Habermetrik
← Ana Sayfa
29 Ekim 2026 06:23
✍ Editör: Habermetrik · Editör Politikası

Ahhh Bu Koltukların Gözü Kör Olsun..!

Ahhh Bu Koltukların Gözü Kör Olsun..!
Görsel kaynağı: sakaryayenihaber.com
⏱️ 4 dk okuma 🛡️ %85 Doğruluk · 1 Kaynak
WhatsApp Paylaş
⚡ 30 Saniyede Özet Habermetrik Yapay Zeka Özeti
  • Makamın aynasında insanın gerçek yüzü görünür; yeter ki bakmaya cesareti olsun
  • Hani o eski nağmede içli içli söylenir ya: “Ah bu şarkıların gözü kör olsun…” Bizim derdimiz ne maziyle ne de eski şarkılarla

Makamın aynasında insanın gerçek yüzü görünür; yeter ki bakmaya cesareti olsun.

Hani o eski nağmede içli içli söylenir ya: “Ah bu şarkıların gözü kör olsun…”

Bizim derdimiz ne maziyle ne de eski şarkılarla.

Bizim derdimiz; üzerine oturanı kendi hakikatine kör eden, gücün gölgesini kudret, alkışı itibar, makamı da şahsi mülk sanmasına yol açan o dört ayaklı nesneyle…

İnsan nasıl olur da dün uğruna meydanlara çıktığı ilkeleri, bugün bir makamın eşiğinde bırakır..?

Dün adalet diye haykırırken bugün haksızlığın karşısında neden susar..?

Dün liyakat isterken bugün yakınını, dostunu, kendisine bağlı olanı neden ehliyetin önüne geçirir..?

Yoksa bazı insanlar koltuğa oturunca mı değişir, yoksa koltuk mu içlerinde sakladıkları gerçeği açığa çıkarır..?

Belki de asıl mesele, insanın yükselmesi değil; yükselirken neyi geride bıraktığıdır.

Koltuk, tuhaf bir aynadır. Başlangıçta insanın yüzünü gösterir; zamanla insanın görmek istemediği taraflarını saklamaya başlar.

Önce çevreniz kalabalıklaşır. Telefonlarınız susmaz, kapınızdan insanlar eksik olmaz. Her sözünüz dikkatle dinlenir, her kararınız alkışlanır. Bir zamanlar yanlışınızı söyleyenler bile seslerini alçaltır. Çünkü makamınız büyüdükçe, çevrenizdekilerin bir kısmı sizin doğrularınızdan çok, sizin gücünüzle ilgilenmeye başlar.

Dışarıdaki insanın derdi kapınıza ulaşamaz. Eleştiri, kulağınıza varmadan sadakatsizlik diye damgalanır. Gerçeği söyleyenin sesi rahatsız edici, sizi övenin yalanı ise huzur verici hale gelir.

Ve bir gün, etrafınızdaki herkesin sizi haklı bulmasını, gerçekten haklı olduğunuzun kanıtı sanırsınız.

İşte insanın kendisine kurduğu en tehlikeli tuzak budur..!

Çünkü bir makamda oturan insanın çevresinde ne kadar çok kişi varsa, gerçeği ona söyleyebilen kaç kişi kaldığı daha önemlidir.

Alkışın bol olduğu yerde hakikatin sesi bazen en çok kısılan sestir..!

Siyasetin en acı çelişkisi de burada başlar.

Dün kürsülerden adalet dağıtanlar, bugün kendi çevrelerindeki adaletsizlikleri görmezden gelebilir.

Dün liyakatsiz atamalara karşı çıkanlar, güç ellerine geçtiğinde aynı kapıyı başkalarına açabilir.

Dün eleştiriyi demokrasinin gereği sayanlar, eleştirinin muhatabı olduklarında eleştireni düşman ilan edebilir.

Dün ne söyledikleri kayıtlardadır. Bugün ne yaptıkları da…

Elbette insan fikrini değiştirebilir. Siyaset de hayat gibi uzlaşmalar, yeni şartlar ve değişen kararlar içerir. Her fikir değişikliğini ihanet, her uzlaşmayı çıkarcılık saymak haksızlık olur.

Fikrini değiştiren insan gerekçesini açıklar; çıkarını ilkenin yerine koyan ise çoğu zaman mazeret üretir.

Dün savunduğu düşünceden neden vazgeçtiğini anlatmak yerine geçmişi unutturmaya çalışıyorsa, dün başkasından istediği hesabı bugün kendisi vermekten kaçınıyorsa, asıl soru başkadır…

Değişen gerçekten düşüncesi midir, yoksa düşüncesinin kendisine sağladığı fayda mı..?

İnsan yanılabilir. Önemli olan yanıldığını kabul edebilmesidir. Ancak makamın verdiği güç, insanı kendi hatasını bile başkasının suçu gibi görmeye alıştırıyorsa orada artık yalnızca siyasi bir tutarsızlıktan söz edemeyiz. Orada, vicdanın çıkar karşısında verdiği bir sınav vardır.

Bir de vatan, millet, dava ve sadakat kelimelerinin arkasına saklanma meselesi…

Bu kelimeler öylesine kıymetlidir ki insan onları ağzına aldığında bile sorumluluğunu hissetmelidir.

Çünkü vatan sevgisi, insanın kendi yanlışını örtmek için kullanabileceği bir perde değildir.

Milletin adı, hesap vermemek için sığınılacak bir kale değildir.

Dava dediğiniz şey de bir kişinin makamını korumaktan ibaretse, orada savunulanın gerçekten dava olup olmadığını sormak gerekir.

Bir siyasetçiyi eleştirmek, ülkesini sevmemek değildir. Bir yöneticiden hesap sormak, millete karşı gelmek değildir. Kamu kaynaklarının nasıl kullanıldığını öğrenmek istemek, düşmanlık hiç değildir.

Milletin hakkını korumak, millet adına yetki kullananlardan hesap sormayı da gerektirir.

Çünkü kamu makamı şahsi mülk, devletin imkanları kişisel servet, vatandaşın vergisi de birilerinin dilediği gibi kullanabileceği para değildir..!

Bir ülkede makamlar, yakınlığı değil ehliyeti ödüllendirmeli; kamu kaynakları şeffaf kullanılmalı; yanlış yapan, kim olduğuna bakılmaksızın hesabını verebilmelidir.

Bunlar bir partinin değil, adaletin ölçüleridir.

Asıl sınav da tam burada başlar: Kendi tarafımızın yanlışını da yanlış kabul edebiliyor muyuz..?

Dün karşı çıktığımız bir haksızlığı bugün bizim tarafımız yaptığında aynı cesaretle konuşabiliyor muyuz..?

Yoksa adaleti yalnızca rakibimiz için mi istiyoruz..?

Eğer ölçümüz kişiye göre değişiyorsa, savunduğumuz şey adalet değil, tarafgirliktir..!

💬 Habere Tepkinizi Belirtin:
Habermetrik WhatsApp Kanalına Katılın

Günde en fazla 3 kritik gelişme. Bildirim kirliliği yok, anında bilgi.

Kanalı Takip Et →
Kaynaklar: sakaryayenihaber.com
Haber metni ve görseller sakaryayenihaber.com sitesine aittir; tam içerik kaynak sitede yayınlanır.
Haber Künyesi
Kategori: Eğitim
Yayın: 29 Ekim 2026 06:23 · Kaynak: sakaryayenihaber.com
Kaynağı Oku ↗