Sanatın En Büyük Gücü, İnsana Kendi İnsanlığını Unutturmaması
Çukurova çok eylemciye, Spartaküs'e tanıklık etmiştir. Bu Spartaküslerin eylemci yanı itirazcılıklarından gelmiştir. Bir yerde zulüm varsa ve orada bir Çukurovalı varsa hemen itiraz etmiştir. Sanat insanı da bu özellikleri hep bünyesinde toplamıştır. Yazar Kubilay Altuntaş'ın sanat sevgisinin babası Turan Altuntaş’tan geldiği tartışılmaz ama kabına sığamaması kendi bilincinden geliyor. Her sanat eyleminde, her protestoda onu görmemiz, sanatı sanat olarak görmemesinden geldiğini de biliyoruz. Oturur, yazar, keyfini çıkarırım demiyor; sanatla birlikte alanlara iniyor.
Kubilay Altuntaş'a sorduk, o da içtenlikle yanıtladı.
Kubilay Altuntaş'ı nerede ve hangi saflarda göremeyiz?
İnsanın düşüncesini özgürce dile getiremediği, emeğin değersizleştirildiği, insan onurunun ayaklar altına alındığı saflarda beni göremezsiniz. Ben yalnızca sanat ve yazın alanında üretmeye çalışan biri değilim; yaşadığı topluma karşı sorumluluk duyan, gerektiğinde sözünü açıkça söylemekten kaçınmayan bir yurttaşım. Siyaseti yalnızca seçim dönemlerinde anımsanan bir uğraş olarak görmüyorum. Siyaset, gündelik yaşamın içinde, insanın başkasına karşı sorumluluğunda da kendini gösterir.
Benim için önemli olan belirli çevrelerin ya da güç odaklarının yanında görünmek değildir. Önemli olan, eşitlikten, özgürlükten, adaletten ve barıştan yana tavır alabilmektir. İnsanların kimliklerinden, inançlarından, düşüncelerinden ya da yaşam biçimlerinden dolayı ayrımcılığa uğramadığı bir toplum düşüncesini savunuyorum. Bu nedenle baskının, ayrımcılığın ve sömürünün yanındaki hiçbir safta yer almam. İnsan nerede haksızlığa uğruyorsa, vicdanımın beni götürdüğü yer de orasıdır.
Neden inatla sanat, hemen hemen her insan inatla para derken...
Elbette para yaşamı sürdürmek için gereklidir. Ancak yaşamı yalnızca kazanç ve tüketim üzerinden açıklamaya çalıştığımızda, insan olmanın temel yanlarını gözden kaçırırız. Sanat benim için yalnızca bir uğraş değil; insanın kendisini, çevresini ve yaşadığı çağı anlamaya çalışmasının yollarından biridir.
Bugün hemen her şeyin fiyatı konuşuluyor ama değeri daha az konuşuyoruz. Oysa sanat bize değer kavramını anımsatır. Bir şiirin, bir öykünün ya da bir resmin ekonomik karşılığı olmayabilir; fakat insan yaşamında bıraktığı iz çok büyüktür. Sanat, insanın iç dünyasını genişletir; ona başka yaşamları görme, başka sesleri duyma olanağı verir.
Belki benim inadım da buradadır. Her şeyin alınıp satılabilen bir nesneye dönüştürüldüğü bir çağda, insan ruhunun yalnızca parayla ölçülemeyeceğini anımsatmaya çalışıyorum. Çünkü sanat, insanı daha duyarlı, daha anlayışlı ve daha özgür kılan önemli alanlardan biridir. Tam da bu nedenle, meta ilişkilerinin insan ilişkilerinin önüne geçtiği bir dünyada sanatın ve yazının insani olanı koruduğuna inanıyorum.
Sizi sadece öyküde görmüyoruz, aynı zamanda her sanat organizasyonunun altında imzanı görüyoruz. Tıpkı sanat eylemcisi gibisin, derdiniz ne?
Sanatın yalnızca üretmekten ibaret olmadığına inanıyorum. Bir yapıtın ortaya çıkması kadar, insanların o yapıtla karşılaşabilmesi de önemlidir. Yazılan bir öykü, çizilen bir resim ya da sahnelenen bir oyun ancak insanlarla buluştuğunda gerçek anlamda yaşamaya başlar.
Bu nedenle sanat etkinliklerini yalnızca bir gösteri alanı olarak görmüyorum. Benim için bu etkinlikler, insanların düşüncelerini paylaştığı, birbirinden öğrendiği ve yeni üretimlere kapı araladığı buluşma noktalarıdır. Özellikle gençlerin sanatla ilişki kurabilmesi, yeni sanatçıların kendilerini gösterebilmesi açısından bu ortamların önemli olduğunu düşünüyorum.
