Devletin Bekası Evde Başlar: Aile Politikaları ve Toplumsal Yapı Üzerine Derinlemesine Analiz
Cumhurbaşkanı Erdoğan'ın sıkça vurguladığı'Devletin bekası evde başlar' sloganı, yeni aile hukuku reformları ve nüfus politikaları çerçevesinde nasıl bir yol haritası çiziyor? Uzmanlar ve resmi belgeler sürecin boyutlarını açıklıyor.
· 2 dk 3 Devletin Bekası Evde Başlar: Aile Politikaları ve Toplumsal Yapı Üzerine Derinlemesine Analiz Yassıada tanığı Halit Kıvanç anlattı: Menderes'in son 17 Eylül'ü Ankara — "Devletin bekası evde başlar" belirteciliği, son yıllarda Türkiye'nin sosyal politikalarının merkezi eksenine dönüşen aile kurumu odaklı yaklaşımın özetlediği bir çerçeve çiziyor. Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan'ın farklı platformlarda, özellikle Aile ve Sosyal Hizmetler Bakanlığı bünyesinde yapılan Aile Kurulu toplantılarında tekrar eden bu vurgular, evlilik yaşının çekilmesi, boşanma oranlarındaki artış ve düşen doğurganlık hızı arasındaki ilişkiyi devlet politikalarının neresine koyduğunu netleştiriyor.
Bu söylemin kökleri, 2010'lu yılların ortalarında başlayan ve " Gençlik ve Spor Bakanlığı " ile "Aile ve Sosyal Politikalar Bakanlığı" kuruluş süreçlerine uzanan birikime dayanıyor. 2021'de hazırlanan ve kamuoyu tartışmalarına sunulan "Aile Hukuku Strateji Belgesi ve Eylem Planı (2021-2025)", bu felsefi duruşun somut yasal adımlara döküldüğü ilk kapsamlı metin olarak kabul ediliyor. Belgede; evlilik öncesi danışmanlık zorunluluğu, boşanma sürecine aracılık (mediation) getirilmesi, velayet ve gözetme düzenlemelerinin çocuğun üstün yararı açısından yeniden yapılandırılması gibi maddeler, "evin sağlamlığı" ile "devletin istikrarı" arasında doğrusal bir bağıntı kuruyor.
TÜİK verilerine göre Türkiye'nin toplam doğurganlık oranı 2023 itibarıyla 1,51 seviyesine düşerek, nesilden nesile değişim sağlayan 2,10 "değişim oranının" altına küçülmüş durumda. Bu demografik daralma, emeklilik sistemlerinden sağlık harcamalarına, askeri kıtadan iş gücü piyasasına kadar geniş bir yelpazede yapısal riskler barındırıyor. Hükümetin "Gençlik Projesi" ve "Evli Çiftlere Destek Paketleri" (evlilik teşvik primi, doğum primi, anne-baba izni uzatmaları) gibi teşvik mekanizmaları, bu tabloyu tersine çevirme girişimi olarak okunuyor. Maliye Bakanlığı bütçe ön konuşmalarında, aile destek kalemlerinin 2024-2026 döneminde reel artış gösterdiği, ancak bu artışın doğurganlıkta anında bir zıplama sağlamak yerine "yavaşlama" sağladığı değerlendiriliyor.
Akademik çevrelerde ve kadın hakları örgütlerinde bu yaklaşım, "aileyi koruma" ile "bireyi (özellikle kadını) aileye hapsolma" riski arasında ince bir çizgi çizdiği yönünde tartışılıyor. Hacettepe Üniversitesi Nüfus Etütleri Enstitüsü (NEE) raporları, eğitim seviyesinin arttıkça ve kadın istihdamının güçlendiğinde doğurganlığın doğal olarak düştüğünü, bu sürecin sadece nakit teşviklerle değil, çocuk bakım altyapısının (kreş, anaokulu) yaygınlaştırılması ve esnek çalışma modellerinin yaygınlaşmasıyla yönetilebileceğini öne sürüyor. Aile ve Sosyal Hizmetler Bakanlığı Mahinur Özdemir Göktaş, son basın toplantısında "Aileyi korumak, bireyin özgürlüğünü kısıtlamak değil, ona destek olmak demektir" diyerek bu dengeyi kurumsal dilde ifade etmeye çalıştı.
Gündeme gelen " Yeni Anayasa " tartışmaları ve Medeni Kanun reformu taslakları arasında, evlilik yaşının 18'e çekilmesi (istisnasız), boşanma dava süresinin uzatılması ve eşler arası mal rejiminin (edinilmiş mal rejimi) yeniden gözden geçirilmesi gibi maddeler öne çıkıyor. Meclis Plan ve Bütçe Komisyonu'nda görüşülen tasarıların taslağı, "aile birliğini bozan davranışlar" tanımının genişletilmesi yönünde endişeler yaratıyor. Uzmanlar, yasama sürecinin şeffaflığının ve sivil toplum katılımının, sloganın hayata geçirilmesinde belirleyici olacağını vurguluyor.
Kategori: Siyaset
Yayın: 17 Eylül 2026 04:39 · Kaynak: habergo.com.tr