Fırat’ta Akşamüstü Söyleşilerinin konuğu Turgay Turgut oldu
Akşamüstü söyleşilerinin bu haftaki konuğu; Eğitimci – Yazar- Şair Turgay Turgut oldu. İşte Turgay Turgut ile gerçekleştirdiğimiz keyifli söyleşiden çarpıcı kesitler…
Turgay TURGUT kimdir kısaca sizden öğrenebilir miyiz?
1958 yılında Elâzığ-Merkez ilçede bulunan Harmantepe Köyü’nde 4 çocuklu bir ailenin 2. çocuğu olarak dünyaya geldim. İlkokulu kendi köyümdeki ilkokulda, ortaokulu Elazığ Mezre Ortaokulunda, Liseyi Elazığ Atatürk Lisesinde bitirdim.
Ara vermeden İzmir Buca Eğitim Fakültesini (O zaman Eğitim Enstitüsü) bitirdim ve Matematik öğretmeni olarak, 1980 yılında öğretmenlik görevine başladım. 9 yıl Elazığ dışında görev yaptım. 1989 yılında güzel günlerimi yaşadığım Gakgoşlar diyarı olan Elazığ’daki Atatürk Ortaokuluna tayin oldum.
Elazığ’da sırasıyla Atatürk Ortaokulu, Öğretmenevi ve Akşam Sanat Okulu, Balakgazi Lisesi gibi okullarda çalıştım. 2026 yılının Temmuz ayında Devlet memurluğundan emekli olarak, 2 yıl Tümay Dershanesinde, 8 yıl Özel Bilgem Sağlık Meslek Lisesi ve Anadolu Lisesinde, 8 yıl Özel Final Fen ve Anadolu Lisesinde çalıştım.
Devlet okullarında 6 ay öğretmen olarak görev yaptım. Geriye kalan 25 yılımı yönetici ve yönetici yardımcısı olarak görevlerde geçirdim. Devlet memurluğu görevinden emekli olduktan sonra özel öğretim kurumlarında kurum müdürlüğü yaptım ve 2024 yılında Final Fen ve Anadolu Lisesi Müdürü iken kendi isteğimle emekli oldum.
Kalan şekerlerimi yemek üzere 2024 yılında çocuklarım ve torunlarımın yaşadığı Bursa şehrine yerleştim.1986 yılında öğretmen olan Nuray Hanım ile evlendim. Burak Kürşat ve Selver Tuba olmak üzere iki çocuk büyüttük. Onların çocukları olan torunlarımız; Ediz Kağan ile Zafer’e hizmet için Bursa’da yaşamaya, eşim Nuray Hanım ile birlikte karar verdik.
Bu kararı vermeden önce yakın çevremdeki insanlarla, özellikle akrabalarım ile de istişarede bulundum. Selami amcam ve Oktay kardeşimin görüşleri etkili olduğu için Bursa yolunu tuttuk. 2024 yılının Ağustos ayında muhacir olarak Bursa’ya yerleştik ama gakgoşlar diyarı Elazığ’daki düzenimizi çok bozmadık. Edebiyatla yol arkadaşlığınız ne zaman ve hangi vesileyle başladı?
Lisede matematik bölümünden mezun oldum ve üniversitede de matematik bölümünü bitirerek, matematik öğretmeni olarak mezun oldum. Lisede iken kültür edebiyat eğitsel kolunda görevli idim. Edebiyat öğretmenimiz, (Faruk Bey’di galiba) beni bu kolda okul duvar gazetesini düzenleyen gruba almıştı.
İlk şiirim orada asılmıştı ve beni çok mutlu etmişti. Ondan sonra ise Edebiyat ile yol arkadaşlığım artarak devam etti. Şiir yazardım. Kendi kendime okur, heyecanımı artırır ve bu heyecana bağlı olarak edebi kurallara bağlı kalarak şiir ve düz nesirlerle duygularımı anlatmaya çalışırdım.
