Habermetrik
← Ana Sayfa
08 Kasım 2026 04:13
✍ Editör: Habermetrik · Editör Politikası

“Türkiye sineması bence bir arayış sürecinden geçiyor”

“Türkiye sineması bence bir arayış sürecinden geçiyor”
Görsel kaynağı: gazetepencere.com
⏱️ 9 dk okuma 🛡️ %85 Doğruluk · 1 Kaynak
WhatsApp Paylaş
⚡ 30 Saniyede Özet Habermetrik Yapay Zeka Özeti
  • Bazı oyuncular vardır; onları izlerken yalnızca oynadıkları karakteri değil, yıllar içinde biriktirdikleri hayatı da görürsünüz
  • Şenay Gürler benim için biraz öyle bir oyuncu

Bazı oyuncular vardır; onları izlerken yalnızca oynadıkları karakteri değil, yıllar içinde biriktirdikleri hayatı da görürsünüz. Şenay Gürler benim için biraz öyle bir oyuncu. Tiyatrodan sinemaya, televizyondan hayatın içindeki kadınlara uzanan hikâyelerde hep kendine ait bir iz bıraktı.

Ses tonu, sinemaya yakışan yüzü, oyunculuğu, duruşuyla yıllardır takip ettiğim bir isim. Şimdi ise 37. Ankara Film Festivali’nde, bu kez filmleri değerlendiren tarafta. 12–20 Kasım tarihleri arasında gerçekleşecek festivalin Ulusal Uzun Film Yarışması jürisinde yönetmen, senarist ve yapımcı Semih Kaplanoğlu başkanlığında; yönetmen Gözde Kural, sanat yönetmeni ve yapım tasarımcısı Meral Aktan, görüntü yönetmeni Özgür Eken ve oyuncu Şenay Gürler yer alıyor.

Şenay Gürler ile Ankara’yı ve Ankara Film Festivali’ni, bir oyuncu olarak jüri koltuğunda oturmanın duygusunu, farklı disiplinlerden sinemacıların bir filmi farklı gözlerle değerlendirmesini, Türk sinemasının bugününü, kadın karakterlerin sinemadaki yerini ve yaş aldıkça oyunculuğa eklenen o başka türlü derinliği konuştuk. Çünkü onun da söylediği gibi, bazı filmler biter ama hikâyesi bitmez.

Bir an, bir replik, bir karakter insanın hayatına küçük bir çentik atar.37. Ankara Film Festivali 12-20 Kasım tarihleri arasında gerçekleşiyor. Ulusal Uzun Film Yarışması jürilerinden biri de sizsiniz. Nasıl bir heyecan içindesiniz, jüri olmak nasıl bir sorumluluk?

Jüri üyesi olmak gerçekten büyük bir sorumluluk. Yarışan filmleri adil, tarafsız ve sanatsal kriterler doğrultusunda değerlendirmek gerekiyor. Filmleri yönetmenlik, sinematografik hikâye yapısı, karakter derinliği ve gelişimi, sanat yönetimi, ses, müzik, kurgu gibi birçok açıdan doğru okumalıyız.

Festival filmlerinin bağımsız filmler olduğunu, Türk sinemasının geleceği ve gelişimi adına bunun ne kadar önemli olduğu da odak noktalarımızdan biri.“Ülkenin tek bağımsız film festivalinden söz ediyoruz”Ankara’nın ve Ankara Film Festivali’nin sizin için önemi nedir? Festivaller içinde Ankara Film Festivali’ni nasıl konumlandırıyorsunuz?

Büyük emeklerle gerçekleştirilen Ankara Film Festivali’nin bu sene otuz yedincisinin düzenlenmesi bize çok şey anlatıyor. Ülkenin tek bağımsız film festivalinden söz ediyoruz. Kültürel ve sanatsal açıdan önemli bir şehir olan Ankara’nın köklü bir sinema geleneği olduğunu ve Ankara Film Festivali’nin bu gelenekte önemli bir yeri olduğunu düşündüğümde jürilik beni daha da heyecanlandırıyor.

