BM Kürsüsünde Türkiye’nin Sesi (1)
- Birleşmiş Milletler kürsüsü, yalnızca devlet başkanlarının konuştuğu bir salon değildir
- Dünyanın geleceğinin tartışıldığı, savaşların, işgallerin, insanlık dramlarının ve uluslararası düzenin sorgulandığı küresel bir kürsüdür
Birleşmiş Milletler kürsüsü, yalnızca devlet başkanlarının konuştuğu bir salon değildir. Dünyanın geleceğinin tartışıldığı, savaşların, işgallerin, insanlık dramlarının ve uluslararası düzenin sorgulandığı küresel bir kürsüdür.
22 Eylül 2026’da o kürsüde Türkiye konuştu. Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, BM 81. Genel Kurulu’na hitabında Gazze’den Filistin’e, Batı Şeria’dan İran’a, Suriye’den Kıbrıs’a kadar birçok başlıkta Türkiye’nin görüşlerini ortaya koydu.
Ancak bu konuşmayı yalnızca diplomatik mesajlar üzerinden okumak eksik kalır. Çünkü yanı başımızda yaşananlar, Türkiye açısından da çok ciddi sonuçlar doğurabilecek bir bölgesel dönüşümün işaretlerini taşıyor.
Gazze’de yalnızca binalar yıkılmadı. Evler, hastaneler, okullar, ibadethaneler, yollar, su ve enerji altyapısı ağır bir tahribata uğradı. En büyük bedeli ise çocuklar, aileler ve geleceği ellerinden alınan insanlar ödedi.
Aileler parçalandı, çocuklar anne ve babalarını kaybetti. İnsanlar doğdukları topraklardan koparıldı, sığındıkları yerlerde dahi güven bulamadı. Bir halk, dünyanın gözleri önünde hayatta kalma mücadelesi verirken tarifsiz bir yıkım yaşadı.
Kameralar oradaydı. Gazeteciler oradaydı. Birleşmiş Milletler oradaydı. Buna rağmen ölüm ve yıkım durmadı.
Birleşmiş Milletler Bağımsız Uluslararası Soruşturma Komisyonu, 2025 yılında İsrail makamları ve güvenlik güçlerinin Gazze’de soykırım suçu işlediği sonucuna ulaştığını açıkladı. Bu, uluslararası hukuk bakımından son derece ağır bir tespittir.
Fakat Gazze’de yaşananları yalnızca rakamlarla anlatmak mümkün değildir. Çünkü her rakamın arkasında bir hayat vardır. Bir annenin evladı, bir çocuğun babası, bir ailenin yuvası, bir öğrencinin geleceği vardır.
Bugün Gazze’nin enkazlarına baktığımızda yalnızca taş ve beton yığınları görmüyoruz. İnsanlığın vicdanında kapanması kolay olmayacak büyük bir yara görüyoruz. Ve tarih bir gün mutlaka şu soruyu soracak: Dünya bütün bunları gördüğü hâlde ne yaptı?
BATI ŞERİA’DA TOPRAĞIN VE HAYATIN MÜCADELESİ
Batı Şeria’da ise yerleşimci saldırıları, zorla yerinden edilmeler, evlerin ve tarım alanlarının tahrip edilmesi ve Filistinlilerin mülklerine yönelik saldırılar bölgedeki gerilimi daha da derinleştiriyor. Burada mesele yalnızca bugünün çatışması değildir.
Toprak, mülkiyet ve insanların kendi yerlerinde yaşama hakkı üzerinden gelişen olaylar, Filistin meselesinin geleceğini doğrudan etkiliyor.
Gazze’deki yıkım ile Batı Şeria’daki gelişmeler birlikte değerlendirildiğinde ortaya ağır bir tablo çıkıyor: Bir halkın yalnızca bugünü değil, geleceği de büyük bir baskı altında.
İran’da yaşananlar da Türkiye’nin dikkatle takip etmesi gereken başka bir gelişmedir. ABD ve İsrail ile İran arasındaki savaş ve karşılıklı saldırılar, yalnızca tarafları değil, bölgenin tamamının güvenlik ve ekonomi dengelerini etkiliyor.
Enerji yolları, Hürmüz Boğazı, ticaret, göç, sınır güvenliği ve bölgesel güç dengeleri… Bunların hiçbiri Türkiye’den bağımsız değildir.
İran örneği, savaş kapıya dayandığında hazırlık yapmanın ne kadar geç olabileceğini gösteriyor. Savunma gücü önceden oluşturulur. Ekonomik dayanıklılık krizden önce sağlanır. Enerji güvenliği planlanır. Diplomasi, çatışma başladıktan sonra değil, gerilim yükselirken işletilir. Barışı korumanın yollarından biri, onu savunabilecek kapasiteye sahip olmaktır.
702px)" srcset=" Kentsel Dönüşüm Kredisi Faizi Yüzde 0.69'a Düştü: Evini Yenileyeceklere Şartlar Açıklandı! 702px)" srcset=" Yaşlı ve Engelli Aylığı Alanlara Kasım Müjdesi! Paralar Hesaplara Yatıyor 702px)" srcset=" Doğal Gaz Faturasında Yeni Tarife: Limiti Aşan Daha Fazla Para Verecek 702px)" srcset=" Vergi Ve Harçlara Büyük Zam Geliyor!
Günde en fazla 3 kritik gelişme. Bildirim kirliliği yok, anında bilgi.

Kategori: Siyaset
Yayın: 06 Kasım 2026 04:30 · Kaynak: yozgatcamlik.com