Bu konuda en büyük desteği bacım Nuray ile rahmetli anacığımdan almıştım. Liseden itibaren şiir yazıyordum ve biriktiriyordum. 2018 de o şiirlerimi kaybettim ama yazmaya devam ettim. Mevcut kitaplarımdaki şiirlerim 2018 sonrasına aittir.
Şiir duygu ve yürek yoğunlaşması sonunda ortaya çıkar. Bu yoğunluğu yakalamak önemlidir. Bu yüzden herkes şiir yazamaz diye düşünürüm. Hem nesir hem nazım türünde eserleriniz var. Önce şiir kitabınızın çıkması sizin şiire verdiğiniz değeri mi yansıtır? İlk kitabınızdan bahseder misiniz?
2.sorunuzda söylediğim gibi şiirle lisede tanıştım. Daha sonra günlük tutarak, yaşadıklarımı akıl süzgecimden geçirerek her daim yeni bilgilerin peşinden koştum. Öğrendiklerimi paylaşarak, farklı fikirlerin bana kazandırdıklarını da önemsedim.
Böylece şiir yazmanın yanında yaşanmışlıklarımı hikayelere dönüştürmek marifeti ile nesir türünden de yazmaya başladım. Bir ara Elazığ Günışığı gazetesinde kısa dönem köşe yazarlığı da yaptım. Gazete el değiştirince köşe yazarlığına da ara verdim.
Aslında bu işe devam etmek istedim ama Bursa’ya taşınmamız vesilesi ile bu girişimim sonuçsuz kaldı. Zira kimse ile görüşemedim. Gelelim sorunuzun cevabına. İlk şiir kitabıma “Merhamet” ismini verdim. Çünkü bu kelimenin içerisinde çok önemli ve insani güzel değerler saklıdır.
Hayat felsefemde hep “Merhamet, iyilik kapısının anahtarıdır” düşüncesi ile hareket ettim. Bu kitapta genel olarak güncel olayları edebi kurallarla anlatırken, ruhumuzdan, kalbimizden gelen coşkuları akıl süzgecinden geçirerek anlatmaya çalıştım.
En önemlisi şiirlerimde genel olarak zoru seçerek hece vezni [çoğunlukla (6+5) ölçüsü] ile yazdım ve her şiirimin bir kıtasında ismimi yazarak, ozanlık tarafımızı da ön plana çıkarmaya çalıştım. Ve bu kitabımın ön sözünde şu cümlelere yer verdim; Şiir; duygu ve düşüncelerin belli edebi kurallarla anlatılması ve yazarın okurları ile fikirlerini paylaşmasıdır.
Şiir; sayfalarca süren anlatımların, bazen birkaç mısra bazen de birkaç dörtlük ile anlatılmasıdır. Şiir; insanın duyguları ile aklının iş birliği yapması marifeti ile hem yazanın hem de okuyanın, duygu ve düşüncelerine tercüman olan kelimelerin, cümle; cümlelerin de dize haline getirilerek dışarıya yansıtılmasıdır.
Şiir; sevinç ve üzüntülerin, duygu ve düşüncelerin, milli ve manevi duyguların, hayat ve ölümün, sevgi ve nefretin, coşku ve taşkınlığın kelimelerle anlatılarak, yazarın hedef kitlesindeki okuyucuları ile buluşmasıdır. Şiir; geçmişten günümüze- günümüzden geleceğimize milli, dini manevi, evrensel, duygusal ve zihinsel olarak, yazarın düşüncelerini coşku ile okurları ile buluşturmasıdır.
Şiirde esas olan; okurların okudukları her kelimede, mısrada ve şiirin bütününde coşkuyu yakalayarak, kendisi ile tanışan tüm okuyucuları ile buluşmaya çalışmasıdır ve milli ve evrensel kültürel değerleri geleceğe taşımasıdır. Şiirin en önemli faktörlerinden biri şiirde kullanılan dildir.
Bu yüzden şiirler, yazarın mensubu olduğu milletin kullandığı dili en akıcı ve anlaşılır şekilde kullanması gerekmektedir. Bu düşünce ile önemli olan şairin vermek istediği/ isteyeceği mesajları, şimdiki zamanda ve yüzyıllar sonrasında da okuyucular tarafından anlaşılacak bir dili kullanmasıdır.