Ankara entelektüel geleneği olan bir şehir ve şehrin seyircisi gerçekten çok değerli ve bilinçli. Her yıl Ankara’ya birçok organizasyon için geliyorum; buna Uçan Süpürge Uluslararası Kadın Filmleri Festivali de dahil. Ankara seyircisinin bir oyunu ya da izlediği bir filmi nasıl değerlendirdiğine çok yakından tanık oldum.

Eğer Ankara’ya turneye gittiysem ve seyirci oyunu beğenirse tamam, şimdi oldu derim. Jüride yönetmen, oyuncu, sanat yönetmeni ve görüntü yönetmeni gibi sinemanın farklı alanlarından isimler var. Bir filmi farklı meslek disiplinlerinden bakarak değerlendirmek nasıl bir deneyim olacak?

Jürideki isimlerle tanışıklığınız nedir ve nasıl bir ekip olacaksınız? Hepimiz farklı açılardan değerlendireceğiz filmi. Ben bir oyuncu olarak karakterin hikâye içinde gelişimine ve varoluşuna, inandırıcılığına, iç dünyasına odaklanırken yönetmen, görüntü yönetmeni, sanat yönetmeni ve senarist ise farklı açılardan değerlendirecek mutlaka.

Bu farklı bakışların bir araya gelmesi filmi okuyabilmek açısından çok değerli. Ben aynı zamanda sinema okulundan mezun olduğum için filme elimden geldiğince değişik açılardan da bakmaya çalışacağım.“Öncelikle oyuncunun karakteri ne kadar geliştirdiğine ve sahiciliğine odaklanırım”Bir oyuncunun performansını değerlendirirken nelere dikkat edersiniz?

Sinemada oyuncunun iyi performansında yönetmenin etkisi ne kadardır? Öncelikle oyuncunun karakteri ne kadar geliştirdiğine ve sahiciliğine odaklanırım. Senaryoyu ne kadar anlamış, karakteri ne kadar derinleştirmiş, o karakterin içerisinde ne kadar devinebiliyor ve bizi inandırıyor.

Benim oyuncu olarak da en çok uğraştığım bunlar. Ben sinemanın yönetmenin olduğuna inanırım. Tabii ki sinema ortak bir yolculuk. Ben kendimi, yapmak istediklerimi, önerilerimi de hesaba katarak yönetmene teslim ederim. İyi bir yönetmenin oyuncunun içindeki potansiyeli ortaya çıkarabileceğine inanıyorum.

Zaten yönetmen ve oyuncu karşılıklı etkileşim içerisinde olursa çok daha özel işler ortaya çıkıyor. Bir filmde sizi etkileyen ilk şey nedir? Öncelikle filmin kurduğu dünya ve bende yarattığı his önemli. O dünyayla, karakterlerle bağ kurabiliyor muyum, hikâye bana ne anlatıyor, dahası sinema görsel bir sanat olduğu için aynı zamanda görsel olarak hikâyeyi nasıl anlatıyor; bunları göz önünde bulundururum.

Bazen küçücük bir an insanı öyle etkiler ki günlerce düşünebilirsiniz. O an ya da bir replik hafızanıza kazınır. Hayatınıza, dünyaya bakışınıza bir çentik atar. Bir film beni düşündürüyorsa, film bittikten sonra bende iz bırakıyorsa o filmden etkilenmişimdir.“Farklı kadın karakterleri oynamayı seviyorum çünkü bu benim yepyeni şeyler keşfetmeme neden oluyor”Bir karakteri kabul ederken sizi en çok ne heyecanlandırır?

Nasıl bir karakter olduğu, senaryo içinde gelişiminin hangi yönde seyrettiği, özgün bir yanının olması ve en önemlisi de dönüşümü beni heyecanlandırır. Farklı kadın karakterleri oynamayı seviyorum çünkü bu benim yepyeni şeyler keşfetmeme neden oluyor.

