Serkan Sarı: “İŞKUR Fonundan Aktarılan 2,9 Milyar Lirayı İtiraf Ettiler; Meclis’te Arınma Komisyonu Kuralım, Hodri Meydan!”
- “ABD seçim sonuçları dünyada popülist liderlerin kaybettiğini gösteriyor; Türkiye'de de iktidarın görevi bırakma zamanı gelmiştir.” - “Çalışma Bakanı İŞKUR fonundan aktarılan kaynakları önce inkâr etti, ardından 2,9 milyar liralık aktarım itiraf edilmek zorunda kalındı!
“ABD seçim sonuçları dünyada popülist liderlerin kaybettiğini gösteriyor; Türkiye'de de iktidarın görevi bırakma zamanı gelmiştir.”
“Çalışma Bakanı İŞKUR fonundan aktarılan kaynakları önce inkâr etti, ardından 2,9 milyar liralık aktarım itiraf edilmek zorunda kalındı!”
“2027 bütçesinde kademeli emekliliğe tek bir delikli kuruş dahi ayrılmadı; işçinin, emeklinin ve çiftçinin hakkı yandaşlara aktarılıyor.”
Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) Grup Başkanvekili ve Balıkesir Milletvekili Serkan Sarı, Türkiye Büyük Millet Meclisi’nde (TBMM) düzenlediği basın toplantısında hem küresel gelişmeleri hem de Türkiye gündemini sarsan borsa ve fon krizini değerlendirdi. ABD Kongre ara seçimlerinin sonuçlarından Orta Doğu ve İran politikasına, İŞKUR İşsizlik Sigortası Fonu’ndan aktarılan 2,9 milyar liradan 241 kişilik şaibeli isim listesine kadar pek çok kritik konuyu gündeme taşıyan Sarı, TBMM çatısı altında bir "Arınma Komisyonu" kurulması ve Siyasi Ahlak Yasası'nın çıkarılması çağrısında bulundu.
CHP Grup Başkanvekili Serkan Sarı, şunları söyledi:
Bugün sabaha doğru Amerika'da seyreden seçimler sonucunda Amerika Birleşik Devletleri'nin Kongre ara seçimleri aşağı yukarı tamamlandı diyebiliriz. Oradaki gelişmeler tabii ki hem dünya siyasetine hem de Türkiye'nin iç ve dış politikasına önemli mesajlar veriyor.
Demokrat Parti'nin Kongre'nin her iki kanadında da çoğunluğu elde etmesi dolayısıyla ABD'nin iç siyasi dengelerinde ve yürütme ile yasama organları arasındaki ilişkilerde yeni bir döneme geçileceğini hep birlikte görüyoruz. Böyle bir sonuç, Başkan Donald Trump'ın görev süresinin kalan önümüzdeki iki yılın izleyeceği politikalarda Kongre'nin rolü ve denetim yetkisini daha belirgin hâle getireceği aşikârdır.
Cumhuriyet Halk Partisi olarak bu gelişmeleri Amerikan iç siyasetinden herhangi bir partinin kazanması veya kaybetmesi üzerinden değerlendirmiyoruz. Hem dünya politikasına hem de ülke politikamıza etkilerini gözlemlemek zorundayız.
Bizim açımızdan temel mesele demokratik kurumların işleyişi, uluslararası siyasetin istikrarı ve Türkiye Cumhuriyeti'nin ulusal çıkarlarıdır.
ABD’DE KONGRE ÇOĞUNLUĞUNUN DIŞ POLİTİKAYA ETKİLERİ
Demokratların Temsilciler Meclisi'nde çoğunluğu elde etmesi, ABD yönetiminin Kongre karşısındaki siyasi sorumluluğu ve denetim süreçlerini doğrudan etkileyecektir. Alınan kararların denetlenmesi, bundan sonraki süreçte özellikle bölge coğrafyamız üzerindeki kritik gelişmelerde önemli bir değişim ve dönüşüme sebebiyet verme ihtimalinin olduğunu gösteriyor.
Temsilciler Meclisi ile ilgili komisyonlar yürütme organlarının faaliyetlerini daha kapsamlı bir biçimde inceleyebilecek, üst düzey kamu görevlilerinden bilgi ve belge talep edebilecek, gerekli gördüğü konularda denetim sürecini işletebilecektir. Bu durum özellikle kamu harcamaları, bütçe politikaları, uluslararası askerî operasyonlar ve yürütme organlarının yetkilerinin kullanılması bakımından önem taşımaktadır.
Demokratların Senato'da da çoğunluğu kazanması; üst düzey atamalar, federal yargı organlarına yapılacak atamalar bakımından yeni bir siyasi dengenin ortaya çıkacağını gözler önüne seriyor.
