Sahi, Çok Şey mi İstiyoruz?
Geçtiğimiz hafta sokağımızda bir bina yıkıldı. Daha önce de oturduğum dairenin hemen yanındaki bina yıkılmıştı.
Ama ya sonrası?
Ekskavatörün ucuna takılan sivri bir murç (hidrolik kırıcı) ile hemen orada betondan demir ayırma işine başlandı:
Tak!
Tak, tak!
Tak, tak, tak da tak!
Saatlerce, hafta boyunca...
Bir yandan kulakları sağır eden gürültü, diğer yandan her vuruşta bitmek bilmeyen titreşimler ve ardından gelen “Acaba binama bir şey oluyor mu?” tedirginliği...
Şimdi soruyorum: Betondan demiri ayırmanın başka yolları yok mu?
Bir araştırma yaptım; insana ve çevreye saygılı ülkeler, enkazla demiri ayırmak için ekskavatörün ucuna o sivri murcu değil, betonları ufalayan “beton kırıcı makas” takıyorlarmış.
Demem o ki, bizde de murcun yerine kuru betonu adeta sessizce sıkıp ezen bu makaslar kullanılmış olsa, ne o kulak tırmalayan “tak tak”lar kalır ne de yandaki binaların temellerini sarsan o mikro depremler...
Ve demir, betonun içinden gürültüsüzce ayrılıp gider.
Diğer bir yol da molozların, belediyelerin belirlediği “Hafriyat ve İnşaat Atığı Döküm Sahaları” adı verilen resmî alanlara taşınması ve demiri betondan ayırma işinin orada yapılması.
Peki, yapılıyor mu?
Teknoloji ilerliyor. Daha az gürültüyle, daha kontrollü ve çevreye daha az rahatsızlık verecek yöntemler kullanmak mümkünken, peki, biz neden hâlâ en kolay ve en ucuz yöntemin peşinden gidiyoruz?
Bir binayı yenilerken başka bir binada yaşayan insanın huzurunu bozuyorsak, orada bir şeyleri eksik yapıyoruz demektir.
Bir binayı yıkarken yanındaki binanın sakinlerine günlerce “tak tak” sesini dinletiyor, binaları titreşim altında bırakıyorsak “işimizi yaptık” demek yetmez.
İş yapmak başka şeydir. İşi hakkıyla yapmak başka...
Nihayetinde binadır; eskir, yorulur, riskli hâle gelir ve yıkılır. Sonra yerine yenisi yapılır. Bunda şaşılacak bir şey yok.
Asıl şaşılacak mesele, bir bina yıkılırken çevresinde yaşayan insanların ne yaşadığıdır.
O nedenle belediyemize ve İmar ve Şehircilik Müdürlüğümüze küçük ama önemli bir çağrım var: Bina yıkımlarını sadece “kâğıt üstünde” diye denetlemeyelim. “Nasıl yıkılıyor, yıkıldıktan sonra neler yapılıyor?” diyerek yerinde de görelim.
Ki...
Yıkım yapılan binaların yanındaki binaları ve içinde yaşayan insanları da tedirgin etmeyelim. Çünkü medeni şehir; sadece yeni binaların, yolların, kaldırımların yapıldığı, temizlik ve trafik kurallarının uygulandığı şehir değildir.
Medeni şehir, insanına “Senin huzurun da benim sorumluluğum.” diyebilen şehirdir.
Sahi...
Biz gerçekten çok şey mi istiyoruz, yoksa sadece birbirimize biraz saygı göstermemizi mi?

Kategori: Hava · Bölge: Bolu
Yayın: 20 Eylül 2026 17:24 · Kaynak: bolugundem.com