Habermetrik
← Ana Sayfa
28 Ekim 2026 05:41
✍ Editör: Habermetrik · Editör Politikası

Öykü: Çay lekesi | Samih Güven

Öykü: Çay lekesi | Samih Güven
⏱️ 5 dk okuma 🛡️ %85 Doğruluk · 1 Kaynak
WhatsApp Paylaş
⚡ 30 Saniyede Özet Habermetrik Yapay Zeka Özeti
  • Müdürüm her sabah olduğu gibi gazetesini iki eliyle sıkıca kavramış, pencereye doğru dönmüştü
  • Sayfaların arkasından sordu bir ara

Müdürüm her sabah olduğu gibi gazetesini iki eliyle sıkıca kavramış, pencereye doğru dönmüştü. Sayfaların arkasından sordu bir ara.

Bir saattir, çekmecelerin, evrak dolaplarının altını üstüne getirdiğimi biliyordu. Bulsam tepki vermez miydim?

“Dikkatin dağılmasın diye karışmak istemiyorum, yanlış anlama.”

Onun rahat halinin aksine en zor günümü yaşıyordum iş yerinde. Genel müdürün üzerinde düzeltmeler yaptığı çok önemli tabloyu bulamıyordum.

Müdürümün sorumluluk alacağını, beni kurtarmaya çalışacağını sanmıyordum. Genel müdür huysuzun tekiydi ve söyleyebileceğim hiçbir şey yoktu.

Toplantı odasındaki hali gelmişti gözümün önüne. Elinden hesap makinasını düşürmüyordu. Tek tek bölüyor, çarpıyordu rakamları. Parmakları tuşlarda ustalaşmıştı. Üstlerine armağan edeceği her sayı kendi elinden geçsin, her şeyi önce o bilsin, kontrol etsin, emin olsun istiyordu.

Hiç kimseye, bilgisayarlara bile güvenmiyordu. Tablolardan rastgele bölümler seçip doğrulama yapıyor, ancak o zaman rahatlıyordu. Önemli rakamları tekrar tekrar topluyordu sabırla. Bir hata bulursa yüzü kararıyordu. Karşısındaki televizyon ekranına boş boş bakıyordu bazen. Konuşmuyordu. Son sözü “düzeltmeler yarın sabah masamda olsun”du.

Sıkıntı basmıştı iyice. Koltuğumda doğrulup başımı ellerimin arasına aldım. Boş boş bakıyordum bilgisayar ekranına.

Daire başkanı da izinli olacak zamanı bulmuştu.

Müdürüm gazetesinden gözlerini kaldırıp süzdü bu defa. Sonra elinin tersiyle sayfaları düzeltip sabah keyfine devam etti. O sırada neşe içinde, tepsiyi ne denli usta olduğunu göstermek istercesine sallayarak çaycı girdi içeri.

Sormadan çay bıraktı yine. Müdürüm çayını karıştırmaya başladı. Uzun süren, her zamanki ritminden sapan bir karıştırmaydı bu. Adam eğleniyor muydu ne!

Dün akşam toplantıdan sonra elimde neler olduğunu, odaya gelişimi, masanın üzerindekileri, yaptığım hareketleri tek tek gözümün önüne getiriyordum. Çöpe attığım şeylerin arasına mı karışmıştı? Nereye gitmişti?

Debelendiğim sırada müdürümün arkadaşları girdi odaya. Daldı demek daha doğru olur. Sandalyelere yerleşip muhabbete başladılar. Zam sonrası bordrolarındaki kalemleri hesaplayacaklardı herhalde. Hangi gösterge yandan yürümüş, fazla çalışma tazminatı ne kadar artmış. Boş işler!

Yenileri sevmiyorlar nedense. Hep torpille girdiğimizi, gözümüzün yüksekte olduğunu düşünüyorlar. Geçenlerde, “Dağınıklar, yazı yazmayı bile bilmiyorlar, test çocukları, ne olacak,” demişti müdürüm. Kendileri biliyor da ne yapıyor sanki!

Aralarından birinin beni izlediğini fark etmiştim. “Bir şey mi arıyorsun?” diye sordu. Bu sırada herkes dönüp bana baktı. Kötü bir imaj çizmek istemiyordum.

“Önemli bir şey değil, masamı düzeltiyorum.”

Müdürümün bıyık altından güldüğünü biliyorum tabi.

Ümitlerim tükeniyordu artık. Ne yapacaktım? Ne olursa olsun, gidip söylemekten başka çare yoktu. Ama hemen yapmalıydım bunu. Genel müdürün sekreteri Cahide Hanımla aramın iyi olduğuna sevinmiştim ilk defa.

Seveni azdır. Çünkü kendini patron yerine koyup olayları kafasına göre yönetmeye çalışır. Sevmediği memurları süründürür, genel müdürün yanına almaz kolay kolay. Hem de her şeyi yetiştirir. Belki çoğu sekreter böyle, belki amirler alıştırıyor onları.

