Karadeniz'de güvenliğin anahtarı: Türkiye-Rusya işbirliği
- AB’nin 28 Mayıs 2025 tarihli Karadeniz stratejisi, Deniz Güvenliği Merkezi kurulmasını ve liman, demiryolu ve karayollarının askerî sevkiyata uygun hâle getirilmesini öngörüyor
Avrupa Birliği, Karadeniz’de yalnızca deniz taşımacılığını düzenlemek değil, bölgenin güvenlik, enerji ve ulaştırma mimarisinde daha belirleyici bir rol üstlenmek istiyor. Avrupa Komisyonu’nun 28 Mayıs 2025’te açıkladığı “Karadeniz Bölgesine Yönelik Stratejik Yaklaşım” belgesi, bu hedefi ortaya koyuyor.
Belge, deniz güvenliği, ekonomik bağlantılar ve çevresel dayanıklılık olmak üzere üç ana eksene dayanıyor. Ancak bu başlıkların arkasında, Karadeniz’deki siyasi ve askerî dengeleri değiştirebilecek kapsamlı bir strateji bulunuyor.
Stratejinin en görünür adımı, Karadeniz Deniz Güvenliği Merkezi’nin kurulması. Bulgaristan ve Romanya’nın öncülüğünde tasarlanan merkezin gemi hareketlerine ilişkin bilgileri bir araya getirmesi, mayın tehlikesiyle mücadele etmesi, limanları ve denizaltı altyapısını koruması öngörülüyor.
Avrupa Komisyonu’nun 3 Temmuz 2026 tarihli uygulama raporu da bu merkezi, sivil kurumların öncülüğünde oluşturulacak bir bilgi paylaşımı ve eşgüdüm ağı olarak tanımlıyor. Böyle sunulduğunda girişim, deniz kazalarını önlemeye yönelik teknik bir işbirliği projesi izlenimi veriyor.
Oysa AB’nin kendi strateji belgesi, girişimin yalnızca mayın temizliği ve deniz güvenliğinden ibaret olmadığını açıkça gösteriyor. Sivil güvenlik söyleminin yanında, Karadeniz’de askerî hareketliliği artırmayı ve Ukrayna’ya askerî sevkiyatı hızlandırmayı hedefleyen somut planlar bulunuyor.
AB’nin 2025 tarihli belgesinde “askerî hareketlilik ve çift kullanımlı altyapı” ayrı bir başlık. Karadeniz ve Tuna limanlarının, demiryollarının ve karayollarının ağır askerî teçhizat ile büyük ölçekli birlik sevkiyatına uygun hâle getirilmesi öngörülüyor.
Askerî personel ve teçhizatın Ukrayna’ya hızla ulaştırılması da açıkça hedefleniyor. AB Dış İlişkiler ve Güvenlik Politikası Yüksek Temsilcisi Kaja Kallas, stratejinin tanıtımında bu yatırımların askerî sevkiyatı hızlandıracağını ve NATO’yu destekleyeceğini söyledi.
Öyleyse girişimi yalnızca mayın temizleme ve gemi güvenliğiyle açıklamak mümkün mü? Sivil bir koordinasyon ağı olarak sunulan Deniz Güvenliği Merkezi, Karadeniz’de askerî üs işlevi görebilecek daha kapsamlı bir güvenlik yapılanmasının zeminini hazırlıyor.
Merkezin resmî tanımı sivil; ancak aynı stratejide deniz gözetimi, askerî hareketlilik ve Ukrayna’ya sevkiyatın yan yana bulunması, bu girişimin askerî sonuçlarının da tartışılmasını gerektiriyor. Sivil hedefler, stratejinin askerî yönünü görünmez kılamaz.
Dahası, gemi hareketlerine ilişkin bilgileri kimlerin toplayacağı, hangi faaliyetlerin tehdit sayılacağı ve bu verilerin hangi devletlerle paylaşılacağı siyasi tercihlerdir. Rusya’nın dışarıda bırakıldığı bir merkez, Karadeniz’in tamamı adına ortak bir güvenlik değerlendirmesi yapma iddiasını zayıflatır.
