Habermetrik
← Ana Sayfa
Trabzon/Tonya 17 Eylül 2026 06:09 · Güncelleme 09:26
✍ Editör: Habermetrik · Editör Politikası

BİR GÜNAH KEÇİSİ: GAZALİ - “Felsefeyi Öldüren Adam” Masalının Ardında Ne Var?

BİR GÜNAH KEÇİSİ: GAZALİ - “Felsefeyi Öldüren Adam” Masalının Ardında Ne Var?
Görsel kaynağı: gunebakis.com.tr
Hukuki not: Bu içerik adli süreçlere ilişkindir; suçluluğu kanıtlanana kadar kişiler masumdur (masumiyet karinesi).

"Gazali yüzünden İslam dünyasında felsefe öldü!" "Eğer Gazali olmasaydı, bugün İslam dünyası Avrupa’dan bile ileride olurdu!" “Gazali içtihat kapısını kapattı!”

Bu cümleleri mutlaka duymuşsunuzdur. 19. yüzyıl oryantalistlerinin, özellikle Ernest Renan ve Edward Sachau gibi isimlerin ürettiği, Cumhuriyet modernleşmesiyle de bizim entelektüel hafızamıza kazınan meşhur bir ezberdir bu. Bu sadece bizim ülkemize has değildir bu arada. Doğu, nedense, kendi akıl tarihini, onu sömürgeleştiren Batı’nın gözünden okumaya pek meraklıdır. Okuduğunda da bilinçaltına sürekli şu fikrin kazındığını çoğunlukla farketmez: “Sen tarihsel olarak akılsızsın, senin genetiğinde bilim üretmek yok ve senin dinin zaten rasyonel akla karşı!”

Neyse, bu “kendi tarihinin oryantalist sömürgesi olmak” konusunu belki ayrı bir yazı konusu yapabiliriz. Şimdi tekrar bu yazının konusu olan Gazali’ye karşı işlenen “cinayet”e geri dönelim.

Büyük toplumsal çöküşleri tek bir odağa yıkmak, tarihsel tembelliğin en sevdiği şeydir. Bunun bir benzerini Batı dünyası da yaşadı hatta. Voltaire ve Diderot gibi Aydınlanma düşünürleri, "Orta Çağ'daki tüm gerilemenin sorumlusu Katolik Kilisesi'dir" diyerek düz çizgisel bir günah keçisi yarattılar. Ancak modern tarihçiler fark etti ki, koca bir kıtanın dönüşümü tek bir kurumun yasaklarıyla açıklanamayacak kadar karmaşıktır aslında. Gazali ile ilgili de aynısı yapıldı: İslam düşüncesinin duraklamasının tüm faturası tek bir adama, ona kesildi. Peki gerçekten öyle mi? Koca bir medeniyet, tek bir alimin yazdığı kitaplarla bilimden ve akıldan vazgeçebilir mi?

Önce meşhur ezberi felsefe ayağından masaya yatıralım: Gazali felsefenin tamamına mı karşıydı? Cevap, sizi şaşırtabilir ama, “kesinlikle hayır”dır. O, el-Munkız Mine’d-Dalâl (Sapkınlıktan Kurtuluş) adlı eserinde disiplinleri tek tek inceler. Matematik, geometri ve doğa bilimlerinin dinle hiçbir çelişkisi olmadığını açıkça söyler. Dahası, "Mantık bilmeyenin ilmine güvenilmez" diyerek, mantığı dinî ilimlerin düşmanı olmaktan çıkarıp kelâm ve fıkıh usulünün meşru araçlarından biri hâline getiren başlıca isimlerden biridir.

Peki o zaman neden felsefe katili ilan edildi? Çünkü o, Fârâbî ve İbn Sînâ’nın metafizik alandaki bazı neo-Platoncu yorumlarını (“evrenin ezeliliği”, “Allah'ın cüz'ileri bilmemesi” ve “bedensel dirilişin reddi” konularındaki yorumlarını. Bu üç konu hakkındaki tartışmayı yazının sonundaki ekte anlattım. Meraklısı okuyabilir) İslam inancının kırmızı çizgilerine aykırı bularak Tehâfütü’l-Felâsife (Filozofların Tutarsızlığı) kitabında eleştirdi.

Burada akademik olarak ıskalanan devasa bir gerçek var: İslam bilim tarihçisi Dimitri Gutas’ın da belirttiği gibi, Gazali felsefeyi yok etmedi. Tam aksine, felsefeyi kelamın ve fıkhın içine yedirdi. Felsefeyi "marjinal bir elitin uğraşı" olmaktan çıkarıp İslam düşüncesinin ana damarı haline getirdi. Yani tıpkı (biraz sonra anacağımız Saliba gibi), Gutas’a göre, Gazali’den sonra İslam dünyasında felsefe ölmediği gibi, kelam biçimine bürünerek kurumsallaştı.

Eğer iddia edildiği gibi Gazali (ö. 1111) felsefe ve bilimi öldürdüyse, kronolojinin bize bilimsel bir kuraklık göstermesi gerekirdi. Oysa tarihsel veriler tam aksini söylüyor.

