Habermetrik
← Ana Sayfa
01 Kasım 2026 15:29 · Güncelleme 15:32
✍ Editör: Habermetrik · Editör Politikası

‘Müslümanlar İçin Hilafet Önemini Hiçbir Zaman Yitirmez’

‘Müslümanlar İçin Hilafet Önemini Hiçbir Zaman Yitirmez’
Görsel kaynağı: kayserigundem.com.tr, Kayseri Gündem
⏱️ 8 dk okuma 🛡️ %85 Doğruluk · 2 Kaynak
WhatsApp Paylaş
⚡ 30 Saniyede Özet Habermetrik Yapay Zeka Özeti
  • Vedat Önal konuşmasında özellikle,'Hilafet önemini yitirdi' gibi söylemlerin Müslümanlar için hiçbir şey ifade etmediğini ve bu söylemlerin yanlışlığını ortaya koyan reddiye mahiyetinde bilgiler verdi

Vedat Önal konuşmasında özellikle, “Hilafet önemini yitirdi” gibi söylemlerin Müslümanlar için hiçbir şey ifade etmediğini ve bu söylemlerin yanlışlığını ortaya koyan reddiye mahiyetinde bilgiler verdi. Ayrıca bu yanlış yaklaşımların tersine birçok örnek olduğunu vurgulayarak konuşmasında çeşitli örnekler üzerinden konu ile ilgili açıklamalarda bulundu.

Türkiye Yazarlar Birliği Kayseri Şubesi Konferans Salonunda gerçekleştirilen programda, Vedat Önal, bir dönem çok yaygın bir söylem olarak dillendirilen “Hilafet önemini yitirdi”, “Müslümanlar Hilafeti zaten istemiyorlardı” gibi ifadelerin İngilizler tarafından bilinçli olarak üretilen ve maalesef Müslümanların bir kısmına da bir şekilde kabul ettirdikleri yanlış ve maksatlı düşünceler olduğunu vurguladı. Vedat Önal konuşmasında bu yanlış söylemlerin aksine Hilafetin Müslümanlar açısından hiçbir zaman önemini yitirmediğine dair birçok delilin olduğunu ve kendisinin bunlardan sadece 4 tanesinden bahsedeceğini ifade etti.

Vedat Önal özellikle Sultan II. Abdulhamit Hanın tahttan indirilmesi, Balkan savaşları, Birinci Dünya Savaşı ve sonrası ile Milli Mücadele’den, Çok Partili hayata geçilen döneme kadar ki tarihi süreç ile ilgili bilinçli ve sistematik bir tarihi karartma olduğunun da altını çizerek şunları kaydetti:“Başlangıçta şunu özellikle vurgulamak istiyorum.

Çok dillendirilen bir söylem var. O da, İslam’ın direk bir yönetim anlayışı yoktur sadece adaletin esas alınması yeterlidir, yani bir yerde adalet varsa başka bir şeye gerek yoktur şeklinde basitçe ifade edilebilecek bu düşünce temelden yanlıştır.

Oysa Müslümanlar için Peygamber Efendimizin bizzat kendisinin direk devlet ve toplumu düzenleyici kararları olduğunu unutmamamız gerekiyor. Peygamberimizin Medine-i Münevvere’ye hicreti ile birlikte uygulamaya koyduğu bütün işler direk bir devlet politikası niteliğindedir.

Ve bu uygulamalar ancak bir devlet otoritesi olursa uygulanabilirdi. Medine pazarının Yahudilerin elinden alınıp yeniden kurulmasından tutun, Medine Sözleşmesine, Nüfus sayımı yapılmasından, Ensar ve Muhacir kardeşliğine kadar birçok uygulama bizzat siyasi otorite tarafından gerçekleştirilebilecek işlerdir.

Artık özellikle son 100 yılda yaptığımız gibi Müslümanların batının kavramları ile değil kendi kavramlarıyla konuşma zamanı gelmiştir. İslam’ın bir yönetim anlayışı yoktur gibi bir söylem, 1300 yıllık büyük İslam Medeniyeti’ni hiç anlamamak ya da maksatlı olarak batılıların ekmeğine yağ sürecek şekilde çarpıtmak demektir.

Artık yönetim anlayışlarına bir batılı gibi düşünerek, Kapitalist, Liberal, Seküler ve Laik çizgiden bakma yanılgısından kurtulmamız gerekiyor. Bu değerlerle dünyayı dizayn etmeye çalışan batının dünyayı getirip bıraktığı sefalet, haksızlık, adaletsizlik ve içler acısı durum ortadadır.

Sömürgeciliğe dayalı, Liberal, Kapitalist, Laik düzenin dünyaya verebileceği, insanlığa sağlayacağı hiçbir katkı kalmamıştır ve sürdürülebilir yanı da artık yoktur. Yeryüzü yeni bir çağrıya, yeni bir söyleme, insanlığı yönetecek yeni bir anlayışa tıpkı Peygamber Efendimizin yaşadığı dönemdeki kadar ihtiyaç duymaktadır.

