Kocasakal’ın dönüşü: Milliyetçi ittifak, medya desteği ve unutulmayan “arama değil tarama” uzlaşması
İstanbul Barosu’na 10 yıl sonra dönen Ümit Kocasakal’ın seçim kampanyası, milliyetçi avukatlarla kurduğu ittifakın yanı sıra Odatv’nin övgülü yayınları ve Fatih Altaylı’nın programıyla görünürlük kazandı. Ancak “baronun geleneksel çizgisine dönüş” söylemi, önceki başkanlık dönemindeki tartışmaları ortadan kaldırmıyor: Adliye girişlerinde X-ray uygulamasını kabul eden mutabakat, anadilde savunmaya karşı sözler ve meslektaş dayanışmasına ilişkin eleştiriler bu sicilin parçaları.
Paylaş Paylaş WhatsApp Kopyala Kısa Dalga - İstanbul Barosu’nun 25 Ekim’de yapılan seçimlerini Cumhuriyetçi Güç Birliği adayı Ümit Kocasakal kazandı. Dokuz adaylı yarışta yaklaşık yüzde 34 oyla birinci olan Kocasakal, 2010–2016 arasında üç dönem yönettiği baroya yeniden döndü. Kocasakal 10.227, mevcut başkan İbrahim Kaboğlu 7.022 oy aldı.
Kocasakal’ın dönüşü, eski başkanın kişisel adaylığının ötesinde, farklı avukat gruplarının ittifakı ve seçim öncesinde kendisini öne çıkaran yayınlarla şekillendi. Kampanya boyunca Cumhuriyet’i ve savunmayı koruma iddiasını dile getiren Kocasakal’ın geçmiş yönetimi ise, tam da bu iddiaların uygulamadaki karşılığı üzerinden eleştirilmişti.
Kocasakal’ı aday gösteren Cumhuriyetçi Güç Birliği; Önce İlke Çağdaş Avukatlar Grubu, Önce Avukat Grubu ve İstanbul Milliyetçi Avukatlar Grubu’nun birlikteliğiyle kuruldu. İttifakın açıklanmasında önceki dönem başkan adayları Ali Gürbüz, Elif Görgülü ve Hakan Çatak yer aldı.
Önce İlke geleneğinin diğer kanadı ise Filiz Saraç ve Hasan Kılıç’ın birlikteliğiyle Kılıç’ın adaylığında toplandı. Atakan Selanik Cumhuriyet Avukatları, Korkut Kanadoğlu Avukat Hakları Grubu adına yarıştı. Bu parçalı tabloda Kocasakal, oyların yaklaşık üçte birini alarak başkanlığa ulaştı.
Sosyal medya paylaşımlarında, sonucu siyasi mesajla karşılayan ve Kocasakal’ı kutlayan isimler arasında şunlar bulunuyor:
İktidar yanlısı basındaki yaklaşımın açık örneklerinden biri ise Yeni Şafak’ın seçim haberiydi. Gazete, Kaboğlu’nu LGBTİ+ karşıtı bir etiketle hedef aldı; sonucu onun yenilgisi üzerinden sundu. Bu yayın dili, Kaboğlu’nun kaybetmesinden duyulan siyasi memnuniyeti görünür kılıyor.
Kocasakal’ın önceki başkanlık döneminin en somut tartışmalarından biri, avukatların adliyeye girişlerinde arama ve güvenlik kontrolü uygulamasıydı.
Savcı Mehmet Selim Kiraz’ın öldürülmesinin ardından 2015’te Çağlayan Adliyesi’nde avukatların girişlerine yönelik uygulamalar protestolara yol açtı. Kocasakal yönetimi, İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı ile altı maddelik bir mutabakata vardı.
Mutabakat, elle üst ve çanta araması yapılmayacağını belirtirken avukatların çantalarını X-ray cihazına bırakmasını ve duyarlı kapıdan geçmesini kabul ediyordu. Cihazda şüpheli bir cisim görülürse avukattan bunu göstermesi istenecek, göstermediği takdirde girişine izin verilmeyecekti.
Çağdaş Avukatlar Grubu, daha sonraki bir açıklamasında Kocasakal’ı, avukatların çantalarının X-ray’den geçirilmesini “arama değil tarama” diyerek meşrulaştırmakla eleştirdi.
Fatih Altaylı da seçimden önce Kocasakal’ı programına konuk etti. Altaylı’nın 17 Ekim tarihli X paylaşımında yayın, “Bu seçim iki çizgi arasında olacak” başlığıyla duyuruldu. Facebook hesabında ise Kocasakal’ın neden yeniden aday olduğuna odaklanan bir video paylaşıldı.
Sandıktan sekiz gün önce yapılan bu tanıtım, Kocasakal’ın adaylık gerekçesini ve seçimi iki siyasi çizginin mücadelesi olarak sunan yaklaşımını geniş bir izleyici kitlesine taşıdı.
