Ekran krizi büyüyor: ‘Diziler Türk seyircisi için yapılmıyor’
- Türk televizyon sektöründe yapım maliyetlerinin bölüm başına 40 milyon lira sınırına dayanması ve yayıncı kuruluşların dizileri peş peşe yayından kaldırması, ekrandaki krizin ekonomik olduğu kadar yapısal bir temele dayandığını da ortaya koydu
Türk televizyon sektöründe yapım maliyetlerinin bölüm başına 40 milyon lira sınırına dayanması ve yayıncı kuruluşların dizileri peş peşe yayından kaldırması, ekrandaki krizin ekonomik olduğu kadar yapısal bir temele dayandığını da ortaya koydu. Sektör temsilcilerinin, eleştirmenlerin ve oyuncuların tartışmaya dahil olmasıyla; krizin arka planındaki ihracat baskısı, uzun yayın süreleri ve setlerdeki çalışma koşulları masaya yatırıldı.‘DİZİLER TÜRK SEYİRCİSİ İÇİN YAPILMIYOR’Televizyon sektöründeki sistemsel tıkanıklığın temel nedenlerinden biri, projelerin iç pazardan ziyade uluslararası satış potansiyeline göre kurgulanması.
Televizyoncu Armağan Çağlayan, sektörün içine girdiği çıkmazı şu sözlerle ifade etti: “Dizi sektörü neden krize girdi? Çünkü diziler Türk televizyon seyircisi için yapılmıyor. Diziler yazılırken de çekilirken de ‘Yurt dışına satışı olur mu?’ diye düşünülüp kadro yapılıyor.
O sebeple de her şey kendini tekrar etmeye başladı. Ortadoğu almazsa, Güney Amerika alır diye aynı şeyle dönüp duruluyor. Bu danışıklı dövüş! Ama sanırım deniz bitiyor!”Televizyon ve sinema eleştirmeni Murat Soner de ihracat odaklı modelin pratikteki çelişkisine dikkat çekti.
Soner, “Dizi Türkiye’de tutmazsa 4 bölümden fazla çekilemiyor. Dolayısıyla yapımcının diziyi önce Türkiye’de tutturması ve buranın beklentilerini karşılaması gerekmiyor mu?” sorusunu yönelterek, yerel izleyiciyi yok sayan sistemin sürdürülemezliğini vurguladı.‘TOPLUMSAL UYUŞTURMA MEKANİZMASI’Krizin bir diğer boyutu olan 160 dakikalık yayın süreleri, yalnızca reklam gelirlerini artırma çabası olarak değil, sosyolojik bir müdahale olarak da değerlendiriliyor.
Sinema yazarı Murat Tolga Şen, üç saatlik yayın sürelerini şu ifadelerle analiz etti: “Üç saatlik dizileri sadece daha çok reklam yayınlayabilmek için koyduklarını sanıyorsunuz ama o tam öyle değil. Ortada yalnızca ticari bir tercih değil, iktidarın da işine gelen muazzam bir toplumsal uyuşturma mekanizması vardı.
Diziler toplumun afyonu, hepimizi her akşam saatlerce uyuşturup propagandayı gırtlağımızdan soktular. Önceden diziler hayatın içinden hikâyeler anlatırdı. Mahalleler, işçiler, memurlar, sınıf çatışmaları… Yerlerine servetini nereden kazandığını bilmediğimiz zenginler ve sürekli ahlak dersi veren karakterler geldi.
Şimdi kurulan tüm yapılar çökerken dizilerdeki krizi biraz da buradan yorumlayın.”FATURA OYUNCUYA KESİLEBİLİR Mİ?Maliyet krizinin faturasının yüksek oyuncu kaşelerine kesilmesine ise oyuncu cephesinden itiraz geldi. Oyuncu Özge Özpirinçci, sektörün binlerce insanın ekmek teknesi olduğunu hatırlatarak, “Başrollerin indirim yapmasıyla çözülecek bir konu olduğunu düşünmüyorum.” dedi.
Özpirinçci, krizin tüm ekibin hakkının korunduğu stratejik bir iş planlamasıyla aşılabileceğini kaydetti. Benzer bir tespitte bulunan oyuncu Hazar Ergüçlü de piyasada artık “sınıra yaklaşıldığını” ve oyuncuların feragat etmesinin sorunları kökünden çözmeyeceğini ifade etti.
TELİFLER ÖDENMİYOROyuncu Deniz Atam, yüksek kaşe taleplerinin altında yatan asıl nedeni, ödenmeyen telif hakları üzerinden açıkladı. Atam, “160 dakika dizi çektir, kanala sat, üstüne YouTube’a koyup bir daha para kazan, yurt dışına milyonlara tekrar sat; ne tekrar yayın telifi ne de yurt dışı satış payı ver.
Vermediğin haklarını kaşesiyle almaya çalışıyor çünkü. Sonra da bu saçmalığın ihalesini oyuncuya yık!” diyerek yapımcıların kâr döngüsünü eleştirdi. Atam ayrıca, reklam modelinin de değiştiğini belirterek, “Reklamın mecrası değişti.
Senin saçma sapan dizinin arasına girmektense YouTube’a vermeyi tercih ediyor firma. Yeni bir izleme düzeni var artık, televizyon eski kaldı.” ifadelerini kullandı. SETLERDE SİGORTA VE EMEK SÖMÜRÜSÜSektörde milyonluk ihracat ve reklam gelirleri tartışılırken, kamera arkasında çalışan teknik ekibin koşulları da krizin emek boyutunu gözler önüne serdi.
Kamera Asistanı Utku Söğüt, sosyal medya üzerinden yaptığı açıklamalarda setlerdeki kayıt dışı ekonomiyi şu sözlerle anlattı: “Asgariden sigortanızı yapar, üstünü elden öder, vergi kaçırırlar. Teknik ekibi minimum kaşenin altında çalıştırırlar çünkü iş yok, bunu bilirler.
Entegrasyon diye reklam sahnelerinde milyonlar kazanılır ama teknik ekibe hiçbir ek ödeme yapılmaz.”Söğüt, teknik ekiplerin haklarının verilmediği bu yapımların televizyonda ve dijital platformlarda izlenmemesi çağrısında bulundu. SEYİRCİ GERÇEK HİKAYEYİ ARIYORTürk televizyon sektörü, son 30 yılın en düşük reklam geliriyle yüzleşiyor.
Normal şartlarda televizyonların en yüksek gelir elde ettiği ekim ayında, saat başına ayrılan 12 dakikalık reklam kuşaklarının yaklaşık yüzde 40’ı boş kalırken, bir bölümün maliyeti 40 milyon liraya dayandı. Kanallar, devasa bütçeleri reklamla karşılayamadığı için özellikle maç günleri yeni bölüm yayımlamama kararı alarak kesintiye gitti.
Seyircinin kalitesiz ve yapay senaryoları reddetmesiyle, sadece bu sezon kadrosunda ünlü isimlerin yer aldığı A.B.İ., Çirkin, Aşk ve Taht, Mercan Köşk ve Sevdam Karadeniz gibi dev bütçeli beş yapım peş peşe erken final yaptı.
Günde en fazla 3 kritik gelişme. Bildirim kirliliği yok, anında bilgi.


Kategori: Kültür-Sanat
Yayın: 05 Kasım 2026 21:03 · Kaynak: aydinlik.com.tr