Askerî altyapının genişletilmesiyle birleşen bu dışlayıcı yaklaşım, bölgedeki güvensizliği artırabilir. AB’nin hedefleri bununla da sınırlı değil. Strateji, Karadeniz’i Avrupa’dan Güney Kafkasya ve Orta Asya’ya uzanan enerji, ulaştırma ve dijital koridorların merkezine yerleştiriyor.
Liman ve demiryolu yatırımları ile enerji tedarikinin çeşitlendirilmesi öngörülüyor; Rusya’ya bağımlılığın azaltılması açık bir hedef. Böylece deniz güvenliği başlığı, askerî lojistiği, ticaret yollarını ve jeopolitik tercihleri birlikte etkileyen bir çerçeveye dönüşüyor.
UKRAYNA İÇERİDE RUSYA DIŞARIDAAvrupa Komisyonu’nun Temmuz 2026 raporuna göre planlanan Deniz Güvenliği Merkezi’ne ilk aşamada Türkiye, Ukrayna ve Moldova’nın katılımı hedefleniyor. Rusya ise öngörülen ortaklar arasında yok.
AB, bu tercihini Rusya-Ukrayna Savaşı ve Rusya’ya yönelik güvenlik kaygılarıyla gerekçelendiriyor. Fakat siyasi anlaşmazlıklar nedeniyle bölgenin en önemli kıyıdaşlarından birini dışlamak, Karadeniz’in tamamında kalıcı güvenlik sağlama hedefiyle nasıl bağdaştırılabilir?
Bu tercihin sorgulanmasını gerektiren somut gelişmeler de var. Ukrayna, deniz güvenliğini doğrudan tehlikeye atan saldırılar gerçekleştirdi. 28 Kasım 2025’te Türkiye’nin Karadeniz’deki münhasır ekonomik bölgesinde KAIROS ve VIRAT adlı Gambiya bayraklı tankerlere saldırı düzenlendi.
Ukrayna Güvenlik Servisinden bir yetkili, saldırılarda Ukrayna’ya ait insansız deniz araçlarının kullanıldığını Reuters’e açıkladı. Kiev, gemilerin Rus petrol ticaretiyle bağlantılı olduğunu savundu. Ancak bu gerekçe, Türkiye’nin deniz yetki alanında doğan tehlikeyi ortadan kaldırmıyor.
Türkiye Dışişleri Bakanlığı, 29 Kasım 2025 tarihli açıklamasında bu saldırıların seyir, can, mal ve çevre emniyeti bakımından ciddi riskler yarattığını vurguladı. Ukrayna tarafından gerçekleştirildiği bildirilen bu operasyonlar, deniz güvenliğine ilişkin tehditlerin değerlendirilmesinde seçici davranılmaması gerektiğini ortaya koyuyor.
AB’nin Ukrayna’yı merkezin muhtemel katılımcıları arasında sayarken Rusya’yı dışarıda bırakması, bu nedenle ayrıca tartışılmalıdır. Soru açıktır: Ukrayna güvenlik mekanizmasına dahil edilirken Rusya neden dışarıda tutuluyor?
Rusya’nın katılmadığı bir yapı, mayın tehlikesi, deniz trafiği ve kriz yönetimi gibi bütün kıyıdaşları ilgilendiren sorunları ancak sınırlı ölçüde ele alabilir. Karadeniz’in güvenliği, altı kıyıdaş devletten birinin yok sayılmasıyla değil, hepsinin masada bulunduğu bir düzenle güçlendirilebilir.
MONTRÖ’NÜN KURDUĞU DENGETürkiye ile Rusya arasındaki işbirliğinin tarihsel kökleri, Millî Mücadele dönemindeki Türk-Sovyet yakınlaşmasına ve 1921 Moskova Antlaşması’na uzanıyor. Bugün bölgedeki ortak çıkarların önemli dayanaklarından biri ise 1936 tarihli Montrö Boğazlar Sözleşmesi’nin koruduğu dengedir.
Montrö, Karadeniz’e kıyısı olmayan devletlerin savaş gemilerine tonaj ve kalış süresi sınırlamaları getiriyor; Türk Boğazlarından geçişte Türkiye’ye önemli hukuki yetkiler tanıyor. Kıyıdaş olmayan devletlerin savaş gemileri Karadeniz’de en fazla 21 gün kalabiliyor.
