Çivi çiviyi mi söker
- Geçen haftaki köşe yazımızda, hak edilmemiş “güçlendirilmenin”, yani cahil ve cehaletin güçlendirilmesinin hayati tehlikelerinden bahsetmiştik
Geçen haftaki köşe yazımızda, hak edilmemiş “güçlendirilmenin”, yani cahil ve cehaletin güçlendirilmesinin hayati tehlikelerinden bahsetmiştik. Özellikle de sosyal medya sayesinde tarihte görülmemiş bir “güçlendirme” fırsatının ortasındaki insanoğlunun, hele de kadınların bir kısmının durumunu ele alıp, durumdan hiç de memnun olmayanlara bir ses olmaya çalışmıştık.
Bugünkü yazımızda da kişisel seviyelerdeki tehlikeli “güçlendirilme” hikâyemizi devletler ve milletler düzeyine taşıyıp, hak edilmemiş “güçlendirmelerin” devletler seviyesine çıktığında dünyayı nasıl ateşlere attığını ve daha da büyük ateşlerde yakabileceğini göstermeye çalışacağız. Bununla ilgili olarak tarihte kısa bir gezinti yaptığımızda, çok sayıda örnek bulmamız mümkündür.
Ama konunun daha anlaşılır olması amacıyla, biz İsrail Devleti üzerinde durarak bir genelleme yapmaya çalışacağız. Çünkü İsrail’in başına gelen, daha doğrusu eline verilen malzeme, nasıl onun günümüzdeki “narsistik” hâle gelmesine yol açtıysa, aynı türden bir gelişme her devletin başına gelebilir.
İSRAİL NASIL NARSİSTLEŞTİRİLDİ?O zaman, ilk olarak İsrail’in hak edilmemiş “güçlendirilmesine” sebep olan ve aslında herkesin tarihte takip edebildiği gelişmelere bir göz atalım: BM’nin 200 ülkesi şimdilerde nükleerleşme için can atmakta.1948’de, İkinci Dünya Savaşı’nın galiplerinin Batı Asya ve Orta Doğu’yu gelecek yüzyıl kontrol altında tutmak amacıyla “yoktan var ettiği” İsrail Devleti kurdurulur ve dünya devletlerine galiplerin zoru ile kabul ettirilir. Zaten İsrail, inanç sistemlerindeki “Tanrı’nın torpilli milleti” ya da “seçilmiş halk” türünden, sadece 20. yüzyıl gerçeklerine değil, İsrail halkının ilk doğduğu günlerdeki dünyaya bile tarihî olarak hiç uymayan hikâyeler sebebiyle “daha doğuştan güçlendirilmiş” bir millet olarak başladı devlet olma sürecine.
Bunun da üzerine, savaşın galibi yükselen ABD’nin bölgedeki jandarması rolü de verilince, İsrail’in “narsist güçlendirilme” süreci başlamış oldu. Ek bir malzeme olarak, çağımızın en muazzam “güçlendirme” aracı olan “nükleer silahlar” ile donatılınca İsrail’in “narsist güçlülüğü” perçinlendi.
İsrail de elindeki bu “en etkili güçlendirme aracı” ile, adeta Osmanlı İstanbul’undaki mahalle kabadayıları gibi 1948’den beri mahallenin hemen tüm üyelerine posta koyup saldırmakta. Birbirleriyle hiç anlaşamayan grup ve tarikatlara bölünmüş 8-9 milyonluk bir nüfusa sahip bir ülkenin, etrafındaki kendisinden onlarca kat üstün nüfuslara karşı “intiharlık” bir yaklaşım içinde olabilmesinin tüm sırrı, işte bu “güçlendirilmededir”.Nükleer silahsız bir İsrail, herhangi BIRLESTIRbir gelişen devlet olarak kalırdı.
GÜÇLENDİRİLMEMİŞ İSRAİL NASIL OLURDU?Gelin hep birlikte, başka bir dünyayı ve başka bir zamanı düşünüp, başka şartlar altında İsrail’in hâl ve ahvalini hayal edelim: Diyelim ki şöyle ya da böyle İsrail diye bir devlet kuruldu. Ama Sovyetler Birliği’nin keskin muhalefeti nedeniyle, bu yeni devlet ABD’nin tüm arzusuna rağmen sömürgesi hâline getirilmedi.
