Habermetrik
← Ana Sayfa
08 Kasım 2026 06:27
✍ Editör: Habermetrik · Editör Politikası

Neşe Yaşın: Aşk şiirleri imkânsızlık için birer ağıt aslında

Neşe Yaşın: Aşk şiirleri imkânsızlık için birer ağıt aslında
⏱️ 7 dk okuma 🛡️ %85 Doğruluk · 1 Kaynak
WhatsApp Paylaş
⚡ 30 Saniyede Özet Habermetrik Yapay Zeka Özeti
  • Neşe Yaşın, şiirinde sınırların ötesine geçen, bir yere ait olmaktan çok insanlığın ortak duygularına yaslanan bir şair
  • Ama en çok da insanın içinden konuşan bir yanı var
Hukuki not: Ölüm haberi: bilgiler adli makamların açıklamalarına dayanır, kesinleşmiş yargı kararı değildir.

Türksat: 4A Frekans: 12457,5 Sembol: 30000 Polarizasyon: V(Dikey) FEC: 2/3

Neşe Yaşın, şiirinde sınırların ötesine geçen, bir yere ait olmaktan çok insanlığın ortak duygularına yaslanan bir şair. Ama en çok da insanın içinden konuşan bir yanı var. Onun dizelerinde Kıbrıs’ın bölünmüşlüğü sadece coğrafi bir yara değil, insanın içinde taşıdığı ayrılıkların, eksilmelerin ve özlemlerin de karşılığı.

Bir yanı hüzne, bir yanı umuda açılan şiirleri, yaşanmışlıkların içinden geçerek insanın en kırılgan yerine dokunuyor. Geçmişle bugün arasında görünmez bağlar kuruyor. Bazen bir aşkın içinden geçerek dünyaya itiraz ediyor, bazen küçücük bir ayrıntıyla kocaman bir insanlık meselesini önümüze koyuyor.

Sözcükleriyle duvarları aşmaya, uzaklıkları yakın etmeye, birbirine yabancılaştırılan insanların arasında yeniden bir dil kurmaya çalışıyor. Onun şiirinde yolculuk, bir yerden ayrılmaktan çok, insanın kendine ve ötekine doğru yaptığı kayıt.

Bu bellek yolculuğunda itirazı var susturulmuşluğa, savaşa, ayrılığa ve her türlü esarete. Neşe Yaşın bize şiirin yalnızca dünyayı anlatmadığını, yaşanabilir bir dünya ihtimalini de kurduğunu hatırlatıyor. Ayrıntı Yayınları’ndan çıkan yeni kitabı Zaman Fısıltısı da sanki bütün bu hatırlattıklarıyla elimizden tutuyor, bizi şiirin o sımsıcak kucağına bırakıyor. Sevgili Neşe Yaşın ile Zaman Fısıltısı’nı konuştuk.

Sevgili Neşe, Zaman Fısıltısı dört bölümden oluşuyor. Alâmet, Gözbağı, Kara Aşk Baladı ve Gülün Ana Fikri. Özellikle Alâmet bölümü etkileyici. Kıyamet günlerinden geçen bir dünya, kanayan coğrafyalar. Filistin’i görüyorsun.

Savaşı görmüş, o acıları yaşamış biri olarak daha bir içten ve kalbi yazmışsın. Kadın dilinin yıkımlara bakışı var. Neden bütün savaşlarda aile albümleri aranır hep?

Hepimiz birer anı toplayıcıyız. Her an bir lahza sonra bir anı. Kimlik bellekle ilgili. Alzheimer hastaları bellek kaybından dolayı kim olduklarını unutuyorlar. İki savaş yaşamış bir Kıbrıslı olarak aile albümlerinin ne kadar değerli olduğunu biliyorum.

1974’te sığınağa giderken annem mücevher kutusu ve aile albümlerini koymuştu bavula. Pek çok Kıbrıslı Türk evlerine yerleştirildikleri Kıbrıslı Rumların aile albümlerini sakladı ve sonradan bunları ulaştıranlar oldu. Savaş en çok da hatıralarımızı yok etmeye yöneliyor çünkü.

Üşümüş Kuşlar’da “Hatıra daha uzun hayattan” diye bir dizem var, Hatıraların kaydı hayatımızın başka zihinlerde devam etmesini, ölümden sonraki gölgemizi belirliyor.

