Habermetrik
← Ana Sayfa
04 Kasım 2026 09:41
✍ Editör: Habermetrik · Editör Politikası

Herkes kendi nasırının acısını mı duyuyor?

Herkes kendi nasırının acısını mı duyuyor?
Görsel kaynağı: politikahaber.com
⏱️ 3 dk okuma 🛡️ %85 Doğruluk · 1 Kaynak
WhatsApp Paylaş
⚡ 30 Saniyede Özet Habermetrik Yapay Zeka Özeti
  • Bir çevre toplantısında ormandan, sudan, toprağın geleceğinden söz edildiğinde yüzler aydınlanıyor
  • İşçi toplantısında ücret, grev, sınıf ve sosyalizm kelimeleri duyulduğunda aynı dikkat beliriyor
Hukuki not: Ölüm haberi: bilgiler adli makamların açıklamalarına dayanır, kesinleşmiş yargı kararı değildir.

Bir çevre toplantısında ormandan, sudan, toprağın geleceğinden söz edildiğinde yüzler aydınlanıyor. İşçi toplantısında ücret, grev, sınıf ve sosyalizm kelimeleri duyulduğunda aynı dikkat beliriyor. Kadınlar eşitsizliği, LGBTİ+ bireyler ayrımcılığı, çiftçiler kuraklığı, engelliler erişemedikleri kaldırımları anlatırken kendi hayatlarından konuşuyorlar. Herkesin sözü önemli. Ama başka birinin sözü başladığında ne oluyor?

Bazen dikkatimiz dağılıyor. Kendi meselemize dönülmesini bekliyoruz. Hatta konuşanın bizim kelimelerimizi kullanmamasını bir eksiklik sayıyoruz. Birbirimizi dinlemeye gelmişken, çoğu zaman kendi düşüncemizin yeniden söylenmesini bekliyoruz.

İnsanın kendi nasırının acısını daha yakından duyması anlaşılır. Aç kalan, açlığı bilir; işten çıkarılan, işsizliğin ne demek olduğunu. Şiddete uğrayan kadın, dışlanan genç, tarlasına su bulamayan köylü, tekerlekli sandalyesiyle otobüse binemeyen insan yaşadığını anlatırken soyut bir kavramdan söz etmiyor. Bu deneyimleri eşitleyemeyiz. Başkasının acısını kendi acımızın ölçüsüne vuramayız.

Herkes kendi hakkını ister, kendi çocuğunu, kendi köpeğini sever. İnsanın değeri yalnız kendisine ait olanı korumasıyla ölçülemez. Başkasının çocuğunun geleceğini, sokaktaki sahipsiz hayvanın yaşamını da savunabilmektir önemli olan.

Komünist olmak, kendi acımızın ötesinde başkalarının acısını duymak, kendimiz için istediğimiz hakları başkaları için de istemektir.

Fakat kendi yaşadığımızı iyi bilmek, başka hayatları da bildiğimiz anlamına gelmiyor. Bir işçinin emeğini savunup evindeki kadının emeğini görmeyebiliriz. Ormanı korumak için yürüyüp o ormanın yakınında geçinmeye çalışan köylünün kaygısını dinlemeyebiliriz.

Özgürlükten söz ederken bizim gibi yaşamayanların özgürlüğüne mesafe koyabiliriz. Bunlar birbirini dışlamak zorunda olmayan mücadeleler; biz onları kendi zihnimizde birbirine rakip hale getirebiliyoruz. Birbirinin mücadelesine uzak duranlar, kendi mücadelelerini de yalnızlaştırıyor.

Bir de kullandığımız kelimeler var. Marx, Engels, Gramsci dendiğinde dikkat kesilen biri, derenin kurumasını anlatan köylünün sözünü niçin daha az önemli bulsun? Deniz, kuş, ağaç ve iklim üzerine konuşan biri, iş kazasında ölen emekçinin hikâyesini niçin kendi dünyasının dışında saysın?

Kelimeler düşüncenin kapısını açabilir; kapının önünde nöbet tutmaya başladıklarında ise içeride kimseye yer kalmaz.

Üstelik bu seçicilik yalnız dinlememekle sınırlı kalmıyor. Kendi çevremizin yanlışına gerekçe bulurken başkasının yanlışını affedilmez sayabiliyoruz. Bizim sözümüz eleştiri, ötekinin sözü saldırı oluyor. Bizim öfkemiz haklı, onun öfkesi tahammül edilmez görülüyor. Sonra aynı toplumda adalet, barış ve dayanışmadan söz ediyoruz.

Elbette her davranış bağışlanamaz; ağır haksızlıkların hesabı sorulmalı, mağdurun adalet talebi korunmalıdır. Bağışlama, unutma veya susma zorunluluğu değildir. Ama bir insanı ömrü boyunca tek bir sözüne, eski bir görüşüne ya da geçmişteki ayrılığına mahkûm etmek de değişme ihtimalini yok eder. Yanlışını kabul eden, verdiği zararı gidermeye çalışan insanla yeniden konuşabilmeliyiz.

Çoğulculuk, herkesin sırayla kendi konuşmasını yaptığı bir salon değildir. Bir başkasının anlattıkları yüzünden kendi düşüncemizi gözden geçirebilme cesaretidir. Aynı sözcüklerle konuşmak zorunda değiliz. Hatta aynı sonuca varmak da zorunda değiliz. Ama dinlediğimiz insanın derdini, o yanımızdan ayrıldıktan sonra da taşıyabiliyor muyuz?

Bir dereyi savunurken o derenin kıyısında çalışanı, ücret hakkını savunurken çocuğuna bakım veren kadını, eşitliği savunurken engelli komşunun sokağa çıkabilmesini, barışı savunurken bizden farklı düşünenin korkusunu da hesaba katmalıyız. Böyle bakınca mücadeleler birbirinin rakibi değil, eksik bıraktığı yerleri gösteren aynalar olabilir.

Ben de sevdiğim kelimeleri duyunca daha dikkatli dinliyorum. Kendi deneyimimden konuşmak kolay. Zor olan, bilmediğim bir acı anlatılırken söz almaya hazırlanmak yerine dinlemek. Haklılığımı kanıtlamaya çalışırken karşımdaki insanın ne dediğini kaçırabiliyorum.

Birlikte yaşamak, herkesin kendi nasırını gösterip başkasınınkine sırt çevirdiği bir yarışa dönüşmemeli. Kendi acımız bizi harekete geçirebilir. Başkasının acısına kulak verdiğimizde ise vicdanımızın sınırı genişler. Kendi çocuğumuzu sevmek kolaydır; başkasının çocuğunun geleceğini de savunabilmek gerekir.

Kendi acımızı duymakla yetinmeyip başkasının acısına karşı sorumluluk aldığımızda, birlikte özgürleşmenin yolunu açabiliriz.

💬 Habere Tepkinizi Belirtin:
Habermetrik WhatsApp Kanalına Katılın

Günde en fazla 3 kritik gelişme. Bildirim kirliliği yok, anında bilgi.

Kanalı Takip Et →
Kaynaklar: politikahaber.com
Haber metni ve görseller politikahaber.com sitesine aittir; tam içerik kaynak sitede yayınlanır.
Haber Künyesi
Kategori: Kaza
Yayın: 04 Kasım 2026 09:41 · Kaynak: politikahaber.com
Kaynağı Oku ↗