İslam bilim tarihi üzerine ezber bozan çalışmalar yapan George Saliba, İslam dünyasında matematik ve astronominin en parlak dönemini Gazali'den sonraki yüzyıllarda (13. ve 16. yüzyıllar arasında) yaşadığını belgeleriyle ortaya koyar. Tıp alanında küçük kan dolaşımını keşfeden İbnü’n-Nefis, astronomide Kopernik’e matematiksel zemin hazırlayan Meraga Okulu ve Nasirüddin et-Tusi ile Tusi’den yaklaşık bir asır sonra (yer merkezli evren anlayışını terk etmemesine rağmen) Batlamyus astronomisinin matematiksel kusurlarını gideren ve bazı yönleriyle Kopernik’in modellerini önceleyen yeni gezegen modelleri geliştiren İbn-el Şatir, Osmanlı astronomları Ali Kuşçu, Uluğ Bey ve Kadızade-i Rumi, Gazali’den çok sonra yaşadılar ve rasyonel bilimlerin zirvesini temsil ettiler. Yani iddia edildiği gibi felsefe ve bilim Gazali yüzünden aniden bitmedi.

O halde İslam dünyası neden geriledi? Cevap teolojik değil, sosyo-ekonomiktir, felsefe tarihinin en temel yasalarında gizlidir ve bu soruya cevap verebilmek için felsefenin neden Mezopotamya’da veya Mısır’da değil de antik Yunan’da, İyonya’da doğduğunu bilmek gerekir.

“Neden İyonya?” sorusuna karşılık olarak felsefe tarihçilerinin üzerinde uzlaştığı en güçlü gerekçe "Deniz"dir. Şöyle ki; Yunan dünyası kapalı bir kara toplumu değildi. Denize açılmak, başka kültürlerle temas kurmak ve sürekli hareket halinde olmak zorundaydı. Deniz sadece mal taşımaz çünkü, fikir de taşır (Bunu derken, İyonya’daki düşünsel sıçramayı yalnızca denize bağlamak değil niyetim. Yalnızca, deniz ticaretinin sağladığı hareketlilik, kültürler arası temas ve şehirler arasındaki rekabetin bu ortamın başat şartı olduğunu söylemek istiyorum).

Dahası, İyonyalıların ticari zenginliği onlara muazzam bir "artı-değer" ve refah sağlamıştı. Yaşamak için günde 15 saat çalışmak zorunda olmayan, tabiricaizse "tuzu kuru" olan bu elit sınıfın, Bertrand Russell’ın “Medeniyetin direğidir” dediği o yaratıcı "tembelliğe" ve saf bir meraka ayıracak zamanı vardı. Üstelik düşünceyi denetleyecek dogmatik bir ruhban sınıfı da yoktu.

İşte İslam dünyasının gerileme trajedisi, tam olarak bu "Yunan'ı var eden" şartların tersine dönmesiyle başladı. İslam dünyası 13. yüzyılda Moğol İstilası ile doğudan, Haçlı Seferleri ile batıdan sarsıldı. Kentlerin ticari zenginliği yok oldu. En kritik darbe ise Coğrafi Keşifler’le geldi. Batı dünyası denizlere açılıp küresel ticareti ele geçirirken, İpek ve Baharat yolları üzerindeki İslam dünyası o hayati "deniz" bağını kaybetti ve içe kapalı bir kara toplumuna dönüştü.

Sermaye ve ekonomik refah (artı-değer) yok olunca, Russell'ın bahsettiği o düşünme lüksü ve yaratıcı "tembellik" de bitti. Saraylar, medreseler ve rasathaneler finanse edilemezse bilim durur. Endülüs’te 12. Yüzyıl sonlarında felsefenin ve İbn Rüşdçülüğün yasaklanması Gazali’nin yüzyıl önce yazdığı bir kitaptan dolayı değil, Hıristiyan işgali baskısı altında ekonomik ve askeri gücünü kaybeden siyasi otoritenin, panik halinde içe kapanma ve muhafazakarlaşma refleksiyle ilgilidir. Deniz bitmiş, kara zihniyeti başlamıştır.

Gelelim bir diğer klişeye: "Gazali içtihat kapısını kapattı." Gazali, ömrünü fıkıh usulü yazarak geçirmiş bir müctehiddir. Onun döneminde kapının kapandığına dair ne tek bir satır yazı vardır ne de bir fetva.

İçtihadın zayıflaması, Memlük, Safevi ve Osmanlı gibi devasa imparatorlukların toplumsal düzeni korumak, hukuki anarşiyi engellemek ve merkezi otoriteyi tahkim etmek için "kanunlaştırma ve taklit" mekanizmasını tercih etmesiyle ilgilidir. Devletler büyüdükçe risk almak istemez ve hukuku dondurur. Bu bir devlet aklıdır, Gazali’nin suçu değil.

Ahmet Arslan’ın o çok rafine ifadesiyle: “Gazali bir akıl hareketini durduran adam değildi. O, zaten hareketin durduğu noktada ortaya çıkan adamdı.”

