Mühürlenmiş Bir Kalp Ve Anka Kuşu
Edebiyat dünyasına adım attığı ilk kitabı Mühür ile dikkatleri üzerine çeken yazar Bahar Erkan, Kent Yaşam Gazetesi Haber Müdürü Tayfun Ercan ile gerçekleştirdiği samimi röportajda hem romanının mutfağını hem de hayatın içindeki kadın ve erkek çıkmazlarını içtenlikle paylaştı.
Mühür’de yarattığı Pınar karakterinin aslında tek bir kişiyi değil, içimizde yaşayan binlerce kadının ortak acısını ve direncini temsil ettiğini belirten Bahar Erkan, aşk acısının yıkıcı değil dönüştürücü bir güç olması gerektiğini vurguladı. Eserin sadece kadınlar için değil, erkeklerin de kendi iç dünyalarıyla yüzleşmeleri adına önemli bir referans olduğunu belirten usta kalem; kurgudan toplumsal gerçeklere, Badil Bey karakterinin gizeminden doğuda töre baskısı altında varoluş mücadelesi veren kadınların sessiz çığlığına kadar pek çok hassas konuyu gazetemize değerlendirdi.
“Aşk ateşiyle yanmak son değildir
İstersen küllerinden yeni bir sen doğar.”
Mühür’de aşkı tamamen farklı yorumlayan genç bir kadın ve aşık olduğu erkeği anlatan Bahar Erkan ile ilk kitabı üzerine her şey…
“İçindeki gücün farkına varanlar kendilerini Anka Kuşu gibi küllerinden yeniden var ederler. Pınar bize bunun en somut örneğini gösteriyor.”
“Yetenek ve güç ne Pınar ne de Badil Bey’di.
Yetenek ve güç aşkın kendiydi.”
İlk kitabınız Mühür’ü konuşacağız ama sırada başka kitaplar var mı?
Elbette. Beni içine alan, okuyucuyu heyecanlandıracağını düşündüğüm kitaplar zihnimde sıralanmış durumda. Şu an yazmakta olduğum kitapla ilgili sadece şunu söylemek istiyorum. Zihnimizdeki ‘Aşk’ tanımını yeniden dizayn edebiliriz.
Kitaplarınızda sadece aşkı mı okuyacağız?
Okuyucuyla bambaşka konularda da buluşup daha aydınlık yollarda yürümenin hayalini kuruyorum. Bunu mümkün kılmak için özellikle hayatın içindeki biz kadınların güçlenmesi gerektiğini her birimizin hikayesinin biricik olduğunu düşünüyorum.
Nasıl ‘biricik’ yani, her kadın aynı hikayeyi mi yaşıyor?
Mühür ve şu an yazdığım kitapla ilgili konuşmam gerekirse, ‘aşk acısı’ çekmeyen kadın hemen hemen yoktur. Dolayısıyla her kadının kendine özgü biricik bir hikayesi vardır. Her kadının aşk tanımı ve ona yüklediği anlam farklı olsa da ortak payda yaşanılan ‘acı’dır. Şimdi izninizle ben size bir soru sorayım ‘bu acının kadınları yermesini mi istersiniz, yoksa buradan güçlenmelerini mi dilersiniz?’ Hayalim okuyucunun kendi kaderini sevip, kendi kaderine kadir olması. Gücünü kendinden alması.
Zaten soruyu sorarken cevabını da verdiniz. İlk kitabınız Mühür’ün sayfalarını çevirecek olursak sizce Pınar güçlü bir kadın mı?
Pınar tüm naifliği ve tecrübesizliğiyle acısını sahiplenen bir kadın. Belki Badil Bey’e duyduğu aşk kendi içinde takıntıya dönüştü belki de acının içinde onu büyütecek deneyimlerin peşinden gitmeyi uygun gördü. Uykusundan uyanıp kendisine kavuşması yürüdüğü yolun gereksiz ve anlamsız olmadığını düşündürüyor. Hayatın içinde uykuda olan ve ne yazık ki uyanmamakta ısrarcı çok kadın var. Bu yüzden Pınar’ı güçlü görenler olduğu kadar güçsüz görenlerde olacaktır. Ama benim şahsi fikrimi soruyorsanız, kimsenin çıkmak istemeyeceği uzun, yalnız bir yolculuğu seçen ve tüm zorlukları göğüsleyen bu kadının güçsüz olduğunu söylemem mümkün değil. Yeniden başlamaktan hiç korkmayan ürkütücü bir cesareti ve ona dayatılan doğrulara başkaldıran bir yanı var. Şimdi hikayesinin ‘aşk acısı’ çeken kadınlara şifa olmasını diliyorum.