Özellikle de zor karakterlerse beni daha da heveslendiriyor çünkü çok çalışmam, çok uğraşmam, karakterle bir yolculuğa çıkmam gerekiyor. Ben bunu seviyorum. Oynadığım kadın karakterlerin toplum içindeki yerleri, toplumun onlara çizdiği sınırlar içinde nasıl mücadele verdikleri, o sınırların içinde kendilerini nasıl var oldukları, zaafları, arzuları neler?

Bütün bunları keşfetmek zorlu ama güzel. İster bir tiyatro oyunu olsun ister bir sinema filmi ya da televizyon dizisi benim o karakterle yolculuğa çıkmamı gerektiriyor. İşte bu da çok heyecan verici.“Sinema aynı zamanda bir düşünce, ifade ve özgürlük alanı”Son yıllarda Türk sinemasında hem anlatım dili hem de hikâye çeşitliliği açısından farklı arayışlar görüyoruz.

Özellikle Antalya Film Festivali’nin ardından tartışmalar da beraberinde geldi. Sizce bugün sinemamız nasıl bir dönemden geçiyor? Türk sinemasının zor bir dönemden geçtiğini düşünüyorum. Bu sene başka festivallerde birçok film izleme şansım oldu.

Maalesef daha önce izlediğim filmlerle de elimde olmadan karşılaştırıyorum ama hikâyesi olan, bunu net bir şekilde sinematografik bir dille anlatan filmler bulmak zorlaşıyor. Yani Türkiye sineması bence bir arayış sürecinden geçiyor.

Bu arada sinema yapmanın ne kadar güç olduğunun farkındayım. Ekonomik koşullar, yapım süreçleri, filmlerin dağıtımı, seyirciye ulaşıp ulaşmadığı devlet tarafından desteklenip desteklenmediği gibi birçok dinamik devreye giriyor.

Özellikle genç sinemacılarla bir araya geldiğimde ne kadar zorlandıklarını ama buna rağmen film yapma isteklerinin ne kadar güçlü olduğunu görüyorum. Şunu da unutmamalıyız: Sinema aynı zamanda bir düşünce, ifade ve özgürlük alanı.

Yani toplumun yaşadıklarından, toplumdan bağımsız değildir ama farklı seslerin, farklı bakış açılarının, farklı hikâyelerin özgürce dile getirilebildiği, sansürlenmediği ya da otosansür uygulamak zorunda kalmayacağımız bir sinema anlayışının geleceğine dair umudum her zaman var.“Korkuyorum Anne” filmindeki İpek ve “Kasap Havası” filmindeki Leyla benim için çok önemli karakterlerdi”Kariyerinizde farklı kuşaklardan kadın karakterlere hayat verdiniz. Sizin için yeri farklı ve özel olan bir rol ve film var mı?

Her seferinde değişik karakterler seçmeye özen gösteriyorum. Çünkü bu beni hem insan hem de oyuncu olarak geliştiriyor. Kendime her çalışmamda format atıyormuşum gibi geliyor. Önümde sanki yepyeni kapılar açılıyor. “Korkuyorum Anne” filmindeki İpek ve “Kasap Havası” filmindeki Leyla benim için çok önemli karakterlerdi.

İkisi de çok iyi yazılmış, derinlikli karakterlerdi. Oyuncular böyle rollere hasret açıkçası. Hem kırılgan hem güçlü hem de kendilerine toplum tarafından çizilen rollerin dışına çıkmaya, kendi başına hayatta varolmaya, tutunmaya çalışan kadınlar.

Bir oyuncu olarak bu hayatlara dokunmaya çalışırken, insan kendi hayatına da dokunuyor. Tabii bu arada televizyonda ve tiyatroda da birçok karakter bende iz bıraktı.“Belirli yaştan sonra kadın oyunculara sunulan alan daralıyor”Türk sinemasında kadın karakterler etkileyici ve sahici yazılabiliyor mu?

Özellikle belli bir yaştan sonra kadın oyunculara sunulan alan sizce adil mi? Kadın karakterlerin yazılmasında önemli gelişmeler var tabii. Ama yine da çok eksiklerimiz olduğunu düşünüyorum. Arzuları olan, toplumun dışına itilmeye çalışılan, kararları kendi veren ve adım atan, şiddete ve cinsiyet eşitsizliğine maruz kalan kadınların anlatılacak daha çok hikâyesi olduğuna inanıyorum.