Mesela Karacaoğlan günümüze kadar gelen şiirlerinde hep saf Türkçe kullanırken; Bâki Arapça, Farsça ve Osmanlıca kelimeler ile şiirler yazmıştır. Günümüzde okuyucular Yunus Emre’nin eserlerini anlarken, Baki’nin şiirlerini anlamamaktır.
Bu yüzden şiirde kullanılan dil önemlidir. Ben şiirlerimde genellikle herkesin anlayabileceği Türkçe kelimeleri kullanmaya çalıştım. Az da olsa zaman zaman Türkçeleşmiş Osmanlıca kelimeleri de kullandım. Ve en önemlisi şiir bir okyanustur.
Ne kadar su alırsanız alın, hiç eksilmez. Yazdıkça yeni konularla, başlıklarla okuyucusu ile buluşur. "Güvercinin Gözyaşları", "Çaresiz Değilsin" ve "Merhamet" isimleri, okuyucuya doğrudan duygusal ve insani bir mesaj veriyor.
Kitaplarınız için bu isimleri seçerken topluma ve özellikle günümüz insanına nasıl bir mesaj ulaştırmayı hedeflediniz?
İkinci şiir kitabım olan Çaresiz Değilsin’de insanların hiçbir problem karşısında teslim olmadan mutlaka mücadele etmesi gerektiğini anlatmaya çalıştım. Kitabın içerisinde coşku, heyecan, dik duruş, doğruluk, iyilik vb. değerler ile yaşanmışlıkların şiire dönüştürülmesi, güncel olayların değerlendirilmesi, gençlere tavsiyelerin aktarılması gibi hedefleri de işledim.
Merhamet şiir kitabımdan yukarıda bahsettim. Güvercinin Gözyaşları hikâye (öykü) kitabımda yaşanmışlıklarımı, öykü özelliğinde anlatarak, her öykü sonunda kazanımlara da yer verdim. Böylece olayın eğitimci gözü ile değerlendirilip okuyucu ile buluşmasını esas aldım.
Bu kitapta çocukluğumda, mesleki hayatımda yaşadıklarımdan çıkardığım sonuçları anlatarak yanlış ile doğruyu karşılaştırdım. Okuyucu tarafından sonuç çıkarılmasına da dikkat ettim. Hayat, insanların kendi zamanlarını yönetim biçimine göre şekillenir.
Bu yüzden çok kullandığımız “gayret, kaderin kardeşidir” cümlesindeki derin anlamı hikayelerime yansıtmaya çalıştım. İlk denemem olduğu için eksikliklerim olmuştur düşüncesi ile ikinci şiir kitabımı hazırlıyorum. Bir şair olarak dizeleri kâğıda dökmek ile bir öykücü olarak kurgu üretip karakter yaratmak çok farklı iki zihinsel süreçtir.
Şiir yazarken büründüğünüz ruh hali ile öykü yazarken büründüğünüz ruh hali arasında ne gibi farklar var? Hangisinde kendinizi daha özgür hissediyorsunuz?
Yukarıda da söylemiştim. Şiir; duygu ve düşüncelerin belli edebi kurallarla anlatılması ve yazarın okurları ile fikirlerini paylaşmasıdır. Şiir; sayfalarca süren anlatımların, bazen birkaç mısra bazen de birkaç dörtlük ile anlatılmasıdır.
Şiir; insanın duyguları ile aklının iş birliği yapması marifeti ile hem yazanın hem de okuyanın, duygu ve düşüncelerine tercüman olan kelimelerin, cümle; cümlelerin de dize haline getirilerek dışarıya yansıtılmasıdır. Şiir coşkudur, yanlışların karşısında isyandır, toplumun duygularına tercüman olmaktır, aktarılması gereken fikirlerin akıcı bir üslupla anlatılmasıdır, denizin içerisinde bir bardak suyu alıp içilebilecek hale getirilmesidir, şairin kendisi ile hesaplaşmasıdır, bazen muktedirlere meydan okumaktır, bazen yapılan güzellikleri alkışlamaktır.
