Trump'ın yenilgisi Erdoğan'ın hesaplarını nasıl etkiler?
- ABD'de Trump'ın Kongre çoğunluğunu kaybetmesi, Erdoğan'ın kişisel diplomasi siyasetini ve 2028'e uzanan hesapları tartışmaya açtı
ABD'de Trump'ın Kongre çoğunluğunu kaybetmesi, Erdoğan'ın kişisel diplomasi siyasetini ve 2028'e uzanan hesapları tartışmaya açtı.
Google'da DW'yi tercih edin Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, Temmuz ayında NATO Zirvesi için Ankara'ya varışında Donald Trump'ı karşılarken Fotoğraf: Saul Loeb/AFP Reklam ABD'de 3 Kasım'da yapılan ara seçimlerde Demokratların Kongre'nin iki kanadında da çoğunluğu kazanması, Ankara-Washington ilişkilerinin yanı sıra Türkiye'deki iç siyasi dengeler açısından da tartışılıyor.
Türkiye'de seçim takvimi 2028'in bahar aylarını, ABD'de ise aynı yılın Kasım ayını gösteriyor.
Donald Trump'a yakın siyasetçilerin farklı ülkelerde son dönemde yaşadığı seçim kayıplarının ardından gelen bu yenilgi, Türkiye gibi ülkelerde güçlü liderlerin sandıkta geriletilebildiği düşüncesini beslemiş durumda.
Ancak uzmanlara göre Türkiye için çıkarım yapmak için henüz erken.
Macaristan'da Viktor Orban'ın Nisan ayında yenilgisi, Ekim ayında Sırbistan'da Aleksandar Vucic'in partisinin kaybetmesi ve Brezilya'da Flavio Bolsonaro'nun iktidara gelememesi hem Trump'ın etkisini hem de dünyadaki sağ popülist dalganın kırılıp kırılmadığını sorgulatıyor.
DW Türkçe'ye konuşan Sabancı Üniversitesi Öğretim Üyesi siyaset bilimci Berk Esen, bu sonuçları şimdiden sağ popülizmin sonu olarak yorumlamanın erken olduğunu söyleyerek şunları kaydediyor:
"Ben henüz o sağ popülist dalganın kırıldığını düşünmüyorum ama kırılabileceğinin işaretlerini görmeye başladık. Bence bu seçim sonuçları bize yeni bir sol dalganın yükselmesinden ziyade iktidar karşıtı dalganın çok güçlü olduğunu gösteriyor."
Esen'e göre bu ülkelerdeki ortak nokta, seçmenlerin gidişattan duyduğu hoşnutsuzluk.
Bu çerçevede ekonomik sıkıntılar, eşitsizlik, enflasyon ve geleceğe ilişkin umutsuzluk iktidarları zorluyor.
Panorama TR Araştırma Direktörü Osman Sert de sonuçların "teknoloji şirketlerinin desteğine, güçlü liderlere ve kimlik siyasetine dayanan yönetimlerin geleceğe hâkim olacağı" düşüncesini sorgulattığını belirtiyor.
Sert, bu değişimin kalıcı olup olmayacağının ise kazananların performansına bağlı olduğunu vurgulayarak şunları kaydediyor:
"Yeni seçilen bu isimler başarılı olabilecekler mi? Neoliberalizmin dolduramadığı boşlukları bu yeni seçilen isimler doldurabilecekler mi, popülizme karşı sağlıklı bir söylem inşa edebilecekler mi? Yoksa sadece popülizme karşı oldukları için mi geldiler? Bunu önümüzdeki dönemde göreceğiz."
Peki Türkiye'de muhalefet üstünde kurulan baskı karşısında Erdoğan'a destek çıkan Trump'ın yenilgisi ne anlama geliyor?