Bugün o dönemin Cahiliye ortamının bir benzerine şahit olmakta ve bu durum giderek insanlık için daha da içinden çıkılmaz hale gelmektedir. Belki bunların da uzun uzun konuşulması ve insanlığın önünü açacak düşüncelerin ve fikirlerin ortaya çıkmasına çalışmak Müslümanların en önemli görevi olmalıdır.

Ancak bunu yaparken Müslümanların büyük İslam Medeniyeti’nin kendi değerleri, kendi kavramları ve kendi zihin yapıları ile bunu yapmak şarttır. Bu anlamda İslam Medeniyeti hiçbir nev zuhur, köksüz düşünce ve akımları dikkate alacak değildir.

Osmanlı Hilafet Devleti tarih sahnesinden çekildiğinde ve Hilafet bir şekilde yok edildiği dönemlerde, Müslümanların kahır ekseriyeti Hilafetten falan vazgeçmiş değillerdi. Aksine burada üzerinde duracağım 4 sarsılmaz tarihi olay bunun en önemli delilidir.”“OSMANLI HİLAFETİNİ PEKİŞTİREN 4 SARSILMAZ TARİHİ SÜTUN”Türkiye Yazarlar Birliği Kayseri Şube Başkanı Vedat Önal Osmanlı Hilafetinin pekiştiren 4 olayla ilgili olarak da şunları kaydetti:“Bunlardan birincisi; Doğu Türkistan’da kurulan Kaşgar Hanlığı’nın direk olarak heyetler göndererek Osmanlı Hilafetine bağlanma talebi ve bu talebin olumlu karşılanarak Kaşgar Hanlığı’nın, Hilafete bağlanması olayıdır.

1870’li yıllarda gerçekleşen bu olayla, Kaşgar Hanlığına Osmanlı Sancağı gönderilmiş, Hutbeler Halife adına okutulmuş ve basılan paraların üstüne Halifenin ismi yazılmıştır. Bu devlet uzun ömürlü olmamasına rağmen dünyadaki Müslümanların Osmanlı Hilafet devletine bakışını göstermesi bakımından önemlidir ve daha araştırılınca ortaya çıkacak birçok Müslüman topluluk aynı şekilde Osmanlı Hilafeti ile bir şekilde bağlantıya geçmiş ve ilişki kurmuştur.

İkinci önemli Hilafet sütunu Hicaz Demiryolu’nun yapılmasıdır. O günün şartlarında çok büyük bir proje olan Hicaz Demiryolu, zamanın Halifesi II. Abdulhamit Hanın çağrısı ile tüm dünya Müslümanların adeta seferber olduğu bir proje olarak dünya tarihindeki müstesna yerini almıştır.

10 yıl gibi çok kısa bir süre faaliyette kalsa da etkisi ve önemi bakımından 20. Yüzyılın Müslümanlar açısından en önemli olayı olarak hafızalardan asla silinmeyecektir. Hacıların Mekke ve Medine’ye kolay ulaşımının sağlanması yanında birçok askeri, siyasi ve ekonomik gelişmenin de meydana gelmesine sebep olan ve en önemlisi de dünya Müslümanlarının ortak hareket ettikleri takdirde neleri başarabileceklerini gösteren muhteşem bir proje olarak İslam ümmetinin gurur kaynağı olmuştur.

Bunun yanında Hicaz Demiryolu’nda yetişen Osmanlı Mühendislerinin daha sonra Cumhuriyet döneminde hangi büyük projelere imza attıklarının da araştırılması gerektiğinin altını çiziyorum. Bir gün bu araştırmalarda yapılırsa bu büyük projenin önemi daha iyi anlaşılacaktır.

Üçüncü önemli Hilafet sütunu ise, her birimizin gururla hatırladığı Çanakkale Zaferidir. Çanakkale’de mücadele eden Müslümanların tek bir ırkın veya toplumun insanları olmadığını, yine Halifenin çağrısı ile Osmanlı Hilafet Devleti’nin dört bir köşesinden gelen Müslümanlardan oluştuğunu asla unutmamak gerekiyor.

Nitekim şehit veren şehirler sıralamasında, Erzurum, Kayseri, Konya, Ankara, İstanbul, İzmir, Edirne gibi Anadolu şehirleri olduğu gibi, Şam, Halep, Bağdat, Gazze, Kudüs, Hicaz gibi Anadolu’nun dışındaki birçok coğrafyadan gelen Müslümanların da olduğunu söylemek gerekiyor. Hac yolculuğuna çıkan Türkistan coğrafyasından gelen hacıların, hacca gitmekten vazgeçip Çanakkale cephesine giderek oradaki mücadeleye katıldıkları ve orada şehit oldukları bilinen bir gerçektir.

Bu yüzden Çanakkale, Osmanlı Hilafet Devleti’nin cihat çağrısına uyarak cepheye koşan İslam Ümmetinin, Muhammed Ümmetinin zaferidir. Bunun hiçbir ırk, zümre, şahıs veya topluma özgü kabul edilmesi orada mücadele eden şehitlerin mücadelesine vefasızlıktır.

