Anadolu Türk’ünün yeniden doğuşu; CUMHURİYET
Tarih sırasıyla Selçuk Devleti, Osmanlı Devleti, Cumhuriyet Türkiyesi de; biz 24 boydan mütevellit Oğuz Türkleridir. Kurduğumuz 3 devletin Anadolu coğrafyasındaki varlığı 1071’den 2026’ya tam 955 yıl. Yeni bulgular ile tarihi kurguladığımızda bir ihtimal belki de bu coğrafyadan hiç ayrılmadık.
Genel tarih anlatımında her millet zaferleriyle övünür, onurlanırken; yaşadığı yenilgi ve bozgunları bildiği halde adını bile anmak istemez. Hani kavgada alınan yumrukların hesabının yapılmaması gibi.
Kıyas, bir şeyi başka bir şey ile karşılaştırmak, ölçmek, mukayese etmek anlamındadır. Kıyaslama yaparken basit bağlantılar kurarak düşünür, zıtlıklardan faydalanırız. Konu bilgisine hakimsek bir yerde kıyas, neden sonuç ilişkisinde kısa yoldan neticeye de götürebilir.
Tarih gibi ciddi bir konuda ise; ne neden olmuş, sebep neymiş, sonucu ne olmuş, kesinleşen sonuç hangi olay ve savaşlara, varılan anlaşmalar, hangi yeni savaşların neden ve sebebi olmuş gibi tarihin zaman akışında devamlılık arz ettiği süreçlerinde yeterli bilgi ve eğitime sahip değilsek, bu durum eksik bakış açısına ve hatalı görüşlere düşürür. Bu bağlamda Osmanlı Devleti’nin küffarı dize getirip, devleti İstanbul’un fethiyle imparatorluğa taşıdığı, oradan Viyana şehrini kuşatmaya kadar ilerlediği yükselme döneminin ihtişamlı tarihi ile onurlanırken başarısının arkasındaki temel gücü gölgede kalır.
Osmanlı Devleti’nin devrine göre modern düzenli bir ordu sistemi haricinde; devletin kendi eğitim ve öğretim sistemine, ekonomik sisteme, ölçü ve tartı sistemine ve kendi adalet sistemine sahip bulunduğu; devletin kurucu unsuru Oğuz Türk boylarının gelenek ve örfleriyle kendi kültürünü yaşayan bir medeniyet oluşturduğunu ve o günün şartlarında Avrupa’dan da üstünlüğüne dikkat etmeyiz. Osmanlı Devleti’nin duraklama ve çöküş sürecindeki tarihi değerlendirmeye gelince de devletin ve kurucu unsuru Türk toplumunun kendini güncelleyip, zamane olamamasındaki eksikliğe bakmadan; işi sanayi devrimini yakalayamamasına getirip geri kalmanın nedenine odaklanılmaz.
Belki de gerçekleri anlamlandıramadığımız için. Devletin kurucu unsuru olan Türklerin yükselme dönemiyle merkezi yönetimdeki görevlerden uzaklaştırıldığına, matbaanın bulunmasıyla gerçekleşen bilgi ve aydınlanma sürecinde eğitim ve öğretimde çağının gerisinde cahil bırakıldığına dikkat etmeyiz.
İmparatorluğun gayrimüslim, Hristiyan ve Yahudi tebasının ise dünyadaki gelişmeler ile birlikte eş zamanlı olarak eğitim ve öğretim sistemlerini güncellemesine karışılmadığına da bakmayız. Osmanlı toplumunun bilgi ve eğitimde ne kadar geride kaldığına, Avrupa’nın sanayi devrimini nasıl başardıklarına tek bir bilgi yeter.
Sanayi devrimini gerçekleştirmenin temelinde Rönesans sonrası gelişen modern matematik ve fizik bilimindeki geçerli yasaları, formülleri bulmaları vardır. Newton’un 1665’te geliştirmeye başladığı 1687 yılında “Principia” adlı eserinde yayınladığı hareket yasaları, yerçekimi kanunları ve kendi geliştirdiği Kalkülüs (sonsuz küçükler hesabı) matematik metoduna ait fizik bilgisi.
Türev ve integral modern matematiğin temeli Kalkülüs Osmanlı İmparatorluğunda 1795 yılında III. Selim döneminde kurulan Mühendishane-i Berri Hümayun “İmparatorluğun Kara Mühendislik Okulu” baş hocası İshak Efendi tarafından 1831 yılında mühendis adayı öğrencilere ders olarak verilmeye başlanmıştır.
1687’den 1831 yılına gelinceye kadarki farkın büyüklüğünde 6 insan nesli yetişmektedir. Aynı matematik medreseler kapatılıncaya kadar da ders olarak verilmemiş, klasik cebirde kalınmıştır. Bu kurumlar devletin en yüksek eğitim ve öğretim kurumları köylerde, kasabalarda yaşayan Türkler ile konar göçer yörükler yaşadıklarına dua etsinler değil mi!
İnsan bulunduğu şart ve zamanda geçmişi değerlendirirken. Kıyas gibi kolaycılığa kaçmamalı. Konu zor ama tarihimizde millet olarak fen, matematik ve bilimsel bilgi öğrenmede, geliştirmede cahil bırakıldığımız bir dönem gerçeği var.
Bir devlet düşünün; yöneticilerinin hangi şartta olursa olsun kurucu milletinin geleceğini inşa etmeye çalışması mı doğrudur. Yoksa yöneticilerinin kendi ikballerini korumaya çalışmayı düşünmeleri mi! Avrupalılar sadece bilgi üretiminde üstünlük kurdular.
Bizlere insanlık dersi verebilecekleri bir üstünlükleri yok. Tarihleri katliamcılık, soykırım ve sömürgecilikle yükselme üstünde kurulu. Avrupa ile kendimizi kıyaslarken apayrı bir kültüre sahip millet olduğumuzu da unutmamalıyız.
Avrupa tarihte doğunun bilgi birikimini yakalayabilmek için yeniden doğuşu Rönesans’ı nasıl başlattıysa; Türk milleti de kendi yeniden doğuşunu, aydınlanmasını Cumhuriyet Devleti ile başlatmıştır. Çünkü yaşanan her son; yeni bir başlangıçtır.
29 ekim 1923 Anadolu’yu yurt edinen Türklerin kendini yeniden tanımaya, Cumhuriyetin eğitim ve öğretim kurumlarında aydınlanmaya ve yeni bir tarih yazımına başladığı günün dünyaya ilanıdır. Okuma yazma oranı% 10’un altında cahil bir millet bugün; bilgi üretiminde Avrupa ve dünyanın yakın takibindeyse bu başarıyı Cumhuriyet idaresine borçludur.
Rahmetli İlber Ortaylı’nın ifadesiyle Türkler Cumhuriyet rejimiyle birlikte devletin birinci sınıf vatandaşı olmuştur. Egemenliğin kayıtsız şartsız millete ait olduğu cumhuriyet rejimini Türk Milleti’ne kazandıran Mustafa Kemal Atatürk ve silah arkadaşlarının ruhları şad, mekanları cennet olsun.
29 Ekim 2026 genç cumhuriyetimizin 103. Kuruluş yıldönümü Türk Milleti’ne Kutlu Olsun!
Kategori: Eğitim
Yayın: 26 Ekim 2026 10:30 · Kaynak: yenisokegazetesi.com