Türk edebiyatında modernleşme ve yabancılaşma
Osmanlı'da başlayan modernleşme hikâyemiz, hemen hepimizin malumu. Kılık kıyafetten kendilik bilincine kadar tepeden tırnağa bir paradigma değişikliği yaşandı. Bu değişiklik, her alanda olduğu gibi Türk edebiyatında da baş gösterdi.
Cumhuriyetin ilanıyla beraber yeni Türk'ün yeni bir edebiyatı olması gerektiği fikriyle eserler verildi. Burada mesele, Batılılaşmak yahut yeni bir edebiyat kurmaktan ziyade, Osmanlı’ya, miras bıraktığı geleneğe karşı alınan tavrın edebiyat nezdinde de netleşmesiydi.
Böylece Anadolu’ya, Türk'e, özünde Müslüman'a yabancılaşmış bir perspektif tezahür etti. Cumhuriyet'in ilk yıllarında devlet eliyle yürütülen ısmarlama edebiyat anlayışına göre Anadolu, kendi tarihinden ve kendi insanından hareketle anlaşılması gereken bir yer olmaktan çıktı.
Artık Türk halkı; değiştirilmesi, dönüştürülmesi gereken köylü halk ve onlara muasır bir medeniyet vaat eden aydınlar olarak tasnif edilmişti. Yakup Kadri’nin “Yaban”ında Ahmet Celâl’in Anadolu halkına bakışı, bunun en açık örneklerinden biri olarak karşımıza çıkıyor.
Anadolu insanı; kendi memleketinde, yaşayan bir özne olmaktan çıkıp aydın nezdinde bir “öteki”ye dönüştü. Türk edebiyatındaki yeniliğin nereden doğduğuna yeniden bakmak gerekiyor. Yenilik, elbette edebiyatın tabiatında vardır.
Fakat burada söz konusu olan yenilik, kendi içerisinden gelişen bir oluştan ziyade, işgalci bir bakışın etkisinde şekillenen bir yapı hâlini almıştı. Kendi medeniyetine dışarıdan bakmak, kendi halkını kendi memleketinde yabancı görmek ve kendi dilini geçmişinden kopararak yeniden kurmak, bu bakışın farklı tezahürleriydi.
Cemil Meriç, “Düşüncenin malzemesi dildir. İstikrarlı, aydınlık bir dil,” diyordu. Dil, düşüncenin, hafızanın ve edebiyatın taşıyıcısıdır. Bir milletin dili kendi geçmişinden koparıldığında, o milletin geçmişte ürettiği edebiyat da zamanla yabancı bir metne dönüşebilir.
Meriç, dilin istikrarına vurgu yapıyor. Çünkü istikrarı elinden alınan dilin istikbali çalınmış olur. Türkçenin kendi hafızasına yabancılaştırılması, Türk düşüncesinin kısırlaşmasına, muhayyilemizin kısıtlanmasına mal olmuştur.
Mesele Batı’dan etkilenmiş olmamız yahut yeni biçimler denememiz değil. Kendi geçmişimize bir yabancının gözüyle bakıyor, kendi dilimizi kendi belleğimizden koparıyor ve kendi insanımızı kendi memleketinde öteki olarak görüyorsak, burada yalnızca bir modernleşmeden söz edemeyiz.
Yapılması gereken, geçmişimizle yeniden konuşabilmek ve doğru perspektiften değerlendirmektir. Zira bir edebiyat, ancak kendi sesini yeniden Bu yazının başlığı yazardan bağımsız editoryal olarak hazırlanmıştır.





Kategori: Siyaset
Yayın: 25 Ekim 2026 14:05 · Kaynak: gzt.com