Kısacası şiir duyguların akıl süzgecinden geçirilmesidir. Öykü ise yaşanmışlıkları veya yaşanabilecekleri gerçek veya hayali kişiliklerle buluşturup, edebi kurallara bağlı kalarak gerçek olaylar haline getirip anlatılmasıdır.
Hikayelerimin tümü yaşanmış olayların edebi bir şekilde anlatılmasıdır. Bu yaşanmışlıklar sonunda elde edilen kazanımlar bir eğitimci gözüyle dile getirilmiştir. Okuyuculara, özellikle gençlere hayat tecrübelerinin “öğrenme” kabiliyetlerine çok önemli katkı sağlayacağı mesajını da vermek istedim.
Çünkü yaşadığım olaylar bana da çok bilgiler öğrenmemi, hayat tecrübesini zenginleştirmemi sağlamıştır. Yazılı her belgenin ve bilginin, mutlaka gelecek nesillere aktarılmasına inandığım için bu öykü kitabımı değerli okuyucularıma sundum.
Yıllardır okul müdürlüğü yapıyor, sürekli gençlerle ve insan hikayeleriyle iç içe yaşıyorsunuz. Bir eğitimci gözüyle gözlemlediğiniz hayatlar, bir yazar olarak edebi dilinizi ve seçtiğiniz konuları nasıl besledi?
Görev yaptığım sürede her zaman öğrencilerime faydalı olacak davranışlarımı geliştirdim ve bu davranışları uygulamaya koydum. Öğrencilerime yönelik çalışmalarda onların velileri ile ilgili çalışmaları da yaptım. “Farklılıklar Zenginliktir” tezi hayat çizgilerimden bir tanesidir.
Her zaman hem kendi çocuklarıma hem de öğrencilerime; “Hizmetimizi, Allah rızasını kazanmak ve toplum memnuniyetini esas almak için yapmalıyız.” derdim. Hayatım boyunca bu düşünce ile hareket ettim. Devamında; “Hizmetin kalitesi ve samimiyeti insanın menfaati ile doğru orantılıdır.
Hizmetini iyi yapanların elde edeceği kazanç arkasında bir gölge gibi kendisini takip eder ve daima büyür. Menfaat bir sandalye gibidir. Başının üzerine koyarsan küçülürsün, ayaklarının altına alırsan yükselirsin” düşüncesi de benim hayat sürecimde çok tekrarlanmıştır.
Her insan bir dünyadır. Her dünyanın içerisinde birçok öykü/öyküler vardır. İnsanın ailevi durumu, dini ve milli değerleri, yaptığı meslek, yaşadığı sosyal çevre, muhatap olduğu veya olmadığı etkileşim içerisinde olduğu kişiler, sosyal ve kültürel donanımı, kısacası tüm yaşam şartları anlatacağı veya yazacağı yeni öykülere şekil verir.
Bu cümleden hareketle; öğretmenlik ve yöneticilik görevlerimizde hep lise çağındaki gençlerle muhatap oldum. Her insanın bir dünya olduğunu düşünerek öğrencilerime rehberlik yaparken, mesleki tecrübelerimle çalıştığım öğretmen arkadaşlarıma de rehberlik yapmaya çalışırken hem öğrencilerimin hem de öğretmen arkadaşlarımın öykülerinden yeni bilgiler öğrendim.
Öğrencilerime; “Ben hiçbir şey bilmiyorum. Daha öğrenecek çok bilgiler var ve bu bilgilerin başka kişilerin bilgileri içerisinde olduğunu unutmamak gerekir.” derdim. “Ne mutlu daha öğrenecek çok bilgiler var” diyen insanın her zaman yeniliklere açık olduğunu da savundum.
Yaşadıklarımdan öyküler çıkarırken bu öykülerin kaleme alınarak mutlaka gelecek nesillere hatta benim neslimdeki insanlara aktarmanın faydalı olacağını düşünerek ve bu teorimi destekleyerek öykü yazmayı da bir eğitimci olarak görev kabul ettim. Edebiyat yolculuğunuzda size en çok ilham veren, "ustam" dediğiniz şair veya yazarlar kimlerdir?
