Saray’da gelecek kavgası:'Fon skandalı iktidar içindeki hesaplaşmayı büyüttü
Fon skandalı, iktidar medyası arasındaki karşılıklı açıklamalar ve Erdoğan sonrası siyasi dengeler… Yaşar Aydın, iktidar blokundaki gerilimin nedenlerini ele aldığı yazısında, Saray çevresindeki kaygıların ve güç mücadelesinin önümüzdeki dönemde derinleşebileceğini savundu.
Birgün'den Yaşar Aydın'ın yazısı şu şekilde:
İktidar içinde bir gerilimin varlığı artık herkesin malumu. Son bir ayda yaşananların iktidarı ne kadar yıprattığı da açık. O yüzden muhalefetin toplumsal bir dalganın üzerine çıkmasından korkuyorlar.
WhatsApp kanalını buraya dokunarak hemen takibe alabilirsiniz.
Fon skandalıyla ilgili haberler sürekli Saray’ın ön bahçesinden çıkıyor. Üstelik bu durum bitecek gibi de durmuyor. Son olarak eski AKP milletvekili ve Erdoğan’a yakınlığıyla bilinen Ertan Aydın listeye dâhil oldu. Operasyonla alınan Aydın süreci ev hapsi ile tamamladı derken yeniden gözaltına alındı.
Ama Ertan Aydın ilk olmadığı gibi son da olmayacak gibi. Üstelik ortaya çıkan isimlerin Varlık Fonu, Türkiye Sigorta gibi kurumlarda yöneticilik yapmış olması bu işin daha çok su kaldıracağına da işaret ediyor.
ALBAYRAK’IN ÖFKESİ
Erdoğan’ın bile yandaşlığını “yetersizsin” diye beğenmediği Abdülkadir Selvi’nin 21 Ekim’de Hürriyet’te çıkan yazısı çok tartışıldı. Selvi, köşesinde kendi düşüncesi değişlmiş gibi yaparak Berat Albayrak’a çakmak istedi ve Faik Öztrak’ın, fon kriziyle ilgili Borsa İstanbul Yönetim Kurulu Başkanı Erişah Arıcan’ı hedef alan bir sözünü alıntıladı: “Dostoyevski, ‘Hepimiz Gogol’ün Palto’sundan çıktık’ demiş ya...
Bürokraside de pek çok kurumun yöneticisi Erişah Hanım ve ekibinin paltosundan çıkmış...”.
Cümle Öztrak’a ait olsa da Hürriyet’e Selvi taşıdı. Tabii Selvi’nin bu “uyanıklığı” Sabah’ın gözünden kaçmadı. Berat Albayrak’ın Nisan 2018’de Borsa İstanbul’un başına atadığı ve o tarihten bu yana yeri asla değişmeyen Prof.
Erişah Arıcan’ı aynı cümlede kullanmak niyeti belli etti. Çünkü Borsa İstanbul artık fon skandalının ana merkezlerinden biri olarak görülüyor. Böyle bir algı oluşmuşken Berat Albayrak’ın yaptığı atamalara işaret edilmesinin Turkuvaz Medya tarafından başka türlü bir okuması olamazdı.
Nitekim, Berat Albayrak’ın avukatı İsa Sinan Göktaş, Sabah gazetesi aracılığıyla yaptığı açıklamada, “Faik Öztrak, Ümit Özlale gibileri taşeron olarak kullananlarla Abdulkadir Selvi’ye bugünkü yazısını yazdıranlar aynı kişilerdir” diyerek yapılmak isteneni net olarak anladıklarını beyan etti. Sabah gazetesi bu açıklamayla yetinmeyip Selvi’nin fotoğrafını FETÖ’cü olarak bilinen isimlerle yan yana koydu. Bugün bile Sabah gazetesinin Selvi’ye dair sert eleştirileri hız kesmeden sürüyor.
Muhalefetin eleştirilerine alışık olan Berat Albayrak’ı bu denli öfkelendiren ve Sabah’ı harekete geçiren motivasyonun arkasında sadece bir köşe yazısının olması çok akıl kârı değil. O zaman yanıt aranması gereken soru, “Asıl mesele ne ve bunun Selvi’yle ilgisi nedir?” olmalı.
“İÇİMİZDEKİ HAİN”
AKP ve Cumhur İttifakı içinde artık saklanması imkânsız hâle gelen bir gerilimin varlığı herkesin malumu. Bu gerilim en genel anlamıyla Erdoğan sonrasına dair iç iktidar kavgası olarak isimlendiriliyor. Ülke içinde ve dışında tarafları olan, zaman zaman yer değişikliklerinin de olduğu çok parçalı bir iktidar mücadelesinden bahsediliyor.
Bugüne aktüel yansımasını “Erdoğan’ı eleştirmeden, onu koruyarak etrafını çevreleme” mücadelesi olarak özetleyebiliriz.
Bir tarafta iktidarın Erdoğan sonrası mimarisinde Saray çevresini sınırlandırma noktasında aynı eksene düşenler (Bahçeli, yargı, güvenlik bürokrasisi ve Kılıçdaroğlu) ve bunların uluslararası bağlantıları; diğer tarafta aile, Saray’la onların uluslararası bağlantıları olarak sınıflayabiliriz.
Selvi’ye dair büyük tepkinin arkasında da bu gerilim yatıyor. Saray ve efradı fon skandalını iktidar bloku içerisinden destek alan, tarafı olan uluslararası bir müdahale olarak okuyor. Bu konuda yazıp çizeni de bu okumanın parantezine alıyor. Selvi bilerek ya da bilmeyerek bu mayınlı alana girdi.
