüznün yerine kara mizah öne çıkıyor. ABD istihbaratının Kennedy suikastındaki ispatlanmamış rolü gibi karanlık mevzulara inceden giriliyor, CIA’in o tarihlerde başta Şili olmak üzere çeşitli ülkelerde planladığı darbeler tenkit ediliyor.
Ancak pişmanlıklar ve ifşalar, iki karakteri farklı bir noktaya çekiyor; mevzunun ağırlığını dağıtıyor. Eserde John Malkovich ve Sam Rockwell, birlikte hafızalara kazınacak oyunculuk performanslarına imza atıyorlar. İkili, Oscar’daki oyunculuk mükâfatlarında öne çıkacağa benziyor.
ANALOG TERCİHLER Son yıllarda beyazperdede analog teknikler tercih ediliyor. Filmin bazı kısımları da Super 8 model filmli kamera ve 16 mm ile çekilmiş. Böylece dönemin ruhu daha iyi aktarılmış… Evet, Martin McDonagh sinemasının karakteristik unsurlarını yansıtan (bazıları tekrar) “Vahşi At Dokuz”, menfi yanlara sahip olsa da farklı bir serüven sunuyor; dörtnala gitmiyor, hüzünlü bir düz yürüyüş oluyor...
HAFTANIN DİĞER FİLMLERİ - “Orta Doğu’da Bir Zamanlar” - “Çakallarla Dans 8: Şututgart Çıkarması” - “Cinlerin Düğünü” - “7. Mihrak Zahir” - “Gece Köpekleri”
Günde en fazla 3 kritik gelişme. Bildirim kirliliği yok, anında bilgi.
Kategori: Genel
Yayın: 05 Kasım 2026 23:33 · Kaynak: turkiyegazetesi.com.tr