Kasım ve Tecrid: İnsan Nelerden Soyunarak Kendisi Olur?
- Kasımın dökülen yaprakları, tasavvuftaki tecrid kavramını hatırlatıyor
- Bâkî'nin hazan gazelinden insanın benliğine uzanan bu yolculuk, sahip olduklarımızla kim olduğumuz arasındaki farkı sorgulatıyor
Sesli Dinle A− A+ Kaydet Kasım geldi. Ve bu kez takvimde değişen bir aydan çok, insanın içinde başlaması gereken bir hesaplaşmayı düşündürdü bana.
Bugün karşıma çıkan bir cümle, zihnimde uzun bir yolculuğun kapısını araladı:
"Kasımın gururunu çok severim. Solmuş ne varsa bırakmasını."
Bir cümle okudum, sonra düşündüm. Neden ömrünü tamamlamış şeyleri bırakmakta bu kadar zorlanıyoruz? Neden bir zamanlar güzel olanı, bugün de güzel kalmak zorundaymış gibi yaşatmaya çalışıyoruz?
Belki de asıl mesele bırakmak değil, bıraktıktan sonra kim olacağımızı bilememek.
Kasımın gelişi bana tasavvuftaki bir kavramı hatırlattı: Tecrid.
Tecrid, insanın hakikate ulaşma yolunda dünyevî bağların ağırlığından arınması, kendisini Allah'tan uzaklaştıran fazlalıklardan sıyrılmasıdır. Dünyayı terk etmek değil, dünyanın insanın kalbindeki yerini yeniden belirlemektir.
Divan şairleri, sonbaharda yapraklarını döken ağaçları bu anlayışla anlatmışlardır. Bâkî'nin hazan gazelindeki şu beyit, bunun en güzel örneklerinden biridir:
Bahçenin ağaçları tecrid hırkasına bürünmüş, hazan rüzgârı çınardan el almıştır.
Bir ağacın yapraklarını döküşünü, dervişin dünyadan soyunmasına benzeten ne muhteşem bir bakış!
Düşünsenize; bahar boyunca güzelliğini yapraklarında taşıyan ağaç, şimdi bütün o güzelliği üzerinden bırakıyor. Kendini savunmuyor, kaybettiklerinin ardından hayıflanmıyor. Çünkü varlığının yalnızca yapraklarından ibaret olmadığını biliyor.
Peki, biz neden bunu kendimize yakıştıramıyoruz?
İnsan hayatı boyunca üzerine bir şeyler ekliyor: Unvanlar, beklentiler, başkalarının düşünceleri, kabul görmek için öğrendiği davranışlar, sahip olma arzusu… Zamanla öyle çok şey biriktiriyor ki kendi sesini duyabilmek için bütün bu kalabalığın arasından geçmesi gerekiyor.
Bir başkasının gözünde nasıl göründüğünü düşünmekten kendisine nasıl göründüğünü unutuyor.
Oysa tasavvufun insana açtığı en derin kapılardan biri, kendisiyle yüzleşme kapısıdır. Fenâ kavramı da bu yolculuğun önemli duraklarından biridir. İnsanın benlik iddiasını, kibir ve sahiplenme arzusunu aşarak Allah karşısındaki acziyetini idrak etmesidir.
Her şeyi kendine ait sanmaktan vazgeçmek…
Her şeyin kendi istediği gibi gerçekleşmesini beklememek…
İnsanları, makamları, gençliği, güzelliği ve zamanı mutlak biçimde sahiplenemeyeceğini anlamak…
Belki de en zor soyunma budur: İnsanın kendi egosundan soyunması.
Bir de hayatın bize bıraktırdığı şeyler var. Bazen bir insan, bazen bir hayal, bazen yıllardır doğru sandığımız bir düşünce… Bir zamanlar anlamlı olan bir şey bugün anlamını yitirebilir. Bir zamanlar bize iyi gelen bir yer, bugün ruhumuzu daraltabilir.
Bunları fark etmek geçmişi inkâr etmek değildir. Bir şeyin geçmişte güzel olması, bugün de hayatımızda kalmasını gerektirmez.
Fakat tecrid, her şeyden vazgeçmek de değildir. İnsan merhametinden, vicdanından, adalet duygusundan, iyiliğe olan inancından soyunmamalıdır. Gösterişten arınırken güzelliği, kibirden arınırken onuru, öfkeden arınırken hak arama cesaretini kaybetmemelidir.
Çünkü tecrid, insanın kendisini yok etmesi değil; kendisine ait olmayanlardan arınarak özünü tanımasıdır.
Belki de bu yüzden Kasımın gelişi bana yalnızca bir mevsim değişikliğini değil, bir idrak değişikliğini de hatırlatıyor.
Biraz daha az sahiplenmeyi, biraz daha az hüküm vermeyi, biraz daha çok anlamayı… Her şeyi kontrol edemeyeceğimizi ve her kaybın bir yenilgi olmadığını…
Biz her eksilmeyi felaket sayarken, belki de bazı eksilmeler ruhumuza yer açıyordur.
Kasımın gururunu şimdi daha iyi anlıyorum. O, yapraklarını bırakırken ağaca ne kadar güzel olduğunu ispatlamaya çalışmıyor. Çünkü güzelliğinin yalnızca görünenlerden ibaret olmadığını biliyor.
İnsan da keşke kendisini biraz böyle tanıyabilse. Sahip olduklarından, başkalarının takdirinden, unvanlarından bağımsız olarak kim olduğunu anlayabilse.
Öyle ya, bir gün bütün sıfatlarımız ve dünyevî birikimlerimiz geride kalacak. Geriye ne kalacak? Belki bir iyilik, belki bir dua, belki bir gönülde bıraktığımız huzur…
O hâlde bu Kasım kendimize şu soruyu soralım:
Kaybetmekten korktuğum şey gerçekten benim özüm mü, yoksa yalnızca sahip olduğumu sandığım bir şey mi?
Belki de yeni şeyler edinmekten önce, üzerimize gereğinden fazla aldıklarımızı bırakmanın zamanıdır.
Kasım geldi. Ben bu ayın gelişini biraz da böyle okumak istiyorum: Bir mevsimin değil, bir idrakin başlangıcı olarak…
Çünkü ağacın yaprağını bırakması çıplak kalmasıdır; insanın fazlalıklarından soyunması ise belki de ilk kez kendisiyle karşılaşmasıdır.
Meme kanseri farkındalık ayı kapsamında katıldığı bir seminerden yola çıkan Zehra Nihan Hangişi, kanserle mücadele eden insanların yaşadıklarını, toplumun hastalığa yaklaşımını ve merhametin önemini kaleme aldı.
Günde en fazla 3 kritik gelişme. Bildirim kirliliği yok, anında bilgi.



Kategori: Genel
Yayın: 02 Kasım 2026 19:09 · Kaynak: gundemsivas.com