Kimin Ormanı?
- Yaklaşık beş yıldır, hemen her sabah köpeğimle birlikte Antalya'nın Döşemealtı ilçesindeki Düzlerçamı Ormanı'na, Güver Uçurumu çevresine yürüyüşe giderim
- Aracımı da her zamanki gibi ormanın giriş kapısının dışında bırakırım
Yaklaşık beş yıldır, hemen her sabah köpeğimle birlikte Antalya'nın Döşemealtı ilçesindeki Düzlerçamı Ormanı'na, Güver Uçurumu çevresine yürüyüşe giderim. Aracımı da her zamanki gibi ormanın giriş kapısının dışında bırakırım.
Yaklaşık iki senedir ormanda inşaat çalışmaları sürüyor. Bir keresinde valiye de denk geldik; etrafında koşuşturan kravatlı adamlar, arkasında bir araba, ormanı teftiş ediyordu.
Birkaç gün önce, yeni dikilen güvenlik kulübesinden çıkan bir görevli aracımı içerideki otoparka almamı istemişti. Almayacağımı söyleyince sebebini sormuştu. Ben de oradaki otoparkı gayrimeşru bulduğumu söyledim. Kısa bir konuşmanın ardından yürüyüşüme devam ettim. Çıkarken de kendisine selam vererek ayrıldım.
Bu sabah aynı şey tekrarlandı. Yalnız bu defa karşıma başka, oldukça genç bir güvenlik görevlisi çıktı. Aracımı içeri almamı istedi, istemediğimi söyleyince o da aynı soruyu sordu:
İkinci kez aynı soruyla karşılaşınca sinirlendim. Beş senedir aracımı bıraktığım yerde park yasağı olmadığı gibi, ormanın girişindeki güvenlik görevlisinin beni içerideki otoparka park etmeye zorlama yetkisi de yok. Buna rağmen benden bir şey yapmam isteniyor ve reddettiğimde nedenini açıklamam bekleniyor.
Hele ki bu soru üniformalı bir görevli tarafından sorulduğunda, sanki arkasında bir yetki varmış gibi algılanabiliyor.
Muhtemelen zar zor iş bulmuş, kendisine söyleneni yapmaya çalışan bir gence böyle çıkışmış olmak içime sinmedi.
Son iki yıldır Güver Uçurumu çevresinde, Antalya Valiliği tarafından mesire alanı düzenlemeleri yapılıyor.
Güvenlik kulübesi, tuvaletler, kamelyalar, kafeterya, mangal alanları ve ormanın girişinde geniş bir beton otopark bunlardan bazıları.
Oysa aynı bölgede yıllardır kullanılmayan, yıkık dökük hâlde bırakılmış eski yapılar da var. Yeni ve eski yapıların çevresinde inşaat molozları, atıklar ve türlü türlü pislik birikmiş durumda.
İnsan, eskilerin bakımı bile doğru dürüst yapılmazken neden sürekli yenilerinin inşa edildiğini merak ediyor.
Nitekim hafta sonunun ardından çıktığım sabah yürüyüşünde, inşaatlar başladığında öngördüğüm manzarayla karşılaştım.
Mangal alanlarının çevresinde önceki günden kalma ağır bir et kokusu vardı. Yerlere saçılmış kemikler, domatesler, biberler, peynirler, plastik bardaklar, şişeler, poşetler, hatta kullanılmış bebek bezleri... Yiyecek artıklarının çevresinde dolaşan sokak köpekleri de cabası.
Dere kenarına indiğimizde de manzara değişmedi. İnsanların oturup vakit geçirdiği yerlerde bıraktıkları çöpler, içecek kutuları, kırık bira şişeleri ve torbalarla karşılaştık.
Beş yıldır düzenli olarak geldiğim, yollarını, ağaçlarını, hayvanlarını tanıdığım bu ormanın gözümün önünde değişmesi beni üzüyor. Elbette herkesin yararlanma hakkı var. Ama bir ormandan yararlanmakla onu "tüketmek" arasında da fark var.
Yürüyüşümüz bitince köpeğimi arabaya yerleştirip sabah terslediğim genç görevlinin yanına döndüm:
Bak abicim, ben seni terslemek istemedim. Beni gayet düzgün karşıladın, o yüzden sana bir açıklama yapayım.
Diyelim ki evinizin bulunduğu yere biri beton döktü. Bütün evinizi betona gömdü. Sokakta kaldınız. Sonra da üzerine otopark yaptı. Ne yaparsın?
E, yaptı işte. Kanun nizam tanımadı, hukuk da işlemiyor... Sen de gittin mahkemeye verdin. Ama dava sürerken adam o otoparka araba sokmaya çalışıyor. Millet kullansın da yaptığı iş normal görünsün diye.
Hatta üzerine bir de güvenlik görevlisi tutmuş, kullanmak istemeyenlere de neden kullanmadıklarını soruyor.
Bir uygulamanın hukuka uygunluğu tartışılırken insanları o uygulamaya katılmaya yönlendirmek, zamanla yapılan işi olağanlaştırır. Dün itiraz edilen şey, bugün herkes kullanıyor diye "normalleşir". Memleketçe pek de yabancısı olmadığımız bir yöntem bu.
Abi ben ondan değil... Buranın kuralı var. Hafta sonları yoğunluk oluyor, araçların park edilmesi konusunda sıkıntı çıkınca bize böyle talimat geldi.
Bana kurallardan bahsetme şimdi, kanun kural gözetilse bu beton burada olmazdı!