Bu durumda, zaten içinde doğduğu toplumda Filistinlilerin çoğunlukta olması nedeniyle bu yeni İsrail, bugünkü İsrail yerine belki de iki halklı, oldukça normal gelişen bir demokrasi hâline gelir ve o günlerde dünyada her yerde ortaya çıkan yeni devletler listesine katılırdı. Ve bugünkü problemlerin hiçbirisi Orta Doğu’da yaşanmayabilirdi.
Ama ABD’nin ve Batı dünyasının hemen her konuda sonsuz derecede “güçlendirmeyi” seçtiği şimdiki İsrail, özellikle de ABD’nin topraklarına yerleştirdiği nükleer silahlar nedeniyle mahallenin “bıçkın delikanlısı” rollerinde, 78. senesinde bölgeyi yine ateşe atmaktadır. Yani insanoğlu ve insankızının “para” merkezli bir yoldan “güçlendirildiği” bu dünyada, devletler de askeri güç, hele hele de “nükleer silahlar” yolu ile güçlendirilmektedir.
İsrail’i ilk tanıyan ülkelerden BIRLESTIRoluvermiştik! PAKİSTAN NASIL BAŞROL OYNUYOR Kİ?Ve İsrail bu konuda yalnız da değildir. Artık dünyanın hemen her bireyinin açık şekilde farkına vardığı üzere, eğer elinizde “nükleer silah” var ise siz de “güçlendirilmişler kulübüne” üye olabilirsiniz.
Listeye bir bakalım; Pakistan, Kuzey Kore, Hindistan, Çin Halk Cumhuriyeti ve Rusya Asya kıtasındaki “güçlendirilmiş” ülkeler olarak dünya siyasetinde önemli rollere soyunabilmektedirler. Birleşmiş Milletler’deki 200’e yakın ülkeden sadece bir avucunda bulunan nükleer güçlendiriciler, bu ülkelerin 8,5 milyarlık insanlık üzerinde söz hakkı sahibi olmasını sağlamıştır.
Pakistan’ı ele alalım ve “nükleer güçlendirme”nin o ülkeye ne kattığını inceleyelim: Kendi nüfusu içinde Şii-Sünni kavgasını bir türlü halledemeyen Pakistan’ın kişi başı millî geliri (GDP) sadece 1836 dolardır. Bu, satın alma gücü paritesi bakımından 7371 dolar olarak ölçülür.
Türkiye’mizin aynı konudaki rakamları 21.079 dolar ve 46.679 dolardır. Yani Türkiye Pakistan ile karşılaştırılınca genel GDP rakamı olarak 10 katı, satın alma paritesi olarak da 6 katı daha zengin bir ülkedir. Buna rağmen “nükleer güçlendirilme” sebebiyle, Pakistan dünya siyasetinin her köşesinde ortaya atılıp etki yapmaya çalışır.
NÜKLEER BORSA EN HAREKETLİSİ Mİ?Aslında ABD ve İsrail’in İran’a saldırısında da başrolleri nükleer güç oynamakta. Düşünün ki eğer İran hâlihazırda nükleer silahlara sahip olsaydı, ne İsrail ne de ABD bu savaşı başlatıp böylesine devam ettirebilir miydi?
Herhâlde cevabınız “hayır” olacaktır. İsrail örneğinde çok daha açık gördüğümüz ama Pakistan ve Kuzey Kore örnekleriyle de pekiştirilen bir anlayışla “nükleer güçlendirilme”, bugün BM üyesi 200 ülkenin de siyaset gündemindedir.
Hatta kolaylıkla şunu söyleyebiliriz ki bugün dünya piyasalarında, görünmez bir şekilde, hemen tüm ülkeler küçüğünden de olsa bir “nükleer güç” elde etmek için çok hararetli şekilde çalışmakta. Bunu hiç kimse açıkça ifade edemiyor ama İran’a yapılan son saldırı nedeniyle şimdiye dek ikna olmamış ülkeler bile bir yolunu bulup, ufağından da olsa bir “nükleer silah” elde etmenin yollarını aramaktadırlar.
Yani ABD ve Batı dünyası nükleer güçleriyle tüm dünyayı korkutup sindirelim derken, tam tersine, hemen herkesin acele tarafından nükleer güç olma arzusunun yolunu açmış oldular. Haydi hayırlısı!
Günde en fazla 3 kritik gelişme. Bildirim kirliliği yok, anında bilgi.
Kategori: Genel
Yayın: 31 Ekim 2026 21:06 · Kaynak: aydinlik.com.tr