Bacağı Kırık Koltuk
- Bacağı kırık bir koltuk, eski bir eşya gibi görünen, üzerine oturulamayan, dengesi bozulmuş olan, bir tarafı eksik olan koltuk
- İçimizde böyle ‘bacağı kırık koltuk’ olan, taşıdığımızı fark edemediğimiz pek çok eksiklik var
Bacağı kırık bir koltuk, eski bir eşya gibi görünen, üzerine oturulamayan, dengesi bozulmuş olan, bir tarafı eksik olan koltuk... Hayatımız da öyle... İçimizde böyle ‘bacağı kırık koltuk’ olan, taşıdığımızı fark edemediğimiz pek çok eksiklik var...
Hayatımız, kusursuz değil, eksiklerle dolu... Koltuk, oturulup dinlenecek yer... Var olmanın ve güvenin sembolü... Oturduğumuzda hiç düşmeyeceğimizi sanırız... Ayağı kırılan bir koltukta, yer ile buluşmak öylesine hızlı ve kolay ki...
Güven duygumuzun sarsılması, birkaç saniyemizi alır... Bir zamanlar sağlam olan koltuk, bacağı kırıldığında bize kol vermez olur... Bu; kırılmış bir dostluk, yarım kalmış bir hayâl, kaybedilmiş bir güven ve kendi içimizdeki bir çatlak demek...
Hangimiz, kolu kanadı bacağı kırık olan hayatımızı dışarıdan sağlam göstermeye çalışmayız ki? Altına kitap sıkıştırılmış bir koltuk gibiyiz her birimiz… Görünürde ayaktayız, lâkin küçük bir sarsıntıda dengesizlik girdabında yalpalamaya başlarız...
Eksiklerimizi gizlemek için öfkemizi, kibrimizi, aşırıya kaçan neşemizi ve sessizliğimizi kullanır dururuz... Kırık olan tarafımızı saklamakta mahiriz doğrusu... Hâlbuki kırık olan her bir şeyimizi onarmak varken, boşuna kürek çekmeyi marifet sanırız...
Hayat, iki hece; bilinmez bilmece... Nedene bile gerek duymadan yaptıklarımız ve yapamadıklarımız... Meselâ, tek sahip olduğumuz kırık koltuğumuzu atamayışımız... Ondaki hatıralardan vazgeçemeyişimiz... Yıllarca aynı yerde üzerine kurulduğumuz bacağı kırık koltuğumuz ve koltukta neyi bulduğumuz...
Muamma... Bir büyüğümüzden bize yadigâr kalan bacağı kırık koltuğumuz... Ne kırık koltuğumuzdan ne de kırık yanlarımızdan bir türlü kurtulamayışımız... Bazı acılar atılmaz; karakterimize dönüşmüştür zira... Kırılmış bir güvendir bu...
İleride daha dikkatli olmayı öğretir bize... Kaybedilmiş bir dostluktur bu... İlişkilerimizdeki değer ölçüsünü değiştirir... Kırık olan şey, işe yaramaz hâle gelmez; sadece başka bir anlama bürünür, bir parçamız olmaya devam eder...
Toplum için de, ‘bacağı kırık koltuk’, sendromu geçerli... Adâletin eksik olduğu, liyâkatin kırıldığı veya merhametin zayıfladığı toplum; ayakta görünse bile, sürekli sallanır... Böylesi bir toplumda insan olabilmek, insan kalabilmek, güvende olabilmek çok zor...
Çünkü düzenin bir ayağı eksikse eğer, orada bütün başlar eğik olur... Bir kurumun, organizasyonun, ekibin sadece görüntüde güçlü olması, onun sağlam olduğu anlamına gelmez... Sanatta ve felsefede kusur da aynı... Japon kültüründe, kırılan seramik altınla onarılır; çatlak gizlenmez, değer hâline getirilir...
Kütahya çini ve seramik kültüründe de benzer bir durum söz konusu... Fırından çıkan her eser tam kusursuz olmayabilir; ancak küçük bir kusur, küçük bir farklılık esere farklı anlam katar... Her birimiz de öyleyiz; tamamen kusursuz değiliz, eksiklerimizle yüzleştiğimizde olgunlaşırız ve daha değerli hâle geliriz...
Bir koltuğun dört ayağı var... Bu dört nokta, yerçekimine karşı koyan, ağırlığı eşit dağıtan mütevazi bir mühendislik harikası... Bu denklemden bir bacak çekildiğinde, koltuk artık statik bir nesne olmaz... Koltuğun ayakları, mütevazi; üzerine oturan, mütevazı olmalı...
Mütevazi, geometrik bir terim olan paralel (birbirini kesmeyen, eş uzaklıkta olan)... Mütevazı, alçakgönüllü, gösterişten uzak, sade olan kişi... Ayakları mütevazi bir koltuğa oturan mütevazı birey, oturduğu koltuğu doldurur...
Oturduğu koltuk da onu taşır... Bacağı kırık koltuk da olsa... Elbette, hiç kimse bacağı kırık bir koltukta oturmayı tercih etmez... Bacağı kırık koltuk, geçici bir çözüm gereği idare etmeye çalıştığımız koltuk... Bacağı kırık koltuktan ziyade ruh hâlimizin kırık olması bizi daha çok etkiler...
Yüzümüzdeki gergin gülümseme ve bacağı kırık koltukta oturmaya çalışmamız... Hayat böyle bir şey, sabretmek gerek... Güvenli bir zeminde oturduğumuzu sandığımız anlarda, bir bacağımızın altındaki zemin ansızın çökmesi...
Düşmemek için dengeyi korumaya çalışmamız ve her şey yolundaymış gibi yapmaya çalışmamız... Bacağı kırık bir koltukta oturmak, bir bozulmanın tam ortasında yaşamaya dair derin bir imge... Mükemmel, sağlam ve kalıcı olanın özlemini çekerken, kusurlu, geçici ve güvenilmez olanla uğraşmak zorunda kalmaktır bu...
Bu, bizim var olmaya çalışmamız... Sağlam koltuklar, tamamlanmış projeler, taze başlayan ilişkiler, yepyeni arabalar gibi... Zaman, bir koltuk bacağı gibi, her bir şeyin bir köşesini kırar... Kırık koltukta oturmak; aşınmış, yamulmuş, kırılmış, ancak terk edilmemiş dünyada var olmaya çalışmak misâli...
Bacağı kırık koltuğu onarmak mümkün... Bir tahta parçası, birkaç çivi, bir tüp tutkal... Lâkin nedendir bilinmez, çoğu zaman bacağı kırık koltuğu onarmayız, bir şekilde idare ederiz... Düşmemek için hangi açıda durmamız gerektiğini öğreniriz...
Günde en fazla 3 kritik gelişme. Bildirim kirliliği yok, anında bilgi.
Kategori: Hava
Yayın: 03 Kasım 2026 06:05 · Kaynak: mansetaydin.com