İRAN İLE İLİŞKİLER VE BÖLGESEL GÜVENLİK RİSKLERİ
ABD Kongresi'nin siyasi birleşiminde meydana gelebilecek değişiklikler İran politikasının geleceği bakımından da önem arz etmektedir… Değerli arkadaşlar, Türkiye'nin İran konusundaki değerlendirmeleri, coğrafyamızın gerçekleri ve ülkemizin uzun vadeli güvenlik çıkarları dikkate alınarak yapılmalıdır. İran, Türkiye'nin yaklaşık 560 km kara sınırını paylaştığı komşusudur.
Yüzyıllardır komşuluk ilişkileri sürdüren iki ülke arasındaki gelişmeler doğrudan bölge güvenliğini ve dengelerini de etkilemektedir. Bu gelişmelerin Türkiye'nin sınır güvenliği, ekonomik istikrarı, enerji arzı, ticaret yolları ve bölgesel diplomatik ilişkileri üzerine doğrudan etkileri bulunmaktadır.
Cumhuriyet Halk Partisi olarak enerji arz güvenliğinin sağlanması, uluslararası deniz ticareti yollarının açık tutulması ve bölgesel ekonomik istikrarın korunmasını önemsiyoruz. Bölgedeki askerî gerilimin azaltılması Türkiye'nin ekonomik güvenliği bakımından da önemli bir ihtiyaçtır.
Biz Cumhuriyet Halk Partisi olarak Türkiye'nin barışçıl çözüm yönündeki diplomatik girişimlerini devletimizin ve milletimizin uzun vadeli çıkarları doğrultusunda değerlendirmekteyiz.
TÜRKİYE - ABD İLİŞKİLERİ VE DİPLOMASİ ÖNCELİKLERİ
Değerli arkadaşlar, Demokratların Kongre'nin her iki kanadında da çoğunluğu elde etmesi hâlinde Türkiye ile ABD arasında bazı önemli konularda Kongre'nin rolü daha da belirgin bir hâle gelecektir. Bununla birlikte iki ülke arasında başta savunma sanayisi, yaptırımlar ve Suriye'deki güvenlik düzenlemeleri olmak üzere çözüm bekleyen önemli meseleler bulunmaktadır.
Bu nedenle Türkiye'nin Amerikan yönetimi ile sürdürdüğü ilişkilerin yanı sıra Kongre'nin her iki kanadıyla da güçlü kurumsal temasları geliştirmemiz gerekmektedir.
ABD'de Demokratların Kongre çoğunluğunu kazanması uluslararası ilişkilerde yeni değerlendirmeleri beraberinde getirebilir. Ancak Türkiye'nin dış politikasında öncelikler bellidir. Ülkemizin güvenliği, ekonomik çıkarları, uluslararası yükümlülükleri ve bölgedeki barışa katkısı dış politikamızın temel unsurları olmaya devam etmektedir.
Türkiye jeopolitik konumunun gerektirdiği çok yönlü diplomatik ilişkileri sürdürebilmelidir. Bölgemizde kalıcı barışa, güvenliğe ve öngörülebilirliğe ihtiyaç bulunmaktadır. Türkiye'nin köklü diplomasi geleneği ve stratejik konumu bu hedeflere katkı sunabilecek önemli imkânlar sağlamaktadır.
Cumhuriyet Halk Partisi olarak bu imkânların ülkemizin güvenliği, refahı ve uluslararası saygınlığı doğrultusunda değerlendirilmesi gerektiğine inanıyoruz.
POPÜLİST LİDERLERİN ÇÖKÜŞÜ VE TÜRKİYE’DE İKTİDAR DEĞİŞİMİ ÇAĞRISI
Ayrıca önemle belirtmek gerekir ki İsrail'e yapılan harcamalar, Orta Doğu'daki savaşın desteklenmesi ve buna bağlı olarak enerji ve gıda fiyatlarının artması Trump'ın yaşadığı hezimetin başlıca sonucudur. Macaristan, Bulgaristan, Brezilya, İsrail, ABD seçimlerinin sonucu bizlere dünya siyasetindeki değişimi, popülist liderlerin artık kaybettiği gerçeğini göstermektedir.
Bugün dünyanın birçok ülkesinde vatandaşlar hayat pahalılığını, gelir adaletsizliğini, demokratik kurumların işleyişini ve yöneticilerin hesap verebilirliğini sorgulamaktadır. Bunu görmek, anlamak, ekonomi, dış politika ve demokrasi arasındaki ilişkinin yeniden tartışıldığı bir sürecin içinde olduğumuzu fark etmemiz gerekmektedir.
Siyasi iktidarların hesap vermesi demokrasinin vazgeçilmez bir gereğidir. Bu değişim ve dönüşüm ülkemizde de bir değişimin, dönüşümün ve iktidarların artık görevlerini bırakarak devretmesinin zamanının geldiğini gösteriyor.