Gözbağı bölümünde kendinle gönül bağı kurmuşsun adeta. Büyüklük ve çocukluk arasında, bir çocuktan bugüne, kendine gelmişsin. Keder ve kaderi sırtına alıp giden bir şair var. Kendinle bir empati diyebilir miyiz?

Çocukluk insanın anayurdu. Çocukluk pek çok şeyin saflıkla keşfedildiği dönem. Bellekteki çarpıtma dinamikleri henüz devreye girmemiş durumda. En gerçek hatıralar çocukluk hatıraları bu yüzden. Ön yargılar oluşmamış, hatıra skalası sınırlı ve karmaşa yok.

Hatırlama her zaman kolektiftir. Maurice Halbwachs bireysel bellek olmadığını iddia eder. Başkalarının katılımıyla hatırlarız. Birisi bize bir hatırasını anlattığında kafamızda onun filmini görürüz, onu görselleştiririz ve bellek bunu kaydeder.

Sonra bir başkasına bir anlatı sunarken montaj odasına bu görüntüler de girer. Bağlama uydukları için bir yanılsamayla kendi hatıralarımız gibi onları da katarız. En güçlü hatıralar travmatik olanlar sanırım. Şiir bu travmatik anlar için bir alan açıyor.

Çok eskilerden bir an birden şiire giriveriyor. O anki ruh hali ve kurduğun atmosfer o uzak hatıraları çağırıyor adeta. Kimselere anlatmadığın en derinlerdeki yaralarına ait kimileri. Öznel şeyler ama öznelde bir çoğulluk var.

Bazı okurlar sanki ben konuşuyormuşum gibi diyorlar bazı şiirleri okuduklarında. Sen birinci tekil şahıs kullanıyorsun ama bu başkalarının da sesi olabiliyor. Bence kırılganlığı ifade edebilmek, güçsüzlük ve çaresizlik itirafında bulunmak paradoksal olarak bir güçlülük halidir.

Kederli bir şiir bile bir okura umut ve değiştirme arzusu verebilir. Okur benimle aynı acıları yaşayan biri varmış, yalnız değilmişim diye kendini daha iyi hissedebilir.

Kara Aşk Baladı’nda derin ve içten dizeler gördüm. “çünkü sevmeyi sevdim ben”, “kaçak bir adam/ kaçak bir kadına rastladığında/ önce birlikte kaçarlar/ sonra birbirlerinden” ve hep bir çocukluk yarası var. “sonra herkes alıp gitti kendi anlatısını” yine hüzünlü bir ayrılık. Çocukluk ve yaralar aşkın neresinde durur?

Aşk bir yalnızlıktan kurtulma girişimi, öteki ile buluşma arayışı. Çocukluğumuzdaki bazı motifleri tekrarlıyoruz aşkta da. Aşk şiirleri imkânsızlık için birer ağıt aslında. Bir yanda ölümü temsil eden Thanatos diğer yanda Erotas.

Erotas yalnızca romantik aşkla ilgili değil bir yaşama tutkusu yani ölümün tersi gibi bir durum. Erotas yıkıcılık da taşıyor bir yandan. Aslında ikisi aslında bir gerilim var. Ölümüne sevmekten söz edilir, orgazma küçük ölüm denir Fransızca’da.

Ben aşkta hep çocukluk yaralarını iyileştirme girişimi görürüm. Çoğu insanın bir aşk kırgınlığı için ağlarken aslında çocukluğu için ağladığını gözlemlemişimdir. Hayatındaki bütün eksik kalmışlıkları aşkla tamamlama girişimidir biraz da bu.

Gülün Ana Fikri bir aile albümü gibi. Kadın sesi, kız çocuğu ve hep beklenen gemi, çıkılmayan limanlar. Kalpten kalbe dizeler… Unutulmayan çok şey, kırgınlıklar ve boşluğa serzeniş. Şiir bu serzenişlerde içsel bir kurguyu mu dışa aktarır?

Hem kendimi hem de gözlediğim kadınları ifade edeceğim sözcüklere sığınmışım bu bölümde, daha çok da başka kadınlara, kadın kuşaklarına bakmışım. Hikayesine sığamayan, yaş alan kendim ve başka kadınlar için kederlenmişim.

Serzeniş çok da sevdiğim bir şey değil aslında ama yapabilecek başka bir şey yok kimi zaman. Biraz da kolektif bir kadınlık halinin sesi olma girişimi bu sanki. Bir kimlik sorgulaması. Zamanın acımasızlığına karşı bir direniş çabası.

