Habermetrik
← Ana Sayfa
26 Ekim 2026 23:25
✍ Editör: Habermetrik · Editör Politikası

Bir Yazar Adayına Mektuplar: 32 Günü Yazarak Karşılamak | Ferdiun Andaç

Bir Yazar Adayına Mektuplar: 32 Günü Yazarak Karşılamak | Ferdiun Andaç
⏱️ 3 dk okuma 🛡️ %85 Doğruluk · 1 Kaynak
WhatsApp Paylaş
⚡ 30 Saniyede Özet Habermetrik Yapay Zeka Özeti
  • “Yaratıcı bir yazarın işi dilin bütün imkânlarını kullanmak ve onu sonuna kadar zorlamaktır.” — Ranajit Guha Günü karşılayan sözün ardına düşüyorsun
  • Gidip yeni bir mekanda yazmak, yazarken okumak neredeyse senin çalışma düsturun

“Yaratıcı bir yazarın işi dilin bütün imkânlarını kullanmak ve onu sonuna kadar zorlamaktır.”

Günü karşılayan sözün ardına düşüyorsun. Gidip yeni bir mekanda yazmak, yazarken okumak neredeyse senin çalışma düsturun. Bunu da aktarmak, taşımak istiyorsun her yazana. Yeni bir ses deneyerek üstelik.

Sürüklenilen yerde oluş ve bakışın izlerine dönüyorsun yüzünü.

Dindirdin arayışlarını. Gene de, ötede bir yerdeliğin burukluğu var her halinde…

Huxley’i okuma istencinde algı düzleminin gizilliğini görmek yatıyor. Yani o “zihinsel durum”un ne’liğine bakmak istiyorsun.

Bunun bir ivmesi gerek… Bir tür akkorlaşma hali…

Farkındalık durumudur yazdıran, dahası seni o kıyıya getiren…

Altını çizdiğin şu tümceyi bir yerde unutmak istiyorsun:

“Zihnin algılayışını varoluşun yoğunluğu, belirginliğin derinliği, bir düzen içindeki ilişkiler şeklinde yapar.” (s. 15)

Varlık ve anlamı sorguladığın bir kıyıda, tutup çekivermişti kendi dünyasına.

Bilinçsizce bir an, yükselen dalganın taşırdığı bir durum…

Öncesini/sonrasını pek düşünmeden atılan adımın alıp seni götürmesi…

Zoru gördün, kolaya bağlandın, imkânsıza tutundun…

Evet, en çok da bu tutunma hâliyle gezindiren seni…

Yaratılan o yer/mekân eyleştirmişti seni… Sonra gördün ki; yitirilen duyguların duvarlarıydı her biri… Saklı tutan, göstermeyen, köleleştiren…

Nesnelerin keşfinden söz ediyordu sana dostun…

Kendini sürgün kıldığı kentin kıyısında yaşıyordu. Önce bir bahçe kurmuş, toprağa bağlanmayı öğrenmişti… Ardından nesneler…

Pazaryerlerini, antikacıları gezmeye başlamıştı… Seçip aldıklarını elden geçirip yenileştirirken; farklı dünyalara da yolculuklara çıkmıştı.

Bir anda yaşama alanının/alanlarının genişlediğinden söz etmişti.

Elinde tuttuğu nesnenin ne olduğu, ne işe yaradığı, ne için/nasıl kullanıldığını öğrenince yaşama bilgisinin eksikliğini gözler.

Öğrendikçe gitmeyi, insanlara yakın olmayı seçer.

Kendini bir tür algı kapılarından geçirdiğini anlatıyordu.

Onun bu keşfine yüzünü dönmüş, “VAR OLAN BİR ŞEY” i yazmaya yönelmiştin.

“Nesnel dünya”yla farklı bir boyutta kurulan ilişkinin taşıdıklarına bakmak istiyordum sende…

Biçimler, formlar, yüzeyler… en temel kaygısı olmuştu…

Bakıp dokundukça algısı değişiyor, düşünce derinliği farklılaşıyordu…

Saflaşma ve masumiyet duygusunun onu çekip içine aldığı algı dünyası hayatını yeniden kurmaya yönelttiği gibi, farklı yolculuklara da çıkmaya başlar.

Gene farklı satırların yansılarına dönüyorsun bu arada:

“Ama baktıkça bu saf estetik Kübist bakış açısı, ancak gerçeğin kutsal görüntüsü olarak tanımlayabileceğim bir bakışa bıraktı yerini.” (s. 16)

Bahçedeki görünümün başkalaştığını yazmıştı sana…

Bir harabeyi andırıyordu, o evde yokken çıkıp şöyle bir kolaçan ettiğinde… Birkaç adım sonra gerisin geri dönmüş, onun “mültecilik” hâliyle örtüşen görüntüye dayanamadığını derinden hissetmiştin…

İğretilik, tutunamama hâli… Seni çekip almıştı oradan, kent merkezine götürmüştü. O günlerde bunun, tüm bunların farkında olduğunu ima edercesine yazmış, anlatmıştı sonraki değişimi.

“Önce evden, sonra da bahçeden başladık. Tatyana el vermişti, kendimizi yeniden doğmuş gibi hissetmiştik” demişti bir yerde de…

“Çiçekleri burada keşfettim, toprağa dokunmanın verdiği güveni ruhumda hissettim…” sözleri, kendine dönmene yetmişti… Nasıl da uzaklaştırmıştın kendini o yerlerden… İzleyen, bakan… dokunmadan duran, yüksünmelerine bahane uyduran hâline dışarıdan baktın. Hiç de sevmedin kendini…

Sonra avuntu çadırına yönelttin duygularını:

Yaşama cesaretinin ona kendini oraya ait hissetme duygusunu vermesine için için gıpta ettin…

Kendisine bahçede bir masa yaptığı upuzun asmaların gölgesinde, ‘uzan üzerinde yat’ demişti… Eklemişti de; ‘orada her şey yapılabilir… Birkaç aileyi buluşturur, birkaç işe alan açar, birkaç günün ağırlığını çeker’; ‘yaşamayı öğretir’ demeyi eklemeden de edememişti.

“Ama hayır!” demiştin; bunun dört yanlı, dört mevsimi hissettiren bir yeri olduğunu hatırlatan sözlerini hatırlamıştın dostunun. Sen de ona yazmıştın: “Kuzey, Güney, Batı, Doğu… Bana hangi kıyıyı ayırdın…”

“Doğu ucundasın… Orası incire, zeytine, nara yakın, güneş hep karşında olacak…”

Sonra, neden iskemlelerden hiç söz etmediğini hatırlatmıştın bir mektubunda.

💬 Habere Tepkinizi Belirtin:
Habermetrik WhatsApp Kanalına Katılın

Günde en fazla 3 kritik gelişme. Bildirim kirliliği yok, anında bilgi.

Kanalı Takip Et →
Kaynaklar: edebiyathaber.net
Haber metni ve görseller edebiyathaber.net sitesine aittir; tam içerik kaynak sitede yayınlanır.
Haber Künyesi
Kategori: Kültür-Sanat
Yayın: 26 Ekim 2026 23:25 · Kaynak: edebiyathaber.net
Kaynağı Oku ↗