Belirli yaştan sonra kadın oyunculara sunulan alan daralıyor. Sanki belli bir yaştan sonra kadınların arzuları, hayatla olan bağları sadece annelik üzerinden anlatılabilirmiş gibi bir durum söz konusu. Elbette annelik üzerinden birçok şey anlatılabilir ama dar bir alana hapsedilmeden.

Kadın hikâyeleri anne olmanın dışında arzuları, zaafları, pişmanlıkları, hâlâ âşık olabilecekleri, hayalleri göz önüne alınarak yaratılmalı. Ve şu ayrıntı da göz önüne alınmalı: Yaş aldıkça daha önceden anlayamadığımız ya da çözmek için uğraştığımız karakterdeki ayrıntıları daha çabuk fark edebiliriz.

Yani yaşarken kendini biraz olsun demlediysen, yaş aldıkça oyunculuğuna da lezzet ve derinlik katıyorsun.“Ayırt etmek zor ama en özgür hissettiğim alan galiba tiyatro”Televizyon, tiyatro ve sinema arasında gidip gelen bir oyuncusunuz. Kendinizi en özgür hissettiğiniz ve en sevdiğiniz alan hangisi?

Her birinin bende yeri ayrı. Tiyatro canlı bir performans; tekrarı olmayan, her şeyin o anda olduğu bir sanat dalı. Hata yapma şansınız yoktur. Seyirciyle baş başasınızdır. Aradaki bağı koparmadan performansa devam etmek zorundasınızdır.

Heyecanla sahneye çıkarsınız, seyirci beğenirse sizi alkışlarıyla ödüllendirir ve büyük bir haz yaşarsınız. Aynı replikleri tekrarlamanıza rağmen hiçbir oyun aynı değildir. Seyirci farklıdır, o gün siz farklısınızdır, oyun sırasında aklınıza bir şey gelir, onu yaparsınız yani her oyun biriciktir.

Ve tiyatro oyuncunundur. Ama sinema yönetmenindir. Filmi onun belirlediği kadrajın içinde, ışıkta ve açıda oynarsınız. Tabii devreye kurgu girer. TV daha popüler kültüre yöneliktir ve filmlere göre daha kısa sürede çekmek zorundasınızdır.

Ama bu da inanılmaz bir hız kazandırır size. Ayırt etmek zor ama en özgür hissettiğim alan galiba tiyatro. Ama sinemanın büyüsü de insanı alır götürür.“Festivallerde yarışmanın heyecanı ise bambaşka”Ödüllendirilmek bir oyuncu için ne kadar önemli?

Festivallerde bir oyuncu olarak yarışmak nasıl bir heyecan? Ödüller çok değerli tabii çünkü insan çalışmalarının görünür olmasını, birilerine dokunmasını, yıllar sonra bile hatırlanmasını arzuluyor. Festivallerde yarışmanın heyecanı ise bambaşka.

Seyircinin tepkisi, jürinin değerlendirmesi, rolün ya da filmin insanlara nasıl değdiğini görmek tarifsiz bir mutluluk. Film üzerine konuşmak, tartışmak, eleştirileri ya da takdirleri toplamak ve yepyeni yolculuklar için hayaller kurmak da aynı şekilde. Bunları dile getirirken bile heyecanlanıyorum açıkçası.

💬 Habere Tepkinizi Belirtin:
Habermetrik WhatsApp Kanalına Katılın

Günde en fazla 3 kritik gelişme. Bildirim kirliliği yok, anında bilgi.

Kanalı Takip Et →
Kaynaklar: gazetepencere.com
Haber metni ve görseller gazetepencere.com sitesine aittir; tam içerik kaynak sitede yayınlanır.
Haber Künyesi
Kategori: Kültür-Sanat
Yayın: 08 Kasım 2026 04:13 · Kaynak: gazetepencere.com
Kaynağı Oku ↗