Bozkırın Kalbinde Bin Yıllık İzler: Alacahöyük’ten Boğazkale’ye Yürüyüş Günlüğü -2
- Tarihe Açılan Patikalar: İmat’tan Hitit Başkentine 30 Kilometrelik Macera Uzun soluklu yürüyüşlerin en güzel yanı, sadece varılan hedef değil, o hedefe giden yolda adımlanan her bir kilometrenin kendi hikâyesini fısıldamasıdır
- Biz de bu felsefeyle sırt çantalarımızı yüklenip dördüncü hat rotasına doğru adımlarımızı attık
Tarihe Açılan Patikalar: İmat’tan Hitit Başkentine 30 Kilometrelik Macera Uzun soluklu yürüyüşlerin en güzel yanı, sadece varılan hedef değil, o hedefe giden yolda adımlanan her bir kilometrenin kendi hikâyesini fısıldamasıdır. Biz de bu felsefeyle sırt çantalarımızı yüklenip dördüncü hat rotasına doğru adımlarımızı attık.
Yolculuğumuzun ilk soluklanma durağı şirin bir Anadolu yerleşimi olan İmat Köyü oldu. Burada dinlenirken çantalarımızdan konservelerimizi çıkarıp sade ama bir o kadar lezzetli öğle yemeğimizi yedik; yolun yorgunluğunu üzerimizden bir nebze olsun atarak enerjimizi tazeledik.
İmat’tan ayrıldıktan sonra önceden belirlediğimiz güzergâhta ilerlemeyi sürdürdük. Sırasıyla birbirini takip eden köyleri adımlayıp Timur köyüne vardık. Yol boyunca özellikle içimizi ısıtan ve dikkatimizi çeken çok kıymetli bir detay vardı: Geçtiğimiz her köyün girişindeki tabelalarda istisnasız Mustafa Kemal Atatürk’ün portresi yer alıyordu.
Anadolu’nun bu köylerinde Cumhuriyet’in kurucusuna duyulan vefa ile karşılaşmak yürüyüşümüze apayrı bir anlam kattı. Elbette her rota tozpembe ilerlemiyor. Yürüdüğümüz bu dördüncü hat etabında işaretlemelerin ve yönlendirme tabelalarının yetersizliği bizi zaman zaman zorladı.
Belirgin işaretler bulunmadığı için gün içinde iki kez yönümüzü şaşırıp rotadan saptık. Bu tarihi ve doğa harikası patikaları arşınlayacak doğaseverler için rota işaretlemelerinin acilen daha görünür ve sık hale getirilmesi gerektiği çok açık.
Akşam saat dokuz sularında nihayet günün son varış noktası olan Boğazkale’ye ulaştık. Planımız geceyi kamp alanında çadırlarımızda geçirmekti; fakat alandaki fiziki şartların elverişsiz olması sebebiyle rotamızı Boğazkale merkezindeki bir otele çevirdik.
Günün bilançosu tam 30 kilometrelik zorlu ve tempolu bir parkurdu. Yol arkadaşım Onur Hocam ile birlikte otele vardığımızda yorgunluktan tam anlamıyla tükenmiş durumdaydık. Hızlıca üzerimizi değiştirip günün yorgunluğunu atmak üzere derin bir uykuya daldık.
Şimdi dinlenme vakti; çünkü yarın sabah bizi binlerce yıllık görkemiyle Hititlerin kadim başkenti Hattuşa Ören Yeri bekliyor. Taşların dilini dinleyeceğimiz, tarihin kalbine yapacağımız o büyük keşfi ve yeni notlarımızı yarın paylaşmak üzere… Hititlerin Kalbine Yolculuk: Hattuşa Günlükleri Anadolu’nun kadim geçmişine doğru uzanan büyüleyici bir yolculuğa adım attık.
Bu sabah onur beşel hocam ile birlikte Boğazkale ilçe sınırlarında yer alan, bir dönemin süper gücü Hitit İmparatorluğu’nun görkemli başkenti Hattuşa’nın ören yerlerini keşfe çıktık. Rüzgârın ve tarihin fısıltılarını taşıyan bu atmosferde, binlerce yıllık taşların arasında attığımız her adım bizi bambaşka bir çağa götürdü.
Giriş kapısından alana dahil olduğumuzda bizi hemen sağ tarafta yükselen heybetli Büyük Mabet karşıladı. İmparatorluğun inanç dünyasının merkez üssü olan bu devasa yapıyı inceledikten sonra rotamızı Kesikkaya mevkiine doğru çevirdik.
Biraz daha ilerlediğimizde ise kentin en ikonik noktalarından biri olan Aslanlı Kapı belirdi; taş işçiliği ve dönemin koruyucu inancını yansıtan aslan kabartmaları hâlâ ilk günkü heybetini koruyor. Yenicekale ve kentin savunma sisteminin en çarpıcı unsurlarından olan gizemli tünel (potern) güzergahımızdaki bir diğer etkileyici duraktı.
Bu tünelden geçerek ulaştığımız Kral Kapısı ise mimarisiyle gerçekten hayranlık uyandırıcı bir detay sunuyor. Üst kotlardan çevreye tamamen hâkim olan konumuyla kenti tepeden izlemek, o dönemdeki askeri ve idari dehayı gözler önüne seriyor.
Hattuşa’nın en tepe noktasında dış dünya ile ikinci bir bağlantıyı sağlayan ve adeta gizli bir geçit hissi uyandıran yerkapı tüneli de bu savunma mimarisini perçinliyor. Rotanın devamında kralların ikametgahı ve yönetim merkezi olan Büyükkale’ye ulaştık.
Büyükkale’den aşağıya doğru süzüldüğümüzde, kentin dini törenlerinin kalbi sayılan Yazılıkaya Açık Hava Tapınağı’nın büyüleyici kaya kabartmaları karşıladı bizi. Yaklaşık 7-8 kilometrelik bu yürüyüş parkurunu tamamlamak ortalama üç saatimizi aldı.
Her durağın önünde üç dilde hazırlanmış bilgilendirme panoları yer alsa da, böylesine zengin bir miras için dijital sesli rehber uygulamalarının ziyaret deneyimini çok daha zenginleştireceğini düşünmeden edemedik. Bulunduğumuz tepe nokta hem vadiye hem de şehre tamamen hâkim, harika bir esintiye sahip.
İnsan buradayken Hititlerin binlerce yıl önce neden bu coğrafyayı seçtiğini çok daha iyi anlıyor. Verimli arazileri, doğal su kaynakları ve savunmaya elverişli stratejik konumuyla kusursuz bir başkent inşa etmişler. Bugün gezerken alanın içerisine serpilmiş çok sayıda meyve ağacının varlığı da bu toprağın bereketini hâlâ koruduğunun en güzel kanıtı.
Yürüyüşün ardından şimdilik müze mağazasında soluklanıp kahvelerimizi yudumluyoruz. Biraz dinlendikten sonra Boğazkale şehir merkezindeki diğer tarihi kalıntıları ve ören yerlerini keşfetmeye devam edeceğiz; Hattuşa’nın yeni sürprizlerini aktaracağımız bir sonraki yazıda görüşmek üzere!
Günde en fazla 3 kritik gelişme. Bildirim kirliliği yok, anında bilgi.
Kategori: Kültür-Sanat · Bölge: Çorum/Boğazkale
Yayın: 15 Eylül 2026 05:15 · Kaynak: aciksoz.com.tr