Dokuz adaylı bir meslek örgütü seçiminin “iki çizgi” üzerinden sunulması, Kocasakal’ın yarışı kendi siyasi ayrımı üzerinden tarif etmesine alan açtı.
Odatv’nin yayınlarında Kocasakal lehine kurulan dil daha belirgin.
31 Ağustos’ta, Korkut Kanadoğlu’nun adaylık sürecine ilişkin haber, “Kanadoğlu Truva atı mı” başlığıyla sunuldu. Haber, Kocasakal’ın karşısına başka bir aday çıkarılmasını Cumhuriyetçi ve Atatürkçü oyların bölünmesi tartışması üzerinden ele aldı.
Böylece farklı bir adayın yarışma hakkı, Kocasakal’ın kazanma ihtimali bakımından bir sorun olarak çerçevelendi.
13 Ekim’de, Kocasakal’ın Meltem TV’de Kaboğlu’na yönelttiği suçlamalar, “Ümit Kocasakal anlattı: İbrahim Kaboğlu’nun siyasi geçmişi” başlığıyla aktarıldı. Haberde Kaboğlu’nun yanıtına yer verilmedi.
23 Ekim’de yayımlanıp ertesi gün güncellenen seçim haberinde ise başlık “Kulislerde Kocasakal rüzgârı esiyor” oldu. Metin, Kocasakal’ın geçmişini övgüyle anlatırken projelerinin avukatlardan yoğun karşılık bulduğunu ileri sürdü.
Bu değerlendirmelerin dayanağı olarak isimli kaynak veya araştırma sunulmadı; “kulisler” ve adliye koridorlarına yapılan genel atıflarla yetinildi.
Bu üç örnek birlikte okunduğunda, Kocasakal’ı güçlü ve birleştirici aday olarak öne çıkaran, rakiplerini ise oyları bölen aktörler olarak sorgulayan bir yayın tercihi görülüyor.
Kocasakal’ın milliyetçi çizgisi, yalnızca ittifak ortaklarıyla tanımlanmıyor.
2012’de Türkçe bilen bir kişinin anadilinde savunma yapmak istemesini “hakkın suistimali” olarak nitelemişti. Türkçe bilmeyen kişinin savunma hakkını desteklediğini söylerken, anadilini kullanma talebini dil bilip bilmeme ölçütüne indirgemişti.
2014 genel kurulunda ise baronun sitesi ve kendi sosyal medya hesabından paylaşılan “Kobane değil Ayn El Arap. Roboski değil Uludere. Amed değil Diyarbakır” ifadeleri protesto edildi.
Aynı genel kurulda Can Atalay, baro yönetiminin Gezi direnişindeki tutumunu eleştirerek neden geri durulduğunu sordu. Eleştirinin odağında, güçlü siyasi söylemin hak mücadelelerine aynı güçte kurumsal destek olarak yansımaması vardı.
2016 genel kurulunda avukatlar, Tahir Elçi’nin cenazesine katılmadığı için Kocasakal’ı protesto etti. Kocasakal, protestonun ardından kürsüye Elçi’nin fotoğrafını koyarak onu andı.
Aynı toplantıda avukat Ayşe Acinikli, beş aylık tutukluluğunda Kanada Barosu’ndan ziyaret geldiğini, İstanbul Barosu’nun ise kendisini ziyaret etmediğini söyledi. Kadın avukatların taciz ve mobbing karşısında baroyu yanlarında göremediğini de dile getirdi.
Bu kayıtlar, Kocasakal’ın önceki döneminin yalnızca seçim kampanyasında öne çıkarılan mücadele anlatısından oluşmadığını gösteriyor. Meslektaşlarının yönelttiği dayanışma ve temsil eleştirileri de aynı dönemin parçası.
Kocasakal’ın siyasi kariyer hedefi de geçmişindeki somut başlıklardan biri.
Baro başkanlığı devam ederken 2015’te CHP’ye katıldı. Görevden ayrıldıktan sonra 2018’de CHP genel başkanlığı için adaylığını açıkladı; ancak gerekli delege imzalarını toplayamadığı için yarışa giremedi.
2016’daki veda mesajında ise başkanlığın kimsenin mülkü olmadığını söylemiş; makamı zamanında bırakmanın ve başkalarına fırsat vermenin önemini anlatmıştı. Ülkeye ve mesleğe hizmetin tek yerinin başkanlık olmadığını da vurgulamıştı.
Bugün yeniden aynı koltuğa dönen Kocasakal’ın “baroyu geri getirme” iddiasının karşısında bu geçmiş duruyor: Parti liderliği arayışı, adliye girişindeki uzlaşma, ana dil haklarına yaklaşımı ve dayanışma eksikliği eleştirileri.

Kategori: Asayiş · Bölge: İstanbul/Fatih
Yayın: 26 Ekim 2026 05:31 · Kaynak: kisadalga.net