Avrupa kendi ayağına sıktı
- Eylül ortasında birkaç Fransız lisesinin kapısına zincir vurulmasıyla başlayan eylemler, birkaç hafta içinde ülke çapında bir isyana dönüştü
- Paris'te, Toulouse'da, Lille'de, Bordeaux'da çöp konteynerleri yandı, polis biber gazı sıktı, yüzlerce genç gözaltına alındı
Eylül ortasında birkaç Fransız lisesinin kapısına zincir vurulmasıyla başlayan eylemler, birkaç hafta içinde ülke çapında bir isyana dönüştü. Paris'te, Toulouse'da, Lille'de, Bordeaux'da çöp konteynerleri yandı, polis biber gazı sıktı, yüzlerce genç gözaltına alındı.
Ekim başında 400'ü aşkın okul kapalıydı. Eylemler üniversitelere, oradan da Belçika'ya sıçradı. Peki bu çocuklar ne istiyor? Aslında çok basit şeyler; akmayan bir çatı, sınıfta bir öğretmen, deney yapabilecekleri bir laboratuvar.
Avrupa'nın en zengin ülkelerinden birinde gençler, bu kadarını alabilmek için sokağa dökülmek zorunda kalıyor. Paris hükümeti olayları "kentsel şiddet" diye geçiştirdi. Oysa ortada geçici bir öfke patlaması değil, onlarca yıldır biriken bir çürüme var.
Bu çürümenin iki temel kaynağı var. Birincisi, Avrupa Birliği'nin kuruluşundan bu yana ekonomisini teslim ettiği neoliberal dogma. İkincisi ise Ukrayna savaşında Avrupa'nın Rusya’ya ambargo uygulayarak enerji krizine girmesi.
AVRO: EKONOMİYE VURULMUŞ PRANGA2008 küresel krizini önceden gören sayılı iktisatçılardan Steve Keen, son değerlendirmesinde meseleyi çok net olarak koyuyor; Avro, bir para birimi olmaktan önce neoliberalizmi Avrupa'ya zorla uygulatmanın aracı olmuştur. Sistem, ulusal devletlerin ekonomide elini kolunu bağlamak için bilinçli olarak böyle tasarlandı.
Maastricht kriterlerini hatırlayalım; bütçe açığı en fazla yüzde 3, kamu borcu en fazla yüzde 60 olmalıdır. Üye ülkeler kendi parasını basma, faizini ve kurunu belirleme yetkisini Frankfurt'a devretti. Yani bir hükümet krizde ekonomisini canlandırmak istese bile elleri kolları bağlı durumdadır.
Üstelik bu düzenin demokrasiyle de pek ilgisi yok. Avrupa Parlamentosu, diğer demokrasilerdeki gibi yasa teklif etmiyor. Teklifleri Brüksel'deki Komisyon bürokratları hazırlıyor; kimsenin seçmediği, ana akım neoklasik iktisatla yetişmiş teknokratlar.
Seçmen ne isterse istesin, kurallar değişmiyor. Amaç da tam olarak bu: Siyaseti iktisat dogmasının dışında tutmak. OKULLAR ÇÜRÜRKEN SİLAHA PARA VARFransa, Avro'ya geçtiğinden bu yana ortalama yüzde 4,3 bütçe açığı verdi; bugün bu oran yüzde 6'nın üzerinde.
Brüksel'e "kurallara uyuyoruz" görüntüsü vermek için hükümet kesintiyi nereden yaptı? Okuldan, hastaneden, sosyal harcamalardan. Sonuç ortada; dökülen binalar, öğretmensiz sınıflar, ekipman yokluğundan iptal edilen fen dersleri.
Aynı hükümet savunmaya ise milyarlar ayırıyor. Silah alınırken özellikle de Ukrayna’ya silah ve para yardımları akarken hiçbir siyasetçi "bu para nereden bulunacak?" diye sormuyor. Sıra çocukların eğitimine gelince kasa boş.
Çocukların geleceğini kısıp savaşa, savaş kışkırtmalarına bütçe ayıran bir sistem, önceliklerini açık bir biçimde gösteriyor. ASIL BOMBA: ÖZEL BORÇFransa'nın kamu borcu 2001'deki yüzde 62 seviyesinden bugün yüzde 118'e çıktı; Maastricht tavanının neredeyse iki katı.
Herkes bunu konuşuyor. Ama Keen'in dikkat çektiği asıl tehlike başka yerde; Fransa'da özel sektör borcu, kamu borcunu milli gelirin yaklaşık yüzde 100'ü kadar aşmış durumda. Avro'dan bu yana özel borç, kamu borcunun iki katı hızla büyüdü.2008'i hatırlayalım; kriz devletlerin değil, bankaların ve hanehalklarının şişirilmiş borçlarından patladı.
Avrupa yine yanlış yere bakıyor. Para, devletin harcamasıyla, yani bütçe açığıyla yaratılır. Sorumlu bir devlet açık verir ve bu parayı altyapıya, eğitime yönlendirir. Avrupa tam tersini yapıyor; kamu yatırımlarını azaltıyor, özel borcun şişmesine göz yumuyor.