Tarihimizde şiir konusunda bizim birçok şairimizi ve ozanımızı örnek aldım elbet. Yunus Emre’nin Allah ve insan sevgisi şiirleri, Köroğlu’nun taşlamaları, Aşık Veysel’in hayat sevgisi, Abdülhak Hamit’in özlem dolu mısraları, Ziya Paşa’nın her kasidesi ders niteliğinde olan Terkib-i Bent ve Terci-i Bent şiirleri, Ziya Gökalp’ın aidiyet ve mensubiyet ve Türk kültürü ile ilgili şiirleri, Mehmet Akif Ersoy gibi milli şair, Necip Fazıl Kısakürek, Arif Nihat Asya, N.
Yıldırım Gençosmanoğlu gibi milli şairlerden etkilenmişimdir. Bunların yanında Nazım Hikmet, Cemal Süreyya, Orhan Veli Kanık, A. Hamdi Tanpınar gibi şairlerin şiirlerini de severek okumuşumdur. Bunlardan en çok etkilendiğim ve Lise yıllarımda bile ezberlediğim Mehmet Akif Ersoy’un Çanakkale Şehitlerine şiiridir.
Bu şiirin yazılış hikayesi de beni oldukça etkilemiştir. Mesela bu şiirinde; Ey, bu topraklar için toprağa düşmüş, asker! Gökten ecdâd inerek öpse o pâk alnı değer.
Ne büyüksün ki kanın kurtarıyor Tevhidi... Bedr'in aslanları ancak, bu kadar şanlı idi.
Beyitlerinde anlatılmak istenen derin anlamı sayfalar dolusu yazsak da yeterli olmaz. Ayrıca Osmanlı dönemindeki birçok şairin aruz vezni ile yazdığı şiirlerini de okurum. Etkilendiğim şairler olmuştur. Türk müziğine güfte vermiş şairleri anmamak mümkün değil.
Ayrıca; Osmanlı dönemindeki bazı padişahların değişik isimlerle yazdığı şiirlerin bazıları da hafızamda mevcuttur. Mesela, Kanuni Sultan Süleyman’ın Muhibbi mahlasını kullanarak, hasta iken yazdığı bir şiirdeki şu beyti çok güzeldir. Halk içinde mu’teber bir nesne yok, Devlet gibi!
Olmaya Devlet cihanda bir nefes sıhhat gibi.
Roman ve hikâye olarak okuduğum yazarlar da vardır. Ortaokul yıllarında M. Necati Sepetçioğlu’nun seri romanları, Emine Işınsu, Kemalettin Tuğcu romanları ile okumaya başladım. Daha sonraki yıllarda Victor Hugo’nun Sefiller (beni çok etkilemiştir), Hüseyin Nihal Atsız’ın Bozkurtlar (Ölümü ve Dirilişi) lise yıllarımda okuduğum ve etkilendiğim yazarlardır.
Daha sonra gerek dünya klasiklerinden gerek Türk klasiklerinden (Klasik ve Tanzimat dönemi, Erken Cumhuriyet dönemi, Modern ve Çağdaş dönem) bir hayli eser okumuşumdur. Recaizade Mahmud Ekrem’in 1898 yılında yayımlanan ilk Türk romanı olması sebebi ile beni etkilemiştir.
Benim dimağımda kalan en önemli eserler Sefiller, Bozkurtlar, Sepetçioğlu’nun seri (Kilit, Anahtar, Kapı, Konak, Çatı) romanlarıdır. Her şairin şiire yüklediği bir misyon ve kendine has bir "şiir poetikası" (şiir anlayışı ve kuramı) vardır. Sizin pencerenizden bakıldığında şiir nedir, neye hizmet etmelidir?