Mühür’de Pınar’ı küstüren ve güldüren Badil Bey, bu kadar yetenekli ve güçlü mü?
Badil Bey için iyi bir persona kullanıcısı diyebiliriz. Sizce Pınar’ın hiçbir personaya ihtiyaç duymaması mı gücü ve cesareti gösterir yoksa Badil Bey’in gücünü her şekilde gözümüze sokması mı? Pınar tüm benliği ve duygularıyla ortadayken bu yüzleşmeden kaçan Badil Bey’in yetenekli ve güçlü olduğundan nasıl bahsedebiliriz ki… Badil Bey özünde elbette kötü biri değildi. Hayat ona duygularından arınıp öyle yürümeyi öğretmişti. Pınar onun için bilmediği bir denklemdi. Hikayeyi benim açımdan cazip kılanda buydu. Pınar aslında aşkın kendine aşıktı. Aşk duygusuna yüklediği anlamların içinden çıkamadı. Yetenek ve güç ne Pınar ne de Badil Bey’di. Yetenek ve güç aşkın kendiydi.
Kadınlar Mührü neden okumalı?
Sadece kadınlar değil aslında erkeklerde okumalı. Uğruna çile çekilmiş bir aşk varsa bunun öznesi genellikle kadın oluyor. Aşkına karşılık bulamayan kadın yürüyüşüne hayatın küskünler kulvarında devam eder. İçindeki gücün farkına varanlar kendilerini Anka Kuşu gibi küllerinden yeniden var ederler. Pınar bize bunun en somut örneğini gösteriyor. ‘Yıkıldı’ denilen yerden ayağa kalkması, yürümeyi atlayıp koşmaya başlaması, var olmanın sevincini gururlu bir mutluluğa dönüştürmesi bence takdir edilecek bir sonuçtur. Küskün her insanın, içinde kendini yeniden var edebilecek bir güç bulunduğunun farkına varması ve yeniden ayağa kalkmasına destek olabilecek bir kaynak gibi gördüğüm için Mühür’ün cinsiyet gözetmeden herkes tarafından okunması gerektiğini düşünüyorum.
Kadınların Mühür’ü neden okumaları gerektiğini detaylandırırken erkeklerin neden okumaları gerektiği konusu biraz eksik kaldı bunu biraz açar mısınız?
Erkeklerin küçük sandığı bazı eylemleri kadınların duygularında ve tabi ki dünyalarında büyük yıkımlara sebebiyet verebiliyor. Bu bazen küçücük bir öpücükle bile olabiliyor. Bence erkeklerin zihinlerindeki önyargıyla yarattıkları kadın kalıbını kırmaları, karşısındaki kişinin öznelliğini, iç dünyalarını fark etmeleri için Pınar bir referans olabilir. Pınar, hikayesiyle bize hemen her köşe başında karşımıza çıkacak biri olmadığını ispatlıyor. Bu hikaye de Badil Bey’in sessizce kendiyle yüzleşmesi, hemcinslerinin kendileriyle yüzleşmeleri için aynanın karşısına geçmelerine vesile olabilir. Yaşam çok kıymetli bir hediye bunun bir başkasının ellerinde ziyan olmaması gerekir. İnsan olmak, insan olabilmek, insanca yaşayabilmek için bu derinliğe ulaşmanın gerektiğini düşünüyorum.
Pınar davranışlarına müdahale edilmeyen, yalnız yaşayan genç bir kadın. Eşi, ilişkisi olan kadınlar aşklarına bekledikleri karşılığı bulamadığında ne yapabilirler?