Çanakkale’ye gelip mücadele eden bütün Muhammed Ümmetinin bir tak amacı ve gayesi vardı. O da, Payitaht, yani Hilafet makamı işgale uğramasın, Müslümanların izzeti yaralanmasın.”Vedat Önal konuşmasında son olarak, Milli Mücadele sırasında özellikle Hindistan Müslümanlarından gelen yardımlara ve bu yardımların önemine değindi:“MİLLİ MÜCADELEYE DÜNYANIN DÖRT BİR YANINDAN YARDIM YAĞDI”“Son olarak Hilafetin dördüncü ve sarsılmaz sütununa geldiğimizde, Milli Mücadele sırasında, dünyanın dört bir tarafındaki Müslümanlardan Ankara’ya, meclise gönderilen yardımlardır.

Özellikle Hindistan Müslümanları bu konuda başı çekmiş, aralarında Hilafet Komitesi kurarak, zor durumda olan Halifeye yardım amacıyla bu yardımları çeşitli yollardan, Halifeyi kurtarmak için çalıştığına inandıkları Ankara hükümetine yani Türkiye Büyük Millet Meclisi’nin Başkanı sıfatıyla Mustafa Kemal’e ulaştırmışlardır. Bu gelen paraların kayıtları Türk Tarih Kurumu’nun arşivlerinde ve devletin diğer kurumlarının arşivlerinde durmaktadır.

Bu gelen yardımların bir tek kuruşu, hiç kimsenin kaşına, gözüne hayran olunduğu için gönderilmemiştir. Hilafet makamına gönderilmiş ve kurtuluş mücadelesinde kullanılmak üzere verilmiştir. Hatta bu yardımları yapanlar arasında Hindistan’ın kurucuları arasında yer alan Mahatma Gandh’nin de olduğunu söylemek gerekiyor.

Gelen bu yardımların hepsi Milli Mücadele sırasında kullanılmamış, Milli Mücadele bittikten sonra kalan büyük kısmı Türkiye İş Bankası’nın kuruluş sermayesi olarak bu bankanın kurulmasında kullanılmıştır. Görüldüğü gibi Hint Müslümanları, İngiliz sömürgesi altında olmalarına rağmen Halife Sultan Vahideddin’e destek vermiş ve Osmanlı’ya sunulan barış şartlarının hafifletilmemesi halinde İngilizlere karşı silahlı mücadeleye girişeceklerini ilan etmişlerdir.

Bu kararlılıklarını bilen İngilizler ise, başka oyunlar peşindeydiler. Tarihin o konuları da ayrıca üzerinde durulması gereken önemli hususlardır. Ancak şu an konumuzun dışında. Peki sonra ne oldu? Hilafet kaldırıldı. Fakat ‘görünürde’, İngilizler tarafından değil; ‘bizden zannedilen birileri tarafından.

Bunun üzerine büyük şaşkınlık yaşayan Hint Müslümanları ne yapacaklarını bilemediler. Doğal olarak İngiltere’yi suçlayamadılar ve ayaklanma Anadolu’dan gelen haberlerle sona erdi. Kısaca oyuna getirilmişlerdi ve daha fazla da yapacak bir şeyleri yoktu.

Onlar ellerinden gelenin fazlasını yapmışlar ve her türlü imkansızlıklar içerisinde İngilizleri karşılarına alma pahasına mücadeleyi göze almışlardı. Fakat bu mücadeleyi göze alamayanlar için meselenin sadece üstü örtüldü.

Bugün geldiğimiz noktada, Hilafet önemini yitirmişti gibi tarihi verilere tamamen ters, yalan yanlış söylemlerin karşısında aksini söyleyerek dimdik durmak gerekiyor. Bu o günlerde bu işin mücadelesini veren tüm İslam ümmetine olan borcumuzdur.

Konuşmamı şu anda hayatta olan ve kendisinden çok istifade ettiğimiz değerli düşünce adamı, kıymetli büyüğümüz Saadettin Öktem hocamızın şu sözü ile bitirmek istiyorum: ‘Osmanlı hilafeti de kaybolabilirdi. Ama Allah’ın lütfu ile Cenab-ı Hak bize acıdı ve bu değerler bugüne aktarılabildi.’ Evet muhteşem bir değerlendirme bizde bu sözle birlikte şu dua ile bitirelim. Ya Rabbi bu merhametini bu ümmetin üzerinden hiç eksik etme. Amin”

💬 Habere Tepkinizi Belirtin:
Habermetrik WhatsApp Kanalına Katılın

Günde en fazla 3 kritik gelişme. Bildirim kirliliği yok, anında bilgi.

Kanalı Takip Et →
Kaynaklar: kayserigundem.com.tr, Kayseri Gündem
Haber metni ve görseller kayserigundem.com.tr, Kayseri Gündem sitesine aittir; tam içerik kaynak sitede yayınlanır.
Haber Künyesi
Kategori: Siyaset
Yayın: 01 Kasım 2026 15:29 · Kaynak: kayserigundem.com.tr, Kayseri Gündem
Kaynağı Oku ↗