Böylece bölge dışından gelebilecek askerî yığınağa karşı önemli bir hukuki sınır oluşturuluyor. AB’nin bilgi paylaşımı yapması veya liman yatırımlarını artırması tek başına Montrö’ye aykırı değil. Ancak yeni strateji kapsamında Boğazlardan savaş gemisi geçişleri gündeme gelirse sözleşmenin hükümleri belirleyici olacaktır.
Türkiye açısından esas mesele, Montrö’nün sağladığı hukuki yetkileri ve kıyıdaşlar arasındaki dengeyi koruyarak Karadeniz’in geleceğinde söz sahibi olmaktır. TÜRKİYE’NİN BELİRLEYİCİ ROLÜ: RUSYA’YI MASADA TUTMAKKıyıdaş ülkelerin ortak güvenliği geçmişte uygulanmış bir modeldir.
Türkiye’nin öncülüğünde 2001’de kurulan BLACKSEAFOR’da Türkiye, Rusya, Ukrayna, Bulgaristan, Romanya ve Gürcistan birlikte yer aldı. Avrupa Komisyonu’nun desteklediği 2019 Karadeniz Ortak Denizcilik Gündemi’nde de Rusya bulunuyordu.
Bu örnekler, Karadeniz’in ortak meselelerinin Rusya dahil bütün kıyıdaşlarla ele alınmasının mümkün olduğunu gösteriyor. Asıl mesele, Ankara ile Moskova arasındaki güçlü iletişimin bütün kıyıdaşları kapsayacak bir işbirliğinin kurulmasına katkı sunmasıdır.
Ticari gemilerin korunması, mayın tehlikesi, karşılıklı bildirim, enerji altyapısı ve denizde krizlerin önlenmesi gibi sorunlar Karadeniz’in altı kıyıdaş ülkesini ilgilendiriyor. Bu nedenle çözümün zemini de bütün kıyıdaşların katılımına açık olmalı.
Türkiye’nin AB girişimindeki belirleyici rolü tam burada ortaya çıkıyor. Ankara, Karadeniz Deniz Güvenliği Merkezi’nin Rusya’yı dışlayan yapısına itiraz edebilir; merkezin bütün kıyıdaşların katılabileceği bir iş birliği platformuna dönüşmesi için diplomatik girişimde bulunabilir.
Bulgaristan ve Romanya ile yürütülecek görüşmelerde, Karadeniz’de kalıcı güvenliğin Rusya olmadan kurulamayacağını açıkça savunabilir. Türkiye-Rusya diyaloğu, bölgesel katılımın önünü açan bir diplomatik imkân olarak kullanılmalı.
Bu yaklaşımın temeli Montrö’dür. Boğazlar üzerindeki yetkileri, denizcilik kapasitesi ve bölgesel diplomasi deneyimi Türkiye’ye başka ülkelerin girişimlerini yalnızca izleyen değil, onların kapsamını şekillendiren bir rol veriyor.
Ankara’nın hedefi, kararların yalnızca Brüksel’de alındığı bir model yerine, Karadeniz’e kıyısı bulunan altı ülkenin güvenlik meselelerinde doğrudan söz sahibi olduğu bir mekanizmanın oluşturulması olmalıdır. Karadeniz’in geleceği, kıyıdaşlarından birini dışarıda bırakan bir güvenlik anlayışına bırakılamaz.
AB’nin girişimi belirli teknik alanlarda sonuç verebilir; fakat denizin tamamını kapsayan kalıcı bir düzen için Rusya’nın da katılımı gerekir. Türkiye’nin stratejik önemi, tam da bu katılımı mümkün kılacak diplomatik rolü üstlenebilmesindedir.
Türkiye-Rusya işbirliği, bütün Karadeniz ülkelerini aynı güvenlik masasında buluşturabilecek bir bölgesel çözümün anahtarı olmalıdır.
Günde en fazla 3 kritik gelişme. Bildirim kirliliği yok, anında bilgi.


Kategori: Siyaset
Yayın: 06 Kasım 2026 21:03 · Kaynak: aydinlik.com.tr