Mezre Ortaokulunda okurken Türkçe öğretmenimiz Mustafa Bey yazımızı düzeltme konusu üzerinde dururken bize “en güzel yazı herkes tarafından rahatça okunabilen yazıdır demişti.” O güzel öğreti hep aklımda idi. Bu yüzden matematik öğretmeni olarak tahtayı çok kullanmamız sebebi ile yazımın herkes tarafından rahatlıkla okunmasına özen gösterdim.
Sizin sorunuzdaki şiir anlayışı ve kuramımda; Türkçe öğretmenimin güzel yazı ile ilgili söylediğine benzer bir anlayışı esas aldım. Bu yüzden şiir anlayışım ve kuramım; “en güzel şiir; şairin anlatmak istediklerini okuyucusuna rahatça anlamasını sağlayacak bütün özellikleri (edebi kurallar, tarihi, toplumsal, sosyal ve kültürel değerler, güncel olaylar) kullanarak yazılan şiirdir.” şeklide ifade edebilirim.
Eserlerinizde çaresizlik karşısında umudu, merhameti ve insani erdemleri ön plana çıkarıyorsunuz. Turgay Turgut’un hem bir yazar hem bir eğitimci olarak yaşam felsefesi hangi değerler üzerine kuruludur ve bu felsefe satırlarınıza nasıl yön veriyor?
Şiir kitaplarımdan bir tanesi Merhamet, diğeri ise Çaresiz Değilsin olduğu için bu sorunun cevabı kitapların isminde de saklıdır. Öykü kitabımın ismi Güvercinin Gözyaşları yaşadığım bir olayı kaleme alırken, güvercinin gözyaşını görmem sonunda merhamet duygularının ve bir canlının hayatının ne kadar önemli olduğunu anlattım.
“Merhamet, iyilik kapısının anahtarıdır.” hayat felsefemdir. “Her insan bir dünyadır” cümlesindeki derin mana ise her insana değer vermenin ne kadar önemli olduğunu anlatır. Allah bizi mükemmel yaratmış. Yaşamamız gereken mükemmel bir dünya da yaratmış.
Bir şair ve baba olarak toplumda ahlaki çözülme ve kuşaklar arası çatışma hakkında düşünceleriniz nelerdir?
Bu sorunun cevabı oldukça geniş. Vereceğimiz cevaplar birilerine dokunabilir düşüncesi ile bizi ilgilendiren kısımları ile anlatmaya çalışacağım. Her işte ve süreçte hadiselerin yönetilmesi belli kurallar ve esaslara göre yapılmalıdır.
Bu kural ve esaslarda boşluklar bırakırsanız, o boşlukları birileri doldurur. Birileri toplumun değerlerini bozup kendine menfaat temin etmek için her şeyi göze alırsa yani kötü niyetli ise bozulmalar başlar. Bozulmanın en önemli alanı eğitim kurumlarıdır.
Ahlaki çözülmenin ana felsefesi buradan başlar diyebiliriz. Ülkemizde Eğitim evreleri; aile içi eğitim, okul öncesi eğitim, ilkokul, ortaokul, lise, yüksek öğretim, (yüksek lisans, doktora) şeklinde sıralanabilir. İşte bu evreleri belirlenmiş kurallar mevcut değerlerle iyi yönetemezseniz boşluklar oluşturursunuz.
Bunu önlemenin yolu o boşlukları doldurmak isteyen kötü niyetli fikirlere, kişilere, organizasyonlara engel olmaktır. Gelişme gösteren toplumda kuşaklar arasında çatışmalar her zaman olmuştur. Olacaktır. Olmaya devam edecektir.
Bu çatışmaları toplumsal değerlerimize bağlı nesilleri yetiştirip, onların bilimsel alanda dünya ile yarışacak bir eğitim-öğretim sistemini uygulayarak güzel nesiller yetiştirme ile başarabiliriz. Bu konuda Japonya’yı örnek olarak gösterebiliriz. “Coğrafya kaderdir” sözü bağlamında Elazığlı olmanın artıları ve eksileri nelerdir?
