Aceleye Gelmeyen Şehir Balıkesir
- Ege ile Marmara’nın kucaklaştığı, yeşilin maviye en çok yakıştığı topraklardan, canım Balıkesir’imden hepinize merhaba
Ege ile Marmara’nın kucaklaştığı, yeşilin maviye en çok yakıştığı topraklardan, canım Balıkesir’imden hepinize merhaba.
Bugün sizi, sadece haritada bir şehir olmaktan çok öte, benim için her köşesi ayrı bir hikâye, her rüzgârı ayrı bir şiir olan bu özel coğrafyada küçük bir yolculuğa çıkarmak istiyorum. Eğer yolunuz henüz buralara düşmediyse, bu yazımla kalbinize bir parça Balıkesir sevgisi düşürebilmeyi çok isterim; düştüyse de şu an kulaklarınızda o tanıdık zeytin yapraklarının hışırtısı yankılansın, bana eşlik etsin.
Balıkesir demek, benim için her şeyden önce Kaz Dağları’nın gölgesinde derin bir nefes almak demek. Dünyanın en zengin oksijen depolarından biri olan bu dağların eteklerine ne zaman sığınsam, şehir hayatının tüm yorgunluğunun o serin rüzgârla uçup gittiğini hissederim.
Dağlardan aşağıya doğru süzüldüğümde ise beni Edremit Körfezi’nin o dingin, mavi suları karşılar.
Ayvalık’ın o meşhur taş sokaklarında yürümeye bayılırım; her köşe başından yükselen taze kahve kokusuna, fırından yeni çıkmış sıcak bir simidin kokusu karışır orada. Şeytan Sofrasından gün batımını izlemek ise benim için adeta zamanı durdurur.
Gökyüzünün turuncudan mora dönen o muazzam dansını izlerken, doğanın bu cömertliği karşısında her defasında büyülenirim. Cunda Adası’nın esnafıyla ayaküstü ettiğim iki çift sohbet, buranın insanının da coğrafyası gibi sıcak ve samimi olduğunun en büyük kanıtıdır bana göre.
Balıkesir’i sadece yazlık bir rotadan ibaret görenlere her zaman biraz sitem ederim; çünkü bu şehre büyük bir haksızlık olur. Marmara kıyılarına, Bandırma’ya, Erdek’e doğru uzandığınızda bambaşka bir çehre karşılar sizi.
Manyas Kuşcenneti’nde binlerce kuşun gökyüzündeki senfonisine şahitlik etmek, doğanın kendi ritmine hayran kalmaktır. Başımı nereye çevirsem antik çağlardan kalma bir iz, toprağın altında yatan derin bir tarih bulurum buralarda.
Peki ya o sofraların bereketi? Benim gibi boğazına düşkün olanlar için burası tam bir cennet! Sabah kahvaltısında tabağıma damlayan o altın sarısı, soğuk sıkım zeytinyağının kokusu bile buraya aşık olmam için yeterli. Höşmerim tatlısının o hafif ve pürüzsüz lezzeti, Susurluk’un köpüklü ayranıyla birleşen o efsane tostu… Bu şehirde yemek benim için aceleye getirilecek bir iş değil; bir keyif, bir ritüeldir.
Bana sorarsanız Balıkesir, koşturmacadan yorulan tüm ruhlar için bir sığınak. Büyük şehirlerin o insanı yutan kalabalığından kaçıp buraya geldiğimde, sakin yaşam ritmi bana asıl değerli olanı, yani "anda kalmayı" hatırlatır. Burada hayat, bir zeytin ağacının büyümesi gibi sabırlı, körfezin suları gibi dingindir.
Sözün özü; Balıkesir’i sadece içinden geçip gittiğiniz bir yol üstü durağı olarak görmeyin derim. Bir hafta sonunuzu ayırın, bir kahvehanesinde oturun, Kaz Dağları’nın suyundan için, Ayvalık’ın rüzgârını yüzünüzde hissedin.
Göreceksiniz ki, bu şehrin samimiyeti sizi de sarıp sarmalayacak. Buradan ayrılırken heybenizde sadece güzel anılar değil, kocaman bir huzurla döneceksiniz; tıpkı benim her defasında döndüğüm gibi.
Huzurunuz ve mavi-yeşil rotalarınız eksik olmasın!
Günde en fazla 3 kritik gelişme. Bildirim kirliliği yok, anında bilgi.
Kategori: Kültür-Sanat
Yayın: 27 Ekim 2026 06:41 · Kaynak: habercigazetesi.net