Çanakkale İçin Acil Durum Çağrısı
Termik santraller, madenler, kuraklık, azalan su kaynakları, orman yangınları, betonlaşma, tarım topraklarının kaybı, kıyı yapılaşması ve deniz kirliliği… Çanakkale’nin çevre sorunları artık tek tek ele alınabilecek noktayı aşıyor. Biga Yarımadası’ndan Kazdağları’na, Atikhisar’dan Çanakkale Boğazı’na, adalardan Saros’a kadar farklı çevresel baskılar aynı coğrafyada üst üste biniyor. Ortaya çıkan tablo kritik bir soruyu gündeme getiriyor: Çanakkale’nin taşıma sınırı nerede? Çanakkale, Türkiye’nin doğal varlıkları açısından en zengin kentlerinden biri. Kazdağları ve Biga Yarımadası’nın ormanları, verimli tarım ovaları, Atikhisar Havzası, Çanakkale Boğazı, Saros Körfezi, Bozcaada ve Gökçeada… Ancak bu büyük doğal mirasın üzerinde giderek artan bir çevresel baskı var. Enerji yatırımları bir taraftan, madencilik diğer taraftan ilerliyor. Kuraklık su kaynaklarını tehdit ederken orman yangınları ve arazi kullanımı değişiklikleri doğal alanları etkiliyor. Kentler büyüyor, kıyılarda yapılaşma artıyor, turizm bölgelerinde yaz nüfusu katlanıyor. Çanakkale’nin çevre sorunu artık tek bir maden, tek bir termik santral ya da tek bir yapılaşma projesi değil. Sorun, bütün bu baskıların aynı coğrafyada birikmesi. BİGA VE ÇAN’DA ENERJİ BASKISI Çevre bilançosunun en önemli başlıklarından biri Biga Yarımadası ve Çan çevresindeki kömürlü termik santraller. Termik santraller söz konusu olduğunda tartışmanın yalnızca bacalardan çıkan emisyonlarla sınırlı tutulması yeterli değil. Santrallerin kömür tüketimi, kül üretimi, kül depolama alanları, su kullanımı ve aynı bölgede birden fazla tesisin faaliyet göstermesi nedeniyle oluşan toplam çevresel yükün birlikte değerlendirilmesi gerekiyor. Buradaki kritik kavram: Kümülatif etki. Çünkü aynı hava havzasında faaliyet gösteren santrallerin etkisi tek tek değil, birlikte ele alındığında Biga ve Çan çevresindeki gerçek çevresel baskı ortaya çıkabilir. BİGA YARIMADASI MADEN KUŞAĞINDA Çanakkale’nin ikinci büyük çevre başlığı madencilik. Altın, bakır ve diğer metalik maden projeleri özellikle Biga Yarımadası ve Kazdağları çevresinde yıllardır tartışılıyor. Ancak madenciliğin etkisi yalnızca cevherin çıkarıldığı alanla sınırlı değil. Orman kaybı, pasa ve depolama sahaları, yollar, yüzey ve yeraltı suları, toprak ve ekosistem bütünlüğü de madencilik faaliyetlerinin değerlendirilmesi gereken parçalarını oluşturuyor. Bu nedenle cevaplanması gereken soru artık yalnızca “Çanakkale’de kaç maden projesi var?” değil. Asıl soru: “Maden sahaları, ruhsat alanları ve enerji yatırımları birlikte değerlendirildiğinde Biga Yarımadası’nın ne kadarı çevresel baskı altında?” SUDA ALARM ZİLLERİ Çanakkale’nin önündeki en kritik çevre sorunlarından biri de su. İklim değişikliği ve azalan yağışlar bir tarafta; tarım, kentleşme ve sanayinin artan su talebi diğer tarafta. Bu baskının merkezinde Atikhisar Barajı bulunuyor. Çanakkale kent merkezinin temel içme ve kullanma suyu kaynağı olması Atikhisar’ı sıradan bir baraj olmaktan çıkarıyor. Atikhisar aynı zamanda Çanakkale’nin su güvencesi. Bu nedenle havzadaki madencilik, yapılaşma, tarımsal faaliyetler ve diğer insan kaynaklı baskılar yalnızca bir çevre tartışması değil, doğrudan kentin gelecekteki içme suyuyla ilgili bir mesele. Çanakkale’nin önümüzdeki yıllarda yanıtlaması gereken soru açık: Elimizde ne kadar su var ve bu su daha ne kadar yetecek? YEŞİL ÇANAKKALE NE KADAR KAYBETTİ? Çanakkale son yıllarda büyük orman