Erdoğan’ın eski metin yazarı Aydın Ünal, Yeni Şafak gazetesindeki köşesinde Saray’ın fon skandalı okumasını net bir şekilde ifade etti. Ünal, yazısında uzun bir Azerbaycan krizi değerlendirmesi yaptı. Ünal, yazısında Kafkasya’daki bölgesel güç dengeleri üzerinden yaklaşan dış kuşatmaya dikkat çektikten sonra, sözü içeriye, fon krizine bağlayarak asıl hedefin Erdoğan olduğunu söyledi: “Bir şey var, bir şeyler pişiyor, bir kurgu sahneye konuluyor; o meşhur film repliğiyle söylersek, ‘bir cisim yaklaşıyor’.”
Aydın Ünal’ın yazısının en vurucu bölümü ise şöyle: “Cumhurbaşkanı Erdoğan açıkçası en kolay seçimine ilerliyor, dikensiz gül bahçesinde yürüyordu. Ama seçim yaklaştıkça riskler de artmaya başladı. Kuşatma daha da daralacak.”
Fon skandalıyla beraber iktidar içinde başlayan itiş kakış, okların Erdoğan’ın etrafına doğru fırlatılması, Bahçeli’nin arınma isteyip ‘yasamaya’ talip olması, Aydın Ünal’ın uyarısıyla doğrudan ilgili. Çok açık ki Türkiye çok önemli bir dönemece doğru ilerlerken dümende kimin veya hangi kliğin olacağı kavgası yaşanıyor.
İÇ KAVGA BİTMEZ
Cumhur İttifakı içindeki kavganın sokağa taşmasında kuşkusuz iktidar içi nedenler vardır. Ama asıl neden, iktidar cenahının tüm hukuk dışı uygulamalarına rağmen seçimin sonucunun ve daha da önemlisi ülkenin istikametinin belirsizliğini koruması.
Bu durum iktidar blokları içinde sürekli yeni arayışlara neden oluyor ve her hamle içeride yeni bir kriz yaratıyor.
Erdoğan’ın ‘dikensiz bir yoldan’ ilerlemesi için her türlü antidemokratik yöntem de devreye sokularak bir eylem hattı oluşturuldu. Muhalefetin susturulması için başkan adayları devre dışı bırakıldı, belediyelere çöküldü, partilere butlan atandı, televizyonlar, internet siteleri kapatıldı, onlarca gazeteci cezaevine yollandı. Ama hâlâ istenilen sonuç alınamadı.
Toplumda var olan itiraz eğilimi devam ettikçe iktidarın sürekli küçüklü büyüklü türbülansa girmesi kaçınılmaz. Saray, uyguladığı baskıyla bu itirazın biteceğini en azından azalabileceğini düşünüyor. İşin bu tarafı örgütlü ve örgütsüz muhalefet güçlerinin iradesine bağlı.
Belirleyici olacak da bu. Son bir ayda yaşananların iktidarı ne kadar yıprattığı açık. O yüzden muhalefetin toplumsal bir dalganın üzerine çıkmasından da çok korkuyorlar.
Yetmezmiş gibi onları iktidara getiren uluslararası güçlerin fikir değiştirmesinden korkuyorlar.
Çözülmenin derinleşmesinden korkuyorlar.
Saray’ın korku listesi çok uzun, daha da uzayacak gibi.
İktidar içinde bu sert klik kavgası yaşanırken, gözler ister istemez muhalefetin bu denkleme nasıl dahil olacağına çevriliyor. Tam da bu süreçte butlan CHP’sinin başına atanan Kemal Kılıçdaroğlu geçen hafta bir demeç verdi.
Kılıçdaroğlu memlekete dair birçok olumsuzluk saydıktan sonra “bu koşullarda erken seçim olmaz” dedi; kurmayları açıklamanın saçmalığını görüp düzeltmeye çalıştı.
Kurmaylarının düzeltme çabası bir yana, Kılıçdaroğlu’nun bu açıklamasının izlediği politikaya çok uygun olduğunu söyleyebiliriz.
Kılıçdaroğlu ve Bahçeli son dönemde çok iyi anlaşıyorlar. Aslında öncesi de var. Yoksa Ekmeleddin İhsanoğlu vakası nasıl gerçekleşebilirdi? Her neyse; bu yakınlık, fikir birliğinin yanı sıra taktikleri de benzer kılıyor.
Muhtemeldir ki Kılıçdaroğlu, elindeki 40 vekil ve yüzde 3’lük oyla erken seçim pazarlık masasına kilit bir partinin başkanı olarak oturmaya çalışacak. Nisan 2028’de yapılacak seçimde “evet” diyecek parti bunun karşılığını da alacaktır.
Öcalan’a ait olduğu iddia edilen İmralı tutanaklarında, “Şimdi devlet bize terörist gözüyle baksa da yarın en az MHP kadar bu devletin sağlam bir ayağı (kolonu) olacağız” diye bir ifade vardı. Anlaşılan o ki Kılıçdaroğlu, ülke yönetimine ortak olmak için sıranın kendisine geldiğine ikna edilmiş.
Kılıçdaroğlu’nun böyle bir şeye ikna olması hiç sürpriz değil. Ama 40 milletvekilini, Erdoğan’ı yeniden seçtirecek bir süreçte yanında götürebilir mi? Bu sorunun yanıtını almak için o vekilleri seçenlerin bugünden devreye girmesi gerekecek.
Kategori: Siyaset · Bölge: Tekirdağ/Saray
Yayın: 26 Ekim 2026 06:09 · Kaynak: babaocagi.com.tr