Ustaca yalan söylemeyi öğretiyorlar. “Müsait değil”, “Toplantıda” gibi gerekçelerle telefona çıkmıyor, imzaya bile kabul etmiyorlar bazen. Küçük mucizeler bekliyorlar onlardan, iş birliği yapıyorlar gizlice. Arada küçük sürprizler, atıştırmalıklar, çocuklarının, karılarının işlerini takip etmeleri hoşlarına gidiyor.

Bu yüzden başkalarına kapris yapmaya hak kazanıyor sekreterler. Ama Cahide Hanım sever beni. Serviste gelip yanıma oturur bazen, “Diğerlerine benzemiyorsun, efendisin,” demişti bir keresinde. Ama çatlağın teki bence de. Aman duymasında!

Odadan çıkıp o uzun koridoru adımlamaya başladığım sırada karamsarlık çökmüştü iyice. Köşeye sıkıştığımda, hayatımdan memnun olmadığım zamanlarda üşüşen düşünceler toplanmıştı yine.

Her şeye istediğin şekilde yön verebilir misin? Başkalarının kararlarına, isteklerine bağlı olmadan yaşayabilir misin? Hayatını kendi ellerin arasına alabilir misin? Belki, ama risk almak demektir bu. Var olanı yıkıp, sıfırdan başlamak demektir.

Yeterince cesur musun, yeniden düzen kurmaya gücün var mı? İmkânların elverişli mi bunun için? Var olan alışkanlıklarından, elindekilerden, konforundan vazgeçebilir misin? Ailen buna razı olur mu? Razı olması önemli mi?

Boşuna meşgul etme kafanı! İşinden ayrılamazsın. İyi bir neden bul, alttan al ve kendini koru şimdi.

Düşüncelerden sekreterin sözleri ile kurtulmuştum.

“Daire başkanları Turan’la Rasim içerde. Paris’te bir toplantı varmış. Onu ayarlamaya çalışıyorlar herhalde.”

“Yok yok çıkarlar birazdan. Aman bunlar da bayılır yurt dışına gitmeye. Şu Rasim’in yanında konserve götürdüğü söyleniyor harcırahı biriktirmek için. Turan da karısından kaçıyor bence.”

“Tabi ki, bana soracaksın böyle şeyleri. Sen içeri mi gireceksin? Birazdan toplantıya gidecek.”

“Cahide Hanım çok kısa, önemli bir şey var da.”

O sırada kapı açılmıştı içeriden. Turan Beyle Rasim Bey çıkınca ayağa kalkıp önümü ilikler gibi yaptım. Göz ucuyla süzerek uzaklaştılar. Cahide Hanımsa sandalyesinde hafifçe doğrulup sırıttı. Sonra da bana döndü:

“Ben içeri girip, kolaçan edeyim. Çıkmadan hallederiz senin işini, merak etme.”

Bir iki dakika sonra imza kartonlarıyla geldi.

“Tamam gelsin dedi, yalnız huyuna git, sinirli gibi!”

Yüzü kararmıştı yine. Saçları diken diken olmuştu. Neden elinde tablo yok der gibi baktı. Eliyle masasının önündeki koltuğu işaret etti. Tombul parmakları tabancaya davranacakmış gibi hesap makinasının yanında duruyordu. Parmakları sırayla vurup duruyordu masaya.

“Çıkacağım birazdan, çabuk olabilir misin?”

“Efendim, üzerinde düzeltme yaptığınız tablo.”

“Şu üç aylık projeksiyonu gösteren tablo mu?”

“Kartonun içinde çekmeceme kilitlemiştim, sabah değişiklikleri işlemek için baktığımda bulamadım.”

“Odada efendim. Ama tamamen benim hatam.”

“Yahu Müsteşar Beye bu akşam arz edecektim ben o tabloyu. Sen ne diyorsun anlamıyorum?”

“Yeni nesil de iyi öğrenmiş bunu, özür dilerim demekle halloluyor mu her şey?”

Memuriyette bazen susmanın en iyisi olduğunu öğrendiğimden sesimi çıkarmadım. Bir süre kendi kendine konuşup durdu. Bir ara hesap makinasına eli gitti nedense. Emin değilim ama daha önce bıraktığım olumlu intiba sayesinde hırpalamadı fazla. Sonunda ayağa kalktı.

“Haber bekle benden. Toplantıdan sonra aradığımda yerinde ol. İlk tabloyu kaybetme bari!”

Kapıyı dinlediğinden olacak tam zamanında Cahide Hanım girdi içeri. Göz ucuyla çıkmamı işaret etti.

💬 Habere Tepkinizi Belirtin:
Habermetrik WhatsApp Kanalına Katılın

Günde en fazla 3 kritik gelişme. Bildirim kirliliği yok, anında bilgi.

Kanalı Takip Et →
Kaynaklar: edebiyathaber.net
Haber metni ve görseller edebiyathaber.net sitesine aittir; tam içerik kaynak sitede yayınlanır.
Haber Künyesi
Kategori: Kültür-Sanat
Yayın: 28 Ekim 2026 05:41 · Kaynak: edebiyathaber.net
Kaynağı Oku ↗