yangınlarıyla karşı karşıya kaldı. Ancak ormanlar üzerindeki baskı yalnızca yangınlardan oluşmuyor. Madencilik, enerji yatırımları, yollar ve diğer altyapı projeleri de orman alanlarının parçalanmasına yol açabiliyor. Özellikle Kazdağları ve Biga Yarımadası gibi biyolojik çeşitliliği yüksek bölgelerde mesele yalnızca kaç hektar ormanın kaybedildiği değil; orman ekosisteminin bütünlüğünün ne ölçüde bozulduğu da önem taşıyor. İklim değişikliğiyle birlikte sıcak hava dalgaları, kuraklık ve artan yangın riski bu baskıyı daha da büyütüyor. TARIM TOPRAKLARI DA BASKI ALTINDA Biga, Bayramiç, Ezine, Lapseki ve çevresi Çanakkale’nin önemli tarımsal üretim bölgeleri arasında. Ancak tarım toprakları da çok yönlü bir baskıyla karşı karşıya. Yapılaşma, sanayi, madencilik, pestisit ve kimyasal gübre kullanımı bu alanların geleceği açısından önem taşıyor. Tarım toprağının kaybedilmesi yalnızca bir çevre problemi değil. Aynı zamanda üretim ve gıda güvenliği sorunu. Çünkü bir kez yapılaşmaya açılan verimli tarım toprağını yeniden üretmek mümkün değil. BOĞAZ’DA GÖRÜNMEYEN TEHLİKE Çevresel baskı karada sona ermiyor. Çanakkale Boğazı yoğun uluslararası gemi trafiğinin geçtiği son derece hassas bir deniz ekosistemi. Sintine ve balast suları, petrol veya kimyasal madde kazası riski, kıyısal atıklar ve mikroplastikler Boğaz üzerindeki önemli baskılar arasında. Marmara Denizi’ndeki besin yükü, oksijen azalması ve müsilaj sorunu da Marmara ile Ege arasındaki bağlantıyı sağlayan Çanakkale Boğazı’nı doğrudan ilgilendiriyor. Kıyı yerleşimleri ve yaz nüfusu büyük ölçüde artan turizm bölgelerindeki atıksu ve arıtma kapasitesi de deniz üzerindeki baskının diğer boyutunu oluşturuyor. ADALARIN SINIRI NEREDE? Bozcaada ve Gökçeada’nın çevre sorunu ise farklı. Yaz aylarında nüfusun büyük ölçüde artması beraberinde daha fazla su tüketimi, daha fazla atıksu, daha fazla katı atık ve daha yoğun araç trafiği getiriyor. Bu nedenle adalarda artık yalnızca turizm rakamlarının değil, taşıma kapasitesinin de konuşulması gerekiyor. Benzer bir baskı Assos, Küçükkuyu, Güzelyalı-Dardanos ve Saros çevresindeki kıyılarda da görülüyor. Turizm ve ikinci konut talebi doğal kıyılar ve peyzaj üzerinde giderek artan bir baskı oluşturuyor. ASIL TEHLİKE: TOPLAM YÜK Çanakkale’nin çevre bilançosunun en kritik noktası burada ortaya çıkıyor. Bir termik santral için ayrı ÇED hazırlanıyor. Bir maden için ayrı değerlendirme yapılıyor. Bir liman, taş ocağı, enerji iletim hattı ya da sanayi yatırımı kendi sınırları içerisinde ele alınıyor. Ancak doğa bu yatırımları birbirinden bağımsız yaşamıyor. Aynı bölgedeki santral, maden, liman, yol, enerji hattı ve sanayi yatırımlarının hava, su, toprak, orman ve tarım alanları üzerinde oluşturduğu toplam yükün birlikte değerlendirilmesi gerekiyor. Çanakkale’nin geleceği açısından artık tek tek projelerden çok bu toplam çevresel yükün konuşulması gerekiyor. 18 SORUN, TEK BİR BİLANÇO Termik santraller ve hava kirliliği; madencilik; kuraklık ve su kaynakları; Atikhisar; deniz kirliliği; müsilaj; atıksular; plastik ve katı atık; orman kaybı; tarım toprakları; biyolojik çeşitlilik; kıyı yapılaşması; adaların taşıma kapasitesi; Saros; sanayileşme; taş ve maden ocakları; kent kaynaklı hava kirliliği ve bütün bunların etkisini büyüten iklim değişikliği… Bunlar artık birbirinden bağımsız 18 çevre sorunu değil. Aynı coğrafyanın tek bir çevre bilançosu.

Kategori: Hava
Yayın: 11 Ekim 2026 09:59 · Kaynak: canakkaleaynalipazar.com