Halkımız sokakta, meydanlarda bu gerçeği zaten her platformda dile getiriyor ve bu gerçeği bizler görüyoruz; ama ne yazık ki iktidarın görmediğinin de farkındayız.
İŞKUR FONUNDAN AKTARILAN 2,9 MİLYAR LİRALIK İTİRAF
Değerli basın emekçileri, bir taraftan da Meclisimizde bütçe görüşmeleri devam ediyor. Bir taraftan fon kriziyle, bir taraftan borsadaki derin bir düşüşle yaşanan ekonomik kayıplarla karşı karşıyayız. Türkiye haftalardır Cumhuriyet tarihinin en büyük sermaye piyasası krizini, fon krizini, fon hırsızlığını, fon çetesini —nasıl tanımlarsak tanımlayalım— bu çetenin yapmış olduğu yolsuzlukların bedelini ödüyor ve sebeplerini de öğrenmeye çalışıyor.
Şimdi de işçinin alın teriyle biriken İşsizlik Sigortası Fonu'ndan milyarlarca liranın bu finansal sistemin içine akıtıldığını öğreniyoruz. Yani her sorduğumuzda, her sorguladığımızda krizin başka bir ayağıyla karşı karşıya kalıyoruz.
Dün Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanı Vedat Işıkhan'a bu konuyla ilgili kamuoyuna yansıyan sorular Cumhuriyet Halk Partisi milletvekilleri tarafından soruldu, ısrarlı bir şekilde soruldu. Ve Plan ve Bütçe Komisyonu'nun 3 Kasım'daki görüşmelerinde Vedat Işıkhan, İşsizlik Sigortası Fonu'nda biriken paralardan bahse konu olan tasfiye sürecindeki fonlara herhangi bir kaynak aktarılmadığını beyan etti.
Ama milletvekillerimizin ısrarlı sorgulamaları, dayandırdıkları gerçekler sonucunda Bakan inkâr ediyor olsa da bürokrat İŞKUR Genel Müdürü bu konuyla ilgili beyanda bulunmak zorunda kaldı.
Bu gerçekten acı bir tablo. Bakan ya bakanlığından haberdar değil, ya haberdarsa da hesap vermek zorunda olduğu Türkiye Büyük Millet Meclisi çatısı altında hesap vermekten kaçınıyor, yalan söylemeyi tercih ediyor! İŞKUR Genel Müdürü "Takasbank'a ne kadar para aktardınız?" sorusuna günün sonunda, yaklaşık 12 saatlik maratonun sonunda itiraf etmek durumunda kaldı: 2 milyar 900 milyon liralık paranın bu fonlara aktarıldığını beyan etti.
Umut ediyorlar ki bu para geri dönecek; üstelik Ekim ayında 600 milyonunu almışlar. Şimdi Kasım ayı için 1 milyar 900 milyon lirayı almayı umuyorlar, kalan 1 milyarını da Şubat 2027 yılındaki bir takvimle karşılanacağını düşünüyorlar.
Şimdi ısrarlı bir şekilde soruyoruz: "Kamunun kaynağı kullanılıyor mu? Vatandaşın kaynağı var mı? Bu sürecin içerisindeki mağduriyet kamu kaynaklarından mı karşılanacak?" İktidarın temsilcileri bu sorularımıza her seferinde "Hayır, öyle bir şey yok; fon kendi değerleriyle kapatacak bu açığı" diyor.
Ama görüyoruz ki fonun içerisinde bütün kamu kurumları var. Yani her gün yeni bir gerçekle yüzleşiyoruz, her gün yeni bir gerçekle karşı karşıya kalıyoruz. Bir gün bakıyorsunuz Diyanet, bir gün bakıyorsunuz İşsizlik Sigortası Fonu...
Ve sonuç itibarıyla belli yandaş grupların —ki orası da başlı başına karmaşık bir yapı— şu fona karışan isimlerini bir şematize edelim dedik, Arap saçına dönmüş vaziyette! Her kurum birbiriyle bağlantılı: O kurumun müdürü diğerinin denetçisi, bunun paydaşı orada, öbürü bunun akrabası, diğeri bunun kuzeni; o başdanışman, bu eski milletvekili...
Hepsi birbirine girmiş durumda! Bütün kurumları bir şebeke, bir ağ, bir suç örgütü gibi içine almış olan bir yapıdan bahsediyorum size. Her gün bu yapıya yeni bir halka ekleniyor. O kadar karmaşık, o kadar girift bir yapı hâline getirmişler ki bu soygunu, bu hırsızlığı; neredeyse birçok kamu temsilcisi bu işin içinde.
Tabii bugüne kadar sadece kamu temsilcilerinden dem vuruldu. Her zaman olduğu gibi bu işin siyasi ayağı konusunda ne yazık ki iktidarın temsilcileri hesap vermekten ve ilgilileri açıklamaktan imtina ediyor.