Coğrafya kaderdir yerine her birey doğduğu, büyüdüğü ve öğrendiği çevreye göre hayatını şekillendirir denilse daha doğru olmaz mı? Evet Coğrafya insan hayatında önemli bir etkendir ama diğer etkileşim faktörlerini de dikkate almak gerekir diye düşünüyorum.
Bence her birey toplum içerisinde kendi hayatının yönünü belirleyen en önemli aktör değil midir? Elazığ önemli bir yer. Hem kültürel hem de sosyal olarak yüzyıllarca birikmiş değerlere sahip. En önemli duruşu da hem Cumhuriyet döneminde hem de önceki dönemlerde Elazığ insanı; Devletine bağlı, kültürel değerlerine sadık, maddi ve manevi değerlerine samimiyetle inanmış ve bunlarla yaşamış, hem GAKKOŞ (Türk Dil Kurumuna göre böyle yazıldığı için GAKGOŞ olarak telaffuz etmedim) hem de gardaş olmuştur.
Harput-Kerkük-Urfa folkloru ve kültürü tipik bir Türkmen kültürüdür. Bahsi geçen bu üç önemli merkezde tarihi süreçler içerisinde olumsuz birçok etkileşme olayları (en önemlisi büyük göç dalgalarıdır) olmasına rağmen kültürel değerlerini en iyi koruyan bölge Elazığ ve Elazığ insanıdır.
Elazığlı dışarıda birbirine çok bağlıdır ve “hemşehricilik” üst düzeydedir. Bu en önemli artılarımızdan biridir diye düşünürüm. Sorunuzun cevabına gelince Elazığlı olmanın eksisi yok denecek kadar azdır ama artıları çoktur.
Elazığ’ı çok severim. Şehrimiz ile birkaç şiir yazmıştım ama en son yazdığım ve 3.şiir kitabında yayınlayacağım 23 kıtadan oluşan ve (6+5) hece vezni ile yazdığım Elazığ Destanı (Gakkoşlar Diyarı Elazığ) şiirimi de bu vesile ile duyurmak istiyorumYıllarca eğitime emek vermiş bir idareci ve hoca olarak, genç neslin dünyasını çok iyi biliyorsunuz.
Günümüzde edebiyata, şiire ve yazıya gönül veren, dijital çağın getirdiği hızın içinde üretmeye çalışan ilimizdeki genç şair ve yazar adaylarına ne gibi tavsiyeleriniz olur? Bu yolda yürürken heyecanlarını nasıl korumalılar?
İnsanlar dünyaya geldikten ilk günden itibaren; önce izleyerek, sonra izleyerek ve dinleyerek, daha sonra izleyerek, dinleyerek, okuyarak, yaşadıklarından ders çıkararak kendisi için gerekli olan bilgilere ulaşır, bu bilgilerle hayatını devam ettirir. Bütün bu aşamalarda yeni bilgilere ulaşmak için kendisinde bulunan “şüphe” özelliğini çalıştırır.
Çünkü şüphe insanın farklı bilgilere ulaşması, yeni öğretileri elde etmesi için çok gerekli olan bir düşünce tekniğidir. İnsanın öğrendiği bilgileri toplum menfaatine paylaşılırsa hem bilgi çoğalır hem de çoğalan bilgiler ile toplumun medeni seviyesi artar.
Şüphe yerine körü körüne kişi veya kurumlara bağlılık ise insanın yeni bilgiler elde etmesine engel olur. Elazığ’da yapılan edebiyat, kültür sanat etkinliklerini takip ediyor musunuz? Bu çalışmalar yeterli midir?
İl dışında yaşadığım için kültür ve sanat etkinliklerini takip uzakta yaşayan bir Elazığ sevdalısı kadar takip edebiliyorum. Ancak en son yapılan Hazar Şiir Akşamları Etkinliklerinde bulunmayı çok istedim. Ama kendimizi iyi tanıtamamış olacağız ki davet edilmedim.
Bu konuda kimseyi suçlamıyorum. Ama orada olmak isterdim. Bu konudaki çalışmalar artırılabilir. İlgili kişi ve kurumların iş birliğini artırması bu olayı kolaylaştırır diye düşünüyorum. Hatırlarsanız hem Bilgem Kolejinde hem de Final Kolejinde çalışırken arkadaşlarım ve öğrencilerimle sanat ve kültürel konularda güzel çalışmalara imza atmıştık.