Esen'e göre bu yakın dostluğun iktidar açısından başlıca getirilerinden biri, içerideki baskılar nedeniyle ABD'den gelebilecek tepkileri sınırlaması oldu. Trump'ın Erdoğan'a verdiği desteğin iktidara uluslararası meşruiyet sağladığını düşünen Esen, bu desteğin azalmasının etkisinin de hemen olmasa da zaman ve süreç içinde görülebileceğini söylüyor.
Demokratların 2028'de başkanlığı da kazanması ve sağ popülist liderlerin başka ülkelerde gerilemeye devam etmesi halinde Erdoğan yönetiminin hareket alanının daralabileceğini belirten Esen, Türkiye muhalefetinin bundan yararlanmasının seçmenin değişim isteğine kendi adayları, kadroları ve politikalarıyla karşılık verebilmesine bağlı olduğunu söylüyor.
Bu arada Trump, Kongre desteğini kaybetmesine rağmen Ocak 2029'a kadar başkanlığı sürdürecek. Dolayısıyla ara seçim sonuçları Erdoğan'ın Beyaz Saray ile doğrudan temas kanalını kapatmıyor.
Yeni Parti Genel Başkanı Özgür Özel ise ABD seçimlerine ilişkin açıklamasında Erdoğan-Trump yakınlığını eleştirerek partisinin siyasi geleceğini Washington'daki gelişmelere bağlamadığı mesajını verdi.
Özel, "Neredeyse Amerika'da Recep Tayyip Erdoğan'ı seven tek kişi Amerika'yı yönetiyor. Türkiye'de de Trump'ı seven tek kişi Türkiye'yi yönetiyor. Böyle bir derin çelişki ile karşı karşıyayız" diyerek iki liderin birbirlerinden aldıkları güce ve desteğe güvendiklerini belirtti.
İktidarın dış destek arayışında olduğunu söyleyen Özel, "Biz Trump'tan ne iktidar olmak için medet umduk, ne Trump'ın kaybından muhalefet olarak medet umuyoruz. Trump'a muhtaç olan, milletten ümidini kesmiş demektir" dedi.
Yaptıkları anketlerde Trump'ın Türkiye'deki seçmende en fazla yüzde 10 civarında bir beğeni topladığını belirten Osman Sert, ancak seçmendeki Trump algısı ile ilgili farklı bir noktaya işaret ediyor. Dışarıdaki bir liderin popülerliği ile Erdoğan'ın o liderle ilişkilerini yönetme biçiminin ayrı ele alınması gerektiğini söyleyen Sert, ABD'ye yönelik olumsuz bakışa rağmen Erdoğan'ın dış politika performansının daha olumlu değerlendirilebildiğini belirtiyor.
Bu nedenle Sert'e göre Trump'ın kaybetmesi, Erdoğan'a yönelik algının da aynı yönde değişeceği anlamına gelmiyor.
Pek çok uzman ABD'deki ya da diğer ülkelerdeki şartlarla Türkiye'yi kıyaslamanın doğru olmadığı görüşünde birleşiyor.
Esen de Türkiye ile diğer ülkeler arasında doğrudan karşılaştırma yapılmasına ihtiyatla yaklaşan isimlerden. Esen, Türkiye'nin bu örneklere göre daha otoriter bir noktaya gittiğini, muhalefetin örgütlenme, aday çıkarma ve kampanya yürütme imkânlarının daha sınırlı olduğunu söylüyor ve şu yorumu yapıyor:
"ABD ciddi anlamda gerilese de hâlâ liberal demokratik kurumlara sahip olan bir demokratik rejim. Bu gibi ülkelerde muhalefeti örgütlemek, aday bulmak, kampanya yapmak, seçim kazandığında iktidara gelmek Türkiye'ye nazaran daha kolay."