İŞKUR RAKAMLARINDAKİ TUTARSIZLIKLAR VE SİYASİ SORUMLULUK
E şimdi Bakan burada... Yani 7 Ekim 2026'da bu İşsizlik Sigortası Fonu'yla ilgili 3 milyar 816 milyon 339 bin liranın bu fona aktarıldığı yönünde iddialar var. Bu iddialarla ilgili açıklama yapılsın dedik ama Bakan bu açıklamaları yapmaktan imtina etti.
Bürokratlardan Genel Müdür, "İŞKUR Genel Müdürlüğü bütçesinin binde 4'ü gibi bir yasal düzenleme hakkı vardı, bu hakkı kullanarak fona para aktardı" diyor. Bu şaibeli fona para aktarıldı! 3 Ekim'de 3 milyar 816 milyon lira, 3 Kasım'da 2 milyar 900 milyon lira...
Arada yaklaşık 916 milyon gibi bir fark var beyanlar ve açıklamalar arasında. Buradaki tutarsızlık ayrı bir tartışma konusu. Bunun 600 milyon lirasının geri alındığı ifade ediliyor ama burada görüyoruz ki 316 milyon liralık kısmı yok olmuş durumda beyanlardan hareketle.
Çünkü bu kurumları şeffaf ve denetlenebilir bir yapıda kamuoyunun önüne, Meclis'in önüne getirmedikleri için ayrıntıları da çok kapsamlı tespit etmemiz ne yazık ki mümkün olmuyor.
Burada şu gerçeği görmek lazım: Emekçi alın teriyle çalışıyor, o maaşından bu İşsizlik Sigortası Fonu'na para aktarıyor. Yarınları için kaygı duyuyor ve bu İşsizlik Sigortası Fonu'ndaki parayla güvence hissederek huzur içerisinde yaşamak istiyor, "İşsiz kalırsam buradan alacağım parayla geçinirim" diyerek.
Ama nasıl bir gözü dönmüşlükse buradaki paraya gözünü dikmiş bürokratlar! Fonlar zarar ediyor, tabii yandaşların parasını çıkarması lazım. Bu paraların bir an evvel tasfiye edilmesi gerekiyor, yurt dışına kaçırılacak, bu ülkenin kaynakları talan edilecek. Suni olarak büyütülmüş bu fona kaynak lazım; işte kamu kurumları burada devreye giriyor.
Artık kimin talimatıyla? Bakanların mı, bürokratların mı, milletvekillerinin mi, AKP'nin Genel Başkan Yardımcılarının mı, yoksa Külliye'ye, Cumhurbaşkanlığı Sarayı'na kadar giden bir şebekenin mi yaptırımlarıyla kamu kurumlarının içerisindeki paralar —halkın, milletin, emekçinin, çiftçinin parası— tasfiye sürecinde millet parasını çıkarsın diye, yatırılan yandaşlar paralarını bu fondan çekebilsin diye oraya aktartılıyor, yönlendiriliyor!
Bu acı bir tablo. Bu tablonun bedeli ödenmek zorunda arkadaşlar, bunun hesabı verilmek zorunda! Bu işlemlere aracılık eden Halk Yatırım, bankacılık işlemlerini yürüten Halkbank, işlemlerin gerçekleştirildiği yer Takasbank, sorumlu kurum İŞKUR, siyasi sorumluluk ise Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı'nda.
Biz de merakla bekliyoruz: Siyasi sorumlusu sorumluluğun gereğini yapacak mı? İşçinin, emekçinin hakkını korumak yerine talanla paydaş ve kaynak yaratmak için bu paraları buraya aktardığının sorumluluğunu alacak mı? Merakla takip ediyor olacağız.
“MECLİS’TE ARINMA KOMİSYONU KURALIM, SİYASİ AHLAK YASASINI ÇIKARALIM: HODRİ MEYDAN!”
Bugün biliyorsunuz, bu hafta daha doğrusu bu ay bütçe görüşmeleri var. Her gün başka bir bakanlıkla değerlendirmeler yapılıyor. Her bakanlık bir şekilde bir suça veya bir yolsuzluğa bulaşmış durumda. Bu anlamda da çağrımızı yapmaya devam edeceğiz.
Fon vurgunuyla ilgili krizi dün Meclis'te dile getirdiğimizde AKP'nin Grup Başkanvekili Leyla Şahin Usta dedi ki: "Sizin belediyelerinizde yolsuzluk var, belediyelerinizi araştıralım." Biz de evet, aynı şeye katılıyoruz: Belediyelerde yolsuzluk olabilir.
Günde en fazla 3 kritik gelişme. Bildirim kirliliği yok, anında bilgi.


Kategori: Siyaset
Yayın: 04 Kasım 2026 10:09 · Kaynak: istanbulses.com, haber3.com