Habermetrik
← Ana Sayfa
30 Ekim 2026 13:33 · Güncelleme 13:35
✍ Editör: Habermetrik · Editör Politikası

İzmir Depremi'nden 6 yıl sonra ne değişti? Önalan, "Biz kenti değil, binayı yeniliyoruz

İzmir Depremi'nden 6 yıl sonra ne değişti? Önalan, "Biz kenti değil, binayı yeniliyoruz
Görsel kaynağı: gazeteyenigun.com.tr
⏱️ 6 dk okuma 🛡️ %85 Doğruluk · 1 Kaynak
WhatsApp Paylaş
⚡ 30 Saniyede Özet Habermetrik Yapay Zeka Özeti
  • YENİGÜN- 30 Ekim 2020’de Seferihisar açıklarında yaşanan 6.6 büyüklüğündeki depremi İzmir’de 117 kişinin ölümüne neden olurken bin 34 kişi ise yaralanmıştı
  • Yaklaşık 16 saniye süren deprem sonucunda Bayraklı’da 8 bina ilk anlarda çökerken 500’den fazla bina ise kontrollü şekilde yıkılmıştı
Hukuki not: Ölüm haberi: bilgiler adli makamların açıklamalarına dayanır, kesinleşmiş yargı kararı değildir.

JMO İzmir Şube Başkanı Koray Çetin Önalan, 30 Ekim 2020 depreminin yıl dönümünde 6 yılın ardından kentte nelerin değiştiğini yorumladı. Önalan, tek tek binaların yenilenmesinde aşama kaydedildiğini ancak kentsel rant ve kontrolsüz emsal artışına dikkat çekti.

YENİGÜN- 30 Ekim 2020’de Seferihisar açıklarında yaşanan 6.6 büyüklüğündeki depremi İzmir’de 117 kişinin ölümüne neden olurken bin 34 kişi ise yaralanmıştı. Yaklaşık 16 saniye süren deprem sonucunda Bayraklı’da 8 bina ilk anlarda çökerken 500’den fazla bina ise kontrollü şekilde yıkılmıştı.

6 yıl geçen depremin ardından yıkım tehlikesi sürerken TMMOB Jeoloji Mühendisleri Odası İzmir Şube Başkanı Koray Çetin Önalan, o günden bugüne İzmir’de ne kadar ilerleme kaydedildiğini Yenigün’e anlattı.

"Faylar yerine, yerleşim alanlarının doğru seçimini kafa yormak gerekiyor" “İzmir’de yakın dönemde deprem üretme potansiyeli en yüksek olan fay hangisi?” sorusuna yanıt veren Önalan, kentlerin yalnızca yakın çevresi, kent merkezi olarak ele alındığında yanılmanın mümkün olduğunu söylerken “Teknik olarak 100 kilometre yarıçaplı bir çember içindeki her diri fayın İzmir'e az çok etkisi olacaktır” şeklinde konuştu. Bilimsel çalışmaların Tuzla Fayı üzerinde stres oluştuğunu ve kırılma zamanının yaklaştığını gösterdiğini anlatan Önalan, “Ancak 700’e yakın diri fayın olduğu ülkede, fayların üreteceği depremden daha çok, yerleşim alanlarının doğru seçimine ve yönetmeliklere uygun yapı üretimine daha çok kafa yormamız gerekiyor çünkü ülkede yıkım eşiğimiz 6 magnitüd civarında ve bu kabul edilemez bir durum” şeklinde konuştu.

Fay, zemin ve yapı kalitesi bağlamında İzmir’de olası bir depremde can kaybının artmasında etkili olacak unsurlara değinen Önalan, bunların birbirinden ayrılamayacağını ifade ederken “Her ikisine de dikkat etmek gerekli. Doğru yer seçimi (faylara uzak, sulak alanlar ve ovaların dışında, yeterli araştırmaların yapılması kaydı ile mümkünse kayalık ortamlar) ve yönetmeliklere uygun, denetime açık üstyapı… Bunlara dikkat edilirse depremler afete dönüşmez” dedi.

"Biz kenti değil, binayı yeniliyoruz" İzmir’de her ilçenin ayırt etmeksizin öncelikli olarak yenilenmesi gerektiğini bildiren Önalan, “Hiç kuşku yok ki, 2000 yılı öncesi yapılmış tüm yapılar başta olmak üzere her yer ele alınmalı. Ama ben zaten şu anki kentsel dönüşüm mantığına karşıyım.

Biz kenti değil, binayı yeniliyoruz. Üstelik bu kentsel rant yaratıyor. Kontrolsüz emsal artışları ile kent başka afetlere açık hale geliyor. Sıralama yapılmasını doğru bulmam. Bilimsel değil” ifadelerini kullandı.

Depremin altıncı yılında herhangi bir alanda dönüşüm olmadığını dönüşümün daha çok binalar üzerinde gerçekleştiğini belirten Önalan, “Alanda dönüşüm yok ki. Bina dönüşüyor. Bir adanın içinde bir binayı dönüştürüyoruz. Yamalı bohça gibi.

Sokakta bir bina dönüştürülmüş, on bina resmen dökülüyor; e şimdi biz neyi dönüştürdük? Bu soruyu sorup yanıtını aramak gerek” şeklinde konuştu.

6 yılda İzmir'de ne değişti? “Aynı merkez üssünde aynı büyüklükte meydana gelecek bir deprem olsaydı, “6 yıl öncesine göre en azından elimizde artık bu var” diyebileceğimiz bir önlem veya gelişme kaydedildi mi?” sorusunu yanıtlayan Önalan, “6 yıl öncesine göre "görünüşte" iyi noktadayız ama bu görünüşte.