Sert de muhalefetin eksiklerini tartışırken üzerindeki baskının göz ardı edilmemesi gerektiğini vurguluyor. Ekrem İmamoğlu'nun dışarıda olması halinde Cumhurbaşkanlığı seçiminde güçlü bir aday olabileceğini, ancak tutuklu bulunduğunu hatırlatan Sert, bununla birlikte kapsayıcı siyasetin yalnızca bir adayın kişisel özelliklerine mi dayandığı, yoksa muhalefetin genel tercihi mi olduğu sorusunu yöneltiyor.
ABD'de demokratik kurumların gerilemeye rağmen varlığını sürdürdüğünü, Macaristan ve Sırbistan'daki muhalefet üzerindeki baskının da Türkiye'deki düzeye ulaşmadığını söyleyen Esen, bu nedenle dışarıdaki seçim kayıplarının Türkiye'de kısa sürede iktidarı zayıflatacağı sonucuna varmanın doğru olmayacağını belirtiyor. Esen, "Bence dolaylı yoldan ve belli bir süre zarfında etki görebiliriz. Ben bugünden yarına büyük bir etkisi olacağını henüz düşünmüyorum."
Öte yandan Esen'e göre iktidar, dış desteğin azaldığını gördüğünde içeride baskıyı daha çok artırmayı da tercih edebilir.
Peki ABD'deki ara seçim sonuçlarından muhalefetin çıkartması gereken dersler var mı?
Sert, ABD'de kazanan yeni isimlerin Demokratların geleneksel söylemlerinin dışına çıktığına dikkat çekiyor ve şöyle konuşuyor:
"Amerika'da sadece Trump kaybetmedi, Hillary Clinton da kaybetti. Yani bu seçim Hillary Clinton'ın da, onun söylemlerinin de kaybettiği bir seçim."
Türkiye'de muhalefetin eski söylem ve kimlik kalıplarının dışına çıkma kapasitesini sınırlı bulan Sert'e göre gerekli olan, kimlik ve ideoloji tartışmalarının ötesinde sokağın gündemine, yolsuzluk, geçim ve adalet sorunlarına odaklanan bir dil kullanmak. Sert, bu dilin kurulmasının önündeki engellerin yalnızca iktidardan kaynaklanmadığını da şöyle belirtiyor:
"Türkiye'deki muhalefette hâlâ eski söylemlerin dışına çıkabilme yeteneği çok fazla değil. Aynı ezberlerin dışına çıkmaya kalktığınız zaman da orada mahalleyi terk etmiş sayılıyorsunuz. Bunun yerine daha sokaktan, daha sokağın gündemiyle, kimlik siyasetiyle değil, ideolojiyle değil; yolsuzlukla, açlıkla, ekonomiyle, adaletle ilgili söylemler üzerinden hareket etmek gerekiyor."
Berk Esen de son seçimlerde kazanan muhalefet üyelerinin yalnızca iktidarın hatalarından yararlanmadığını, siyaset yapma biçimlerini de değiştirdiğine dikkat çekiyor. Esen, yenilenmenin neden gerekli olduğunu şöyle anlatıyor:
"Çünkü muhalefet zaten değişmediği için uzun süre kaybetmiş. Aynı tip siyaset mantığıyla, aynı kadrolarla iktidarın karşısına çıktığınız zaman kaybediyorsunuz. Ama biraz bir şeyler değiştirdiğinizde kazanma ihtimaliniz oluyor.
2024 seçimleri bence buna çok güzel bir örnek. Yani Kılıçdaroğlu'nu değiştirip bazı yerlerde doğru ve yeni adaylar gösterdiğinizde bir anda oy patlaması yapabiliyorsunuz."
Esen'e göre yeni kuşakların siyasete katılması, liderlik ve aday tercihlerinin yenilenmesi, iktidar karşıtı tepkinin seçim başarısına dönüşmesini kolaylaştırıyor.
Günde en fazla 3 kritik gelişme. Bildirim kirliliği yok, anında bilgi.


Kategori: Siyaset
Yayın: 06 Kasım 2026 05:40 · Kaynak: DW Türkçe