Hafta sonları yaşanan yoğunluğu biliyorum. Ama bir ormanda park yeri ihtiyacı doğdu diye ormanın bir bölümünü betonla kaplamak çözüm olamaz. Üstelik içeride otopark yapılmış olması, dışarıda park yasağı bulunmayan bir yere aracımı bırakmama engel değil.
Bak senin pozisyonunu anlıyorum, emir kulusun... Ama ben senin üniformanla değil, şahsınla konuşuyorum şimdi. Sen bu ormana önceden geldin mi hiç?
Bu orman da benim. Beş yıldır geliyorum. Burada yaşayan hayvanları görüyorum, başkalarının bıraktığı çöpleri topluyorum, hatta biriken çöpleri kendi imkânlarımla temizlettiğim de oldu.
Üstelik benim olduğu kadar senin de, onun da ormanı. Buralı olduğun için değil, bu memleketin insanı olduğun için. Üstelik sen buralıymışsın, senin sorumluluğun benden de fazla.
Konuşmamızın sonunda elini sıktım, beni dinlediği için teşekkür ettim. Gönlünü aldım.
Bu otoparkla ilgili itirazımın somut bir nedeni de var.
Antalya Hürses gazetesinin 23 Ağustos 2026 tarihli haberine göre Güver Uçurumu çevresine yaklaşık 360 metreküp beton dökülmüş. Haberde, Milli Parklar Müdürlüğü yetkililerinden edinilen bilgilere dayanılarak, gerekli plan ve onaylar alınmadan başlatıldığı belirtilen çalışmanın durdurulduğu ve tutanak tutulduğu aktarılıyor.
Antalya Valiliği ise 24 Ağustos'ta yaptığı açıklamada alanın Milli Parklar Genel Müdürlüğünden devralındığını, mevcut altyapının yenileneceğini ve güvenlik önlemlerinin artırılacağını bildirdi. Ayrıca alanın özel işletmelere devredilmeyeceğini ve ücretsiz olarak halkın kullanımına sunulacağını açıkladı.
Bunlar elbette dikkate alınması gereken açıklamalar. Ancak Valiliğin kamu yararı amacıyla bir düzenleme yaptığını belirtmesi, beton uygulamasının izin ve onay süreçleri hakkında basında gündeme gelen soruların ayrıca yanıtlanması ihtiyacını ortadan kaldırmıyor.
Orada görevli bir Milli Parklar çalışanı da konuyla ilgili mahkemeden yürütmeyi durdurma kararı çıktığını söyledi. Böyle bir kararın varlığını ve kapsamını belge üzerinden doğrulayabilmiş değilim. Dolayısıyla bugün otoparkın hukuki statüsüne ilişkin kesin bir hüküm vermek doğru olmaz.
Ancak basına yansıyan müdahale iddiaları, uygulamanın hangi izinlerle başlatıldığının ve sonrasında nasıl bir süreç izlendiğinin açıklığa kavuşturulmasını gerektiriyor.
Böyle bir ortamda, güvenlik görevlilerinin araçları ısrarla beton otoparka yönlendirmesini yalnızca bir park düzenlemesi olarak görmekte zorlanıyorum. İki ayrı görevlinin aynı talepte bulunup reddedilince aynı soruyu sorması, bunun kişisel bir tercih olmaktan ziyade bir uygulamanın parçası olduğunu düşündürüyor. Nitekim genç görevli de bu yönde talimat aldıklarını söyledi.
Bu talimatın amacı gerçekten hafta sonu yoğunluğunu düzenlemek olabilir. Ancak gerekçesi ne olursa olsun, hukuki durumu hakkında soru işaretleri bulunan bir otoparkın sürekli kullanıma yönlendirilmesinin zamanla bu uygulamayı olağanlaştırabileceğini düşünüyorum.
Dahası, bütün izinler alınmış olsa bile, hukuken bir şey yapmaya yetkili olmak, yapılan her şeyin doğru olduğu anlamına gelmiyor.
Madem bu orman hepimizin, burada ne yapılacağına karar verilirken bize neden sorulmuyor? Ormanın bir bölümünün betonla kaplanmasını, kafeterya ve mangal alanları yapılmasını gerçekten istiyor muyuz? Bunların doğal yaşama vereceği zararlar nasıl değerlendirildi? Başka seçenekler düşünüldü mü?
Bir kamu kurumunun aldığı karar, insanların güvenliğini sağlamayı, mevcut tesisleri iyileştirmeyi veya alanı herkesin kullanımına açmayı amaçlasa bile, ormanın doğal yapısına etkileri değerlendirilmeden ve olası zararları önleyecek tedbirler alınmadan kamu yararına olduğu söylenemez.
Üstelik ortak doğal alanlarımızla ilgili kararların, biz olup biteni fark ettiğimizde iş işten geçmiş olacak şekilde alınması ne kadar doğru?
Bu kararlar alınırken değerlendirilmesi gereken bir başka şey de insanımızın ormanları nasıl kullandığı.
Ülkemizde piknik yapılan alanların bir hafta sonundan sonra ne hâle geldiğini görmek için fazla uzağa gitmeye gerek yok. Çöplerini toplamadan giden, yiyecek artıklarını yere döken, mangal yaptığı yeri olduğu gibi bırakan pek çok insan var. Elbette duyarlı insanlar da var ama sorunun yaygınlığını da görmezden gelemeyiz.
Günde en fazla 3 kritik gelişme. Bildirim kirliliği yok, anında bilgi.
Kategori: Genel
Yayın: 26 Ekim 2026 18:29 · Kaynak: antalyasonhaber.com