Herkes Haklıysa, Bu Ülkede Kim Yanlış?
Türkiye’nin sorunu yalnızca insanların birbirine zarar vermesi değil.
Belki daha derindeki sorun, kendi davranışımıza bir gerekçe bulurken başkasının davranışına hemen bir suçlama yöneltmemizdir.
Kendi öfkemize mazeret, kendi hatamıza açıklama, kendi çocuğumuza savunma buluyoruz. Fakat başkasının yaptığı aynı şey olduğunda hükmümüz çok daha hızlı veriliyor:
Belki toplumsal aşınmanın önemli göstergelerinden biri tam da burada ortaya çıkıyor.
Bir okulun yakınında silah patlıyor, çocuklar yaralanıyor. Anne babalar okul kapılarına koşuyor. Soruşturma başlıyor.
Fakat çoğu zaman olayın bütün ayrıntıları ortaya çıkmadan toplumsal hüküm de kuruluyor:
Herkesin bir açıklaması, herkesin bir suçlusu var.
Ama daha zor olan soru çoğu zaman geride kalıyor:
Çünkü bir olayda herkesin kendisini haklı görmesi, ortaya çıkan sonucun herkes açısından doğru olduğu anlamına gelmiyor.
Bu nedenle yalnızca “Kim haklı?” diye sormak yetmez.
Bazen “Hep birlikte nerede yanlış yaptık?” diye de sormak gerekir.
Tam bu noktada El Salvador ve Nayib Bukele dönemine bakmak, bir model aramaktan çok bir karşılaştırma imkânı sağlayabilir.
El Salvador’da cinayet oranları son yıllarda resmi istatistiklere göre dramatik biçimde geriledi. Bu gelişme, ülkenin güvenlik politikasının en çok tartışılan sonuçlarından biri oldu.
Ancak aynı dönemde olağanüstü hâl uygulamaları kapsamında çok geniş çaplı gözaltılar gerçekleştirildi. İnsan hakları kuruluşları ise keyfi tutuklama iddiaları, kötü muamele, adil yargılanma güvenceleri ve temel haklar konusunda ciddi eleştiriler yöneltti.
Dolayısıyla El Salvador deneyimine yalnızca tek bir pencereden bakmak mümkün değil.
Aynı tabloda iki farklı gerçeklik tartışılıyor:
Güvenlik göstergelerinde büyük bir iyileşme.
Devletin olağanüstü yetkilerinin hukuk ve temel haklar üzerindeki etkisine ilişkin ciddi tartışmalar.
Bu iki olgunun aynı anda yaşanabilmesi, meselenin neden yalnızca “güvenlik mi, özgürlük mü?” ikiliğine indirgenemeyeceğini gösteriyor.
Türkiye açısından asıl soru da burada başlıyor:
Devlet suçla mücadelede ne kadar etkili olabilir?
Bu mücadele sırasında hukuk nasıl korunabilir?
Suçlu ile suçsuz arasındaki ayrım nasıl güvence altına alınabilir?
Güvenlik sağlanırken temel haklar nasıl korunabilir?
Ve daha önemlisi, güvenlik politikalarının başarısı yalnızca suç oranlarıyla mı, yoksa hukukun işleyişi ve kurumların hesap verebilirliğiyle birlikte mi değerlendirilmelidir?
El Salvador Türkiye’ye hazır bir reçete sunmuyor. İki ülkenin toplumsal, hukuki ve kurumsal koşulları birbirinden oldukça farklı.
Güvenlik ile hukuk arasında bir seçim yapmak zorunda kalmadan ikisini aynı anda nasıl koruyabiliriz?
Toplumsal sorunları yalnızca suç oranları üzerinden okumak eksik kalabilir.
Çünkü şiddetin ortaya çıkmasında aile, okul, ekonomik koşullar, sosyal çevre, uyuşturucu piyasaları, silaha erişim, kamu güvenliği ve sosyal destek mekanizmaları gibi çok sayıda unsur rol oynayabilir.
Dolayısıyla bir olay meydana geldiğinde tek bir suçlu aramak, çoğu zaman daha geniş resmi görmemizi engeller.
Toplumsal sorumluluğun bulunması, herkesin eşit derecede suçlu olduğu anlamına gelmez.
Bir saldırıyı gerçekleştiren kişinin hukuki sorumluluğu ile bir okulun önleyici sorumluluğu aynı şey değildir.
Bir ebeveynin sorumluluğu ile devletin kamu güvenliğini sağlama yükümlülüğü de aynı türden değildir.
Ama bunların birbirinden farklı olması, hepsinin tartışılmasına engel olmamalıdır.
Tam tersine, sağlıklı bir toplumun yapması gereken şey, sorumlulukları birbirine karıştırmadan ayrı ayrı değerlendirebilmektir.
Toplumsal aşınma bazen büyük olaylarda değil, gündelik hayatın küçük çelişkilerinde kendini gösterir.
İşte burada bir çifte standart ortaya çıkıyor.
Elbette her olay birbirinin aynısı değildir. Her davranışın koşulları farklı olabilir. Ancak kendimize tanıdığımız anlayışı başkalarına hiç tanımamak, toplumsal güveni zayıflatan bir alışkanlığa dönüşebilir.
Çocuklar da yalnızca söylediklerimizden değil, davranışlarımızdan öğreniyor.
Onlara saygıyı anlatırken farklı düşünene hakaret ediyorsak, empatiyi öğretirken yalnızca kendi tarafımızın acısını önemsiyorsak, adaletten söz ederken kendi yakınımız söz konusu olduğunda kuralları esnetiyorsak, verdiğimiz mesaj söylediklerimizden farklı olabilir.
Kategori: Eğitim
Yayın: 25 Eylül 2026 07:00 · Kaynak: Hatay Antakya Gazetesi