Derdim görünür olmak ya da adımı duyurmak değildir. Benim için asıl önemli olan, sanatın daha geniş kesimlere ulaşmasına katkı sunmak ve ortak üretim ekininin gelişmesine yardımcı olmaktır. Çünkü sanat, paylaşılabildiği ölçüde çoğalır ve güçlenir. Bu nedenle kendimi aslında bir sanat eylemcisinden çok bir "Yazın Emekçisi" olarak tanımlamayı uygun buluyorum.
Sanat ve edebiyat eylemci midir?
Sanatın ve yazının toplumsal yaşamdan bütünüyle bağımsız olduğunu düşünmüyorum. Her yapıt, doğrudan bir amaç taşımıyor olsa bile, ortaya çıktığı çağın ve toplumun izlerini içinde barındırır. Bu yönüyle sanatın kendisi bir tutum, hatta kimi zaman bir eylem biçimi sayılabilir.
Ancak her sanatçının ya da her yapıtın açık bir siyasal amaç taşıması gerektiğini de düşünmüyorum. Sanatın etkisi çoğu zaman dolaylıdır. Bir öykü, bir şiir ya da bir roman insanın dünyaya bakışını değiştirebilir. Ona daha önce fark etmediği bir gerçeği gösterebilir. Bu değişim, kimi zaman en güçlü siyasal bildirilerden daha etkili olabilir.
Sanatın gücü, insanı buyurgan bir dille yönlendirmesinde değil; düşünmeye, sorgulamaya ve anlamaya çağırmasındadır. Başka insanların yaşamlarını, acılarını ve umutlarını görmemizi sağlar. Bu nedenle sanat ve yazın, toplumsal dönüşümün önemli araçlarından biridir; fakat bunu çoğu zaman sessiz ve derinden yapar.
Adana'nın sanattaki yeri nasıl, desem?
Adana, yalnızca coğrafi ya da ekonomik özellikleriyle değil, güçlü ekinsel birikimiyle de öne çıkan kentlerden biridir. Bu topraklar çok sayıda önemli yazarı, şairi ve sanatçıyı yetiştirmiştir. İbrahim Sarıibrahimoğlu’ndan Kâmuran Şipal’e, Yaşar Kemal'den Orhan Kemal'e, Demirtaş Ceyhun'dan Muzaffer İzgü'ye, Turan Altuntaş’tan İlyas Halil’e ve bu topraklara mal olmuş Adnan Yücel’den Reşat Enis’e kadar pek çok ad, Adana’nın insan ve yaşam varsıllığını yapıtlarına taşımıştır.
Bu durum rastlantı değildir. Adana; farklı ekinlerin, toplumsal katmanların ve yaşam deneyimlerinin iç içe geçtiği bir kenttir. Bu çeşitlilik de yazına ve sanata güçlü anlatı olanakları sunmuştur. Bereketli toprakların, zor çalışma koşullarının, göçlerin, umutların ve eşitsizliklerin öyküleri burada hep canlı olmuştur.
Ancak geçmişte yetişen büyük sanatçılarla övünmek tek başına yeterli değildir. Asıl görevimiz, bu birikimi geleceğe taşıyabilmektir. Gençlerin sanat üretmesine olanak sağlamak, ekin ortamlarını çoğaltmak ve sanatı gündelik yaşamın doğal bir parçası hâline getirmek gerekir. Adana’nın sanattaki yeri yalnızca geçmişiyle değil, bugün ve yarın üretecekleriyle de belirlenmelidir.
Toplumsal bir çürüme içindeyiz, sanat, edebiyat topluma reçete olarak verebilir mi?
Sanatın ve yazının bütün toplumsal sorunları çözecek sihirli bir gücü olduğunu düşünmüyorum. Toplumların yaşadığı ekonomik, siyasal ve ekinsel sorunlar yalnızca sanat yoluyla çözülemez. Ancak sanatın küçümsenmeyecek başka bir işlevi vardır.
Sanat, insanın duyarlılığını canlı tutar. Bize unuttuğumuz değerleri anımsatır; başkasının yaşamına, acısına ve sevincine yaklaşabilme olanağı sunar. Bir roman okurken ya da bir öykü dinlerken kendimizi hiç tanımadığımız insanların yerine koyabiliriz. Bu da toplumsal yaşam için çok önemli olan anlayış ve empati duygusunu güçlendirir.
Yazın, insanın kendi vicdanıyla yüzleşebildiği alanlardan biridir. Sorular sordurur, kuşkular uyandırır ve yerleşmiş düşünceleri yeniden değerlendirmeye çağırır. Toplumsal değişim de çoğu zaman tam burada başlar: İnsanların düşünmeye başlamasında.
Bu nedenle sanat doğrudan bir çözüm sunmasa da çözüm yollarının açılmasına katkı sağlar. İnsanın insana yabancılaşmasına karşı durur, ortak duyguları ve ortak değerleri canlı tutar. Bence sanatın en büyük gücü de budur; insana kendi insanlığını unutturmaması.
Kategori: Siyaset · Bölge: Adana
Yayın: 18 Ekim 2026 14:14 · Kaynak: cukurovametropol.com.tr