Ve ara ara denediğin iki dizelik kıssalar. Net ve fırtınaya meydan okuyor gibi. Bende güzel duygular oluşturdu. Kısa dizeler zor olduğu kadar da vurucu. Sen zorluğu bilerek tercih etmişsin. İyi ki de etmişsin. Okuyanı hem düşündürüyor hem de gülümsetiyor.

Bu kısa şiirler Kapılar kitabımdan beri var aslında. Üşümüş Kuşlar ve Zaman Fısıltısı’nda bunlara başlıklar vermeyi denedim. Başlık da şiirin bir parçası oluyor çünkü kimi zaman. Kişiliğimin hınzır kız çocuğu yanı çıkıyor bazen o kısa şiirlerde.

Bir de kısa şiirler uzundur aslında. Sen iki dize yazarsın ama başarılı olanlar bir kitaplık gölge taşıyabilir.

Bir soru da kitap dışı olsun. Şiirin bugününü anlamak açısından soruyorum. Sosyal medya şiiri daha geniş kitlelere ulaştırırken şiirin niteliğini ve okuma kültürünü nasıl etkiliyor? Bu denklemde şair, dijital çağda görünür olmak ile kendi şiirsel dünyasını korumak arasında nasıl bir denge kurabilir?

Dijital dünyada şiir diye dolaşıma giren pek çok çalışma aslında birer sözcük performansı. Çok yaygınlaşan “slam poetry” için de bu tanımı kullanmak istiyorum. Buna şiir demek isteyen diyebilir tabii. İçlerinde çok başarılı olanlar da var.

Şairler eskiden çok daha prestijliydi diye düşünüyorum. Pek çok ülke en çok da şairleri ile tanınır ve övünürdü. Şair olmak bir mirasa sahip çıkmadan pek mümkün değil gibi görünüyor bana. Senden önce yazılan şiiri çok iyi bilmek önemli diye düşünüyorum.

Şiirin daha fazla dolaşımda olması elbette güzel. Görünür ölmek bir tüketim nesnesine dönüşme tehlikesini de taşıyor diğer yandan.

İlke TV'yi, Google'da tercih edilen kaynak olarak ekleyin İlke TV’nin özel haberlerini ve güncel gelişmeleri anında takip etmek için tıklayarak WhatsApp kanalımıza abone olabilirsiniz. * ilketv.com.tr’de yayımlanan yazılar, yazarların görüşlerini yansıtmaktadır. Yazılar İlke TV’nin kurumsal bakışıyla örtüşmeyebilir. Yazıların tüm hukuki sorumluluğu yazarlarına aittir.

Meclis’te bu hafta hangi konular görüşülecek? 8 Kasım 2026 09:00 İran’da Kerec Cezaevi’nde üç protestocu idam edildi 8 Kasım 2026 08:45 Sibirya soğukları geliyor: Meteorolojiden 19 il için sarı kodlu uyarı 8 Kasım 2026 07:00 İsrail’de hükümeti kurma görevi Eisenkot’a verildi: Netanyahu ‘ulusal birlik’ çağrısı yaptı 7 Kasım 2026 23:29 Polonya’da silahlı saldırı: 6 kişi hayatını kaybetti, 10’dan fazla yaralı var 7 Kasım 2026 23:03

Meclis’te bu hafta hangi konular görüşülecek? İran’da Kerec Cezaevi’nde üç protestocu idam edildi Sibirya soğukları geliyor: Meteorolojiden 19 il için sarı kodlu uyarı İsrail’de hükümeti kurma görevi Eisenkot’a verildi: Netanyahu ‘ulusal birlik’ çağrısı yaptı Web sitemizde yer alan haber içerikleri izin alınmadan, kaynak gösterilerek dahi iktibas edilemez. Kanuna aykırı ve izinsiz olarak kopyalanamaz, başka yerde yayınlanamaz.

Adres Kavaklıdere Mah. Paris Cad.

💬 Habere Tepkinizi Belirtin:
Habermetrik WhatsApp Kanalına Katılın

Günde en fazla 3 kritik gelişme. Bildirim kirliliği yok, anında bilgi.

Kanalı Takip Et →
Kaynaklar: ilketv.com.tr
Haber metni ve görseller ilketv.com.tr sitesine aittir; tam içerik kaynak sitede yayınlanır.
Haber Künyesi
Kategori: Kültür-Sanat
Yayın: 08 Kasım 2026 06:27 · Kaynak: ilketv.com.tr
Kaynağı Oku ↗