Öğretim programlarının yanında hem “Değerler Eğitimi” hem de “Farkındalık Eğitimi” marifetiyle Elazığ’ımızın kültürel değerlerinin öğrencilerimize aktarılması marifeti ile “Kültürel Aktarım” görevini de yerine getiriyorduk. Röportajımızın bu keyifli bölümünü sizin zarif dizelerinizle taçlandırmak isteriz.
Gazetemiz ve okurları ve internet sitemizin takipçileri şiirseverler için kitaplarınızdan “İşte bu beni ve şiir dünyamı en iyi anlatan eserimdir” dediğiniz, özel bir şiirinizi bizimle paylaşır mısınız?
GERÇEKLERLE YÜZLEŞME
Haram kazandığınla üst baş giyeceksin,
Takkeyi takıp kamu malı yiyeceksin,
Namazı kılmayana, kâfir diyeceksin,
Kendini hiç kandırma, her yerde Allah var!
Bayrak, ülke diyerek nutuk atacaksın,
Fırsatı bulduğunda vatanı satacaksın,
Düşmanla ortaklığı bir hak sayacaksın,
Kendini hiç kandırma, her yerde Allah var!
Eşitlik, devrim diyerek hep bağıracaksın,
“Din afyondur” lafıyla oyalanacaksın,
Kendi özün unutup, başka olacaksın,
Kendini hiç kandırma, her yerde Allah var!
İnanmadıklarınla aldatma milleti,
Bu yalanla yakında görürsün zilleti,
Kendini hiç kandırma, her yerde Allah var!
Turgay doğruyu söyler, koymayın çengel,
Takiye yapanlara, olmalıyız engel,
Bu millete yazıktır, yeter insafa gel!
Kendini hiç kandırma, her yerde Allah var!
ELAZIĞ BİR BAŞKA
Üç tarafı tatlı suyla çevrilmiş.
Bin yıldır Türk-İslam ile dirilmiş.
Tüm halkına GAKKOŞ sanı verilmiş.
Şimdiki adıyla Elâzığ bir başka.
En yakın ilçesi yeşil Sivrice.
Keban’da maden çok, barajı nice!
Baskil’de kayısı vardır haylice!
Elâzığ’da yaşamak veriyor neşe!
Kovancılar Murat nehrine yakın.
Karakoçan ise Bingöl’e yakın. Palu eski ilçe tarihe bakın.
Şimdiki adıyla Elâzığ bir başka.
Ağın’ımız badem, leblebi dolu.
Alacakaya hoş, mermerin yolu.
Arıcak Palu’nun eski bir kolu.
Maden ilçesinde zenginlik dolu.
Boğazkere, öküz gözü üzümü.
Buzbağ şarabının olmuş ürünü.
Çedene kahvesi sağlık çözümü.
Dut unu ve orcik Elazığ’ın gülü.
Turgay’ın sevdası Harput kültürü.
Üç ayak, dik halay bir folklor türü.
Çayda Çıra olmuş Dünya kültürü.
Kürsübaşı çok hoş, yoktur bir türü.
Bize vakit ayırdığınız için teşekkürler. Söyleşinin son sözünü siz kıymetli hocamıza bırakmak istiyoruz neler söylersiniz?
Bana bu fırsatı vererek hem kitaplarımın tanıtımına hem de bir eğitimci olarak fikirlerimin kıymetli okuyucularla paylaşılmasına vesile olduğunuz için özellikle size ve mensubu olduğunu Fırat Gazetesinin tüm paydaşlarına teşekkür ediyor, Bursa’dan Elazığ’ımıza kucak dolusu selamlarımı iletiyor, en kalbi duygularımla sizleri selamlıyorum. Sürçü lisan ettiysek affola!

Kategori: Hava
Yayın: 25 Ekim 2026 16:35 · Kaynak: elazigfirat.com