AVRO; BÜYÜK HAYAL KIRIKLIĞIAvro taraftarları "fiyat istikrarı getirdi" der ama bu doğru değildir. Avro'nun yürürlüğe girdiği tarihten hemen önce, Aralık 1998'de Fransa ve Almanya zaten deflasyonun eşiğindeydi. Enflasyonu düşüren Avro değil; ucuz petrol ve dünyanın fabrikası haline gelen Çin'in tüketim mallarını ucuzlatmasıydı.
Büyümeye bakalım. Avro öncesinde Fransa'da kişi başına yıllık büyüme ortalama yüzde 2,9 idi. Avro sonrasında üçte iki oranında düşerek yüzde 1'e geriledi. 2025'te ise yüzde 0,6'ya kadar indi. Yani Avro, Fransa'ya istikrar değil, durgunluk getirdi.
İKİNCİ DARBE: ENERJİ İNTİHARIİşte bu kırılgan, bir türlü büyüyemeyen, deflasyonla resesyon arasında gidip gelen ekonomiye 2022'de ikinci büyük darbe indi. Bu darbeyi Avrupa'ya kimse vurmadı; Avrupa kendisi vurdu. Avrupa, enerjide dışa bağımlı bir kıta.
Boru hattıyla gelen ucuz ve güvenilir Rus gazı, başta Alman sanayisi olmak üzere Avrupa'nın rekabet gücünün belkemiğiydi. Savaştan önce AB'nin ithal ettiği gazın yaklaşık yüzde 40'ı Rusya'dan geliyordu. Avrupa ne yaptı? Rusya'nın güvenlik kaygılarını yıllarca yok saydı, Minsk anlaşmalarını kâğıt üzerinde bıraktı ve Washington'un peşine takılarak savaşın kışkırtılmasına ortak oldu.
Savaş başladığında arabulucu olmak yerine taraf oldu, Rusya'ya yaptırım üstüne yaptırım uyguladı. Kuzey Akım boru hatları havaya uçurulduğunda bile sesini çıkarmadı. Sonuç; ucuz Rus gazının yerini kat kat pahalı Amerikan LNG'si aldı.
Enerji faturaları patladı, enflasyon fırladı, Avrupa Merkez Bankası faiz artırmak zorunda kaldı. Kimya, çelik, otomotiv gibi enerji yoğun sanayiler ya üretimi kıstı ya da fabrikalarını Amerika'ya, Çin'e taşıdı. Avrupa'nın lokomotifi Almanya 2023 ve 2024'te üst üste küçüldü.
Yaptırımlar Rusya'yı çökertmedi; Rusya enerjisini Asya'ya yönlendirdi. Çöken, Avrupa sanayisi oldu. Avrupa kelimenin tam anlamıyla kendi ayağına sıktı. ÇİN’İN MUAZZAM YÜKSELİŞİAna akım neoliberal ekonomi anlayışına göre bütçe açığı özel yatırımı dışlar ve büyümeyi düşürür.
Peki Çin? Fransa'dan ortalama yüzde 50, bugün ise iki kat daha fazla bütçe açığı veriyor ama kriz yaşamıyor. 1999'dan bu yana Çin'in büyümesi Fransa'nın sekiz katı. Bu hızla Fransa kişi başı gelirini 70 yılda ikiye katlayabilir; Çin bunu her on yılda bir yapıyor.2025'te Fransa kişi başına yüzde 0,6 büyürken, "yavaşlayan" Çin yüzde 5,1 büyüdü.
Üstelik devasa açıklara rağmen Çin'de 2020'den bu yana enflasyon ortalama yüzde 1'in altında; Fransa'da ise yüzde 2,4. Fark şu: Çin para yaratma gücünü kullanıyor ve bu parayı altyapıya, sanayiye, teknolojiye akıtıyor. Avrupa ise gerçekler karşısında dogmaya sarılıyor ve battıkça batıyor.
ÇÜRÜYEN BİR KITA AVRUPABugün Avrupa'ya hangi açıdan bakarsanız bakın aynı tabloyu görüyorsunuz. Teknolojide Amerika ile Çin arasında sıkışmış; yapay zekâda, bataryada, elektrikli araçta, yarı iletkende söz sahibi değil. Altyapısı çürüyor; köprüler, demiryolları, okullar bakımsız.
Hükümetler birbiri ardına düşüyor, toplumsal öfke her seçimde biraz daha büyüyor. Ve bütün bunların üzerinde, gerçeklerle hiç örtüşmeyen bir AB tasarımı duruyor. SONUÇ: AB DAĞILMANIN EŞİĞİNDESonuç olarak, Fransız lise öğrencilerinin isyanı bir son değil, bir başlangıçtır.
AB’nin krizine çare bellidir; Avro lağvedilmeli, ülkeler kendi ulusal paralarına dönmeli, bütçe açıkları altyapıya ve eğitime yönlendirilmelidir. Buna bir de akılcı bir enerji politikasını, yani Rusya ile ilişkilerin yeniden kurulmasını eklemek gerekir.
AB‘nin ekonomik macerası Türkiye için önemli derslerle doludur. Türk ihracatçısının en büyük pazarı olan AB koşar adım dağılmaya doğru gidiyor. Türkiye çöken bir modele eklemlenmek yerine, yükselen Avrasya ile kendi çıkarına dayalı bağımsız bir yol çizmelidir.
Günde en fazla 3 kritik gelişme. Bildirim kirliliği yok, anında bilgi.
Kategori: Eğitim
Yayın: 29 Ekim 2026 21:09 · Kaynak: aydinlik.com.tr