Önce içler acısı bir durumdan başlayalım. Ülkemizin özelikle doğu kesiminde zorla evlendirilen, eşini düğün günü tanıyan küçük kızlar, genç kadınlar var. Aşkın ne olduğunun farkına varmadan evlenmek zorunda kalan ya da uzaktan aşık olduğu bir gence kavuşamayan bu konumdaki kadınların ne yapabileceği konusunda donup kalıyoruz. Töre geleneği; erkek çocuk sahibi olana kadar doğum makinası gibi görülen kadınlarımızın azaplarına ne yazık ki çare olamıyoruz. Ayrılmak gibi bir düşünceyi akıllarından bile geçiremeyen bu kadınlarımız için devreye ‘kader’ giriyor. Bu anlayışlarla yetişmiş geniş bir ailede karşısına geçip düşüncelerinizi aktarabileceğiniz bir tek kişi bile bulamazsınız. Kadınların da aşkı tanımak gibi doğal bir hakları olduğunu söylediğinizde, anında linç edilmeyi de kabullenmiş olursunuz. Tarikatların baskısıyla okula gönderilmeyen kızların eğitim almalarından geçtik sıradan bir kitap okuyabildiklerini bile düşünemiyorum. Kısacası söz konusu kadınlar olduğunda bu anlattığım tabloda onların hayatlarını ne yazık ki; eğitimi, aşkı ve varoluşlarını yok sayan erkekler yönetiyor. ‘Şimdi günümüzde bunlar kaldı mı?’ diye sorabilirsiniz. Üzülerek söylüyorum ki maalesef hala tükenmedikleri gibi daha da palazlandıklarını görebiliyoruz. Kimseyi isyana yöneltmek gibi bir düşüncem yok. Biraz önce yaşamın çok kıymetli bir hediye olduğunu ve bir başkasının ellerinde ziyan edilmemesi gerektiğini söyledim. Yaşamı daha anlamlı kılan ‘aşk’a karşılık bulamayan kadınlarımız ekonomik bağımsızlığını elde etmişlerse ilişkilerini gözden geçirme cesaretini de sergilemelidirler. Yıpratılmalarının önüne geçebilir, Anka Kuşu gibi kendilerini küllerinden yeniden var edebilirler. Son olmayacak gelişmelerde yeni bir başlangıç mutlaka vardır. Aşkta da öyle…
Sizce Badil Bey, Pınar’ın onca çabasına neden hiç karşılık vermiyor?
Anladığım kadarıyla Badil Bey duygularını yoğun bir şekilde içinde yaşayan biri. Kendi tek başınalığını keşfetmiş ve buna aşık biri. Zor bir hayattan geldiği için sanırım çoğu zaman söylenen her söz ona taşıması gereken bir yük gibi geliyor. Pınar da farkında olmadan bunu algılıyor aslında… Farkındaysanız Pınar da Badil Bey’e karşı sükûnetini yıllarca koruyor. Hiçbir duygusunu kendisiyle paylaşmıyor. Ta ki ona duygularını ve dostluğunu cezaevine yazdığı mektuplarla ifade edene kadar... Mektup okumak, kitap okumak veya yazmak bizim tek başınalığımızı destekler. Anlaşılan Badil Bey de kendi inşa ettiği dünyasına dışarıdan hiçbir ses ya da yük almak istemiyor. Bunun yanında Pınar’ı muhatap alacak kadar değerli görmüyor da olabilir. Ama bu tamamen Badil Bey’in düşüncesi. Biz bu karanlıktan Pınar’ın kendine verdiği değeri gördüğünü ve onun düşüncelerinin kendisiyle ilgisi olmadığını anlayarak çıktığını görüyoruz.
Kitabın ne kadarı gerçek bir hikayeden esinlenerek yazıldı?
Mühür, Pınar’ın hikayesi. Elbette yazarken onun acısını başka kadınların acılarıyla harmanladım. Yani Pınar tek bir kadın değil aslında içimizde yaşayan binlerce kadının bir yansıması. Pınar, gerçekten aramızda ve bu aşkı kendi içinde yaşamış, aşkına sahip çıkmış biri. Deneyimi özellikle biz kadınlara şifa olsun istedim. Bana anlatılanları romana tüm detaylarıyla yazmaya çalıştım. Hayallerimle de daha şiirsel ve romantik bir atmosfer olması içinde elimden geleni yaptığımı düşünüyorum. Şimdi hangileri gerçek hangilerini benim hayal dünyam oluşturdu onu da okuyucuya bırakıyorum.
Mühür’de Pınar’la hem tanışıp hem vedalaştık mı, kendisiyle daha sonra tekrar karşılaşacak mıyız?
Badil Bey ve Pınar’ı anlamanın kolay olmadığını düşündüğümden şu an böyle bir planım olmadığını söyleyebilirim, fakat neden olmasın.
Kategori: Kültür-Sanat · Bölge: Iğdır/Karakoyunlu
Yayın: 22 Eylül 2026 06:46 · Kaynak: yasamgazetesi.com.tr