Ne kadar başarılı olduğumuzu ancak -hiç istemem ama-olası bir depremle test edeceğiz. Evet bir şeyler yapılıyor ama doğanın çalışma yöntemi böyle değil. Doğa, "Evet sen bunu dönüştürdün, yıkmıyorum" demiyor. Elbette 30 Ekim 2026’ya göre göreceli olarak iyi; yerleşim kültürü ve ileriki deprem kaynaklı afetler açısından hala çok çok geri noktadayız” diye konuştu.

Mikrobölgeleme çalışmalarının dönüşüm ve kentleşme planına zemin oluşturacağına ilişkin çalışmalar hakkında konuşan Önalan, bahse konu çalışmaların tamamlanmasının uzun süreceğini ifade ederek “İzmir'in 30 ilçesi var. Bornova ve Karşıyaka 5 yılda hala bitmedi.

2 ilçeye de başlanacak. Yani bu hızla devam edilirse bu ilçelerin bittiğini varsayarsak (ki bitmedi) takriben 30 yılımız var... Çok acı ve rahatsız edici bir durum bu Üstelik, ne meslek odaları ile ne kamuoyu ile paylaşılan bir veri yok” dedi.

"Yıkılan binaların sorumlusu yurttaş değildir" Deprem gibi afetlerde merkezi yönetim veya yerelde vatandaşın üzerindeki yükün azaltılmasının bir yolu olup olmayacağına ilişkin soruyu yanıtlayan Önalan “Ülkemizde yıkılan çoğu binanın sorumlusu yurttaş değildir. Yurttaş kurbandır; bedelini öder” derken sözlerini şöyle sürdürdü:

Yıkılsa da öder yıkılmasa da. Yıkılırsa canı ile öder, yıkılmazsa malı ve parası ile öder. Deprem vergilerini hala ödüyoruz. Bunca yıkım, bunca ölüm var. Bir tane üst düzey kamu görevlisinden hesap sorulmamıştır. Hiç kimse istifa etmemiştir.

Ülkede, yapı güvenliği hala denetim dışıdır. Yapı denetim şirketlerinde jeoloji mühendisi olmadığı gibi, zemin ve temel etütleri de sermaye şirketlerine devredilmektedir. Ülkede yapı sigorta sistemi bir komedidir. Risk değerlendirmesi yoktur.

Dask denen sistem masa başında, tapu ibrazı ile hazırlanan derme çatma poliçelerle yürümektedir. Afet Risk Tabanlı Sigorta Sistemi - ARTSİS kurulmadan yapıların etkin ve efektif denetimi mümkün değildir. Yıkılan evin bedeli, yarısı sizden kampanyaları ile hiçbir günahı olmayan fukara yurttaşa yüklenmektedir.

Ülkede "konut açığı" yoktur, "konut ihtiyacı" bir uydurmadır. Ülkede konutun adaletsiz dağılımı ve inşaat rantı vardır. Fukara yurttaşın başını sokacak evi yokken parası olanın yüzlerce daireye sahip olduğu bir ülkede yaşıyoruz.

İhtiyaç fazlası her konut ağır vergilerle vergilendirilmeli, buradan elde edilen gelirler ile yoksula ev yapılmalıdır. Çözüm budur.

Deprem riskine karşı Körfez'e tüp projesi gerçekçi mi? Öte yandan İzmir Büyükşehir Belediye Başkanı Cemil Tugay’ın AK Parti’ye katılmasının ardından Körfez’de tüp geçişi konusunun gündeme geleceği konuşulurken Önalan, bu projeyi deprem riski açısından değerlendirdi. Önalan, şöyle dedi:

Tüpün" nereden geçeceğini bilmiyoruz. Öyle harita üzerine cetveli koyup, ‘Ben buradan buraya geçiyorum’ diyemezsiniz. Sorun tüp geçitle bitmez. İstanbul'da ilk köprü yapıldığında sorun bitecek diye düşünüldü. Şu an üç köprü ile üstten, tüp geçitlerle alttan Boğaz’ı geçtik ama bu sadece parası olanlara kentsel rant yarattı.

Sorun, ulaşımı kestirme yolla bypass ederek bitmeyecektir. İstanbul ve İzmir gibi metropoller için en büyük sorun önlenemez nüfus artışı ve bu nüfusun kentin her karışını "mecburen" istila etmesidir. Toplumcu bir yerel yönetim anlayışı ülkenin tamamına hakim olmadan, Körfez’i alttan üstten geçerek kentin ulaşımına ancak birkaç yıllığına çözüm bulursunuz. Üstelik, Körfez’in batimetrik ve jeolojik durumu neye izin veriyor, bir bakmak lazım.

💬 Habere Tepkinizi Belirtin:
Habermetrik WhatsApp Kanalına Katılın

Günde en fazla 3 kritik gelişme. Bildirim kirliliği yok, anında bilgi.

Kanalı Takip Et →
Kaynaklar: gazeteyenigun.com.tr
Haber metni ve görseller gazeteyenigun.com.tr sitesine aittir; tam içerik kaynak sitede yayınlanır.
Haber Künyesi
Kategori: Hava
Yayın: 30 Ekim 2026 13:33 · Kaynak: gazeteyenigun.com.tr
Konular: Deprem
Kaynağı Oku ↗