İbn Haldun da medeniyetlerin çöküşünü anlatırken suçu asla alimlere atmaz. Toplumsal yapının, asabiyetin (dayanışma ruhunun) ve ekonomik refahın kaybolmasına bağlar. Gazali, çöküşün nedeni değil, değişen siyasi coğrafyanın ve kurumsallaşan yeni devlet düzeninin (Büyük Selçuklu-Nizamiye Medreseleri) bir sonucudur.

Bugün İslam dünyasının geri kalmışlığını Gazali'ye fatura edip aradan çekilmek, sadece Gazali’ye değil, tarihe de haksızlıktır. Üstelik bugünün tembelliğini gizleme çabasıdır. Sorun, Gazali'nin 900 yıl önce yazdığı kitaplar değildir, aziz kardeşim. Asıl sorun, bizim bugün yeni bir Gazali, yeni bir İbn Rüşd, yeni bir Ali Kuşçu çıkaracak entelektüel ve ekonomik zemini kuramayışımızdır.

Unutmamalıyız ki, bir medeniyet bir insanın fikirleriyle çökmez. Fakat kendi çöküşünü yalnızca bir insan bağlamaya başladığında, yeniden ayağa kalkma iradesini de kaybeder.

Ek: Gazali’nin “Felâsife’yi Tekfir” Ettiği Üç Ana Tez

Gazali’yi bütünüyle temize çıkarmaya çalışmak, onu bütün günahların faili ilan etmek kadar yanlıştır. Tehâfüt’ün ve özellikle üç meselede verilen tekfir hükmünün felsefî düşüncenin kamusal meşruiyeti üzerinde hiçbir tesir bırakmadığı söylenemez. Fakat tesir başka, cinayet başkadır. Gazali, felsefeyi ortadan kaldırmamış, onun bazı kavramlarını kelâmın içine taşırken metafiziğin bazı alanlarına dini sınırlar çekmiştir. Karşımızda felsefeyi öldüren kaba bir düşman değil, felsefeyle boğuşurken düşünce geleneğinin istikametini değiştiren güçlü ve çelişkili bir alim vardır.

O, “Tehâfütü’l-Felâsife” (Filozofların Tutarsızlığı) adlı eserinde özellikle İbn Sînâ ve Fârâbî gibi İslam filozoflarını hedef alır. Ama her fikirleri için de onlara “kâfir” demez. Yukarıda da belirttiğimiz gibi, sadece üç mesele vardır ki, “bu konularda söyledikleri küfürdür” der. İşte o meşhur üç madde şudur:

1. Evrenin ezelîliği: Filozoflar evrenin zaman olarak bir başlangıcı olmadığını, Allah’la birlikte hep var olduğunu savunuyordu. Gazali ise bunun "yaratılış" fikrini ve Allah’ın mutlak iradesini zedelediğini söyledi. İslam inancının "yoktan var etme" ilkesi açısından Gazali’nin bu çıkışı kendi içinde son derece tutarlıydı (Tam bu noktada bir parantez açıp Gazali’nin “Kur’an’ın “mahluk olup olmadığı” konusundaki görüşünü de belirtmek gerekiyor. Çünkü Gazali’nin bu konuya bulduğu orijinal çözüm, aslında “evrenin ezeliliği” konusundaki görüşüyle paralellik arz eder. Gazali bu konuda der ki: Kur'an, Allah'ın zatındaki o ezeli ve zamansız "mana" (Kelâm-ı Nefsî) yönüyle mahluk değildir. Ancak o ezeli mananın insanlığa indirilmiş, Arapça harflere, sese, kağıda ve mürekkebe bürünmüş hali (Kelâm-ı Lâfzî) yönüyle mahluktur. Yani Gazali, evrenin ezeliliğini reddederken "zaman ve mekan içindeki her şey yaratılmıştır" derken burada da aslında aynı şeyi söylüyordu. O, Kur'an'ın lafzını, kağıdını ve sesini de zaman-mekan içine dahil ederek mahluk saymış, ama aynı zamanda onun arkasındaki ilahi kelam sıfatını zamandan soyutlayarak ezeliliğini korumuştur. Gazali böyle bir kavramsal ayrım yaparak bağlı bulunduğu Eşari kelamı çizgisini de açıklığa kavuşturmuştur).

2. Allah’ın cüz’îleri (tekilleri) bilmesi: Filozoflar, Allah'ın bilgisinin değişen somut olaylarla birlikte değişmeyeceğini, O'nun her şeyi tümel (zamansız) bir ilimle bildiğini söylüyordu. Gazali ise buna sert karşı çıktı: "Allah her şeyi, ayağınıza batan çakıl taşını bile o an somut olarak bilir." Aksi bir durumun Allah’ın sınırsız ilmini daraltacağını savundu.

3. Bedensel dirilişin reddi: Filozoflar, ahirette dirilişin sadece ruhsal olacağını iddia ediyordu. Gazali ise bunun Kur’an’daki açık ayetleri ve tasvirleri sembolik diyerek tamamen işlevsiz hale getirmek (tevil etmek) olduğunu belirtti. Eğer her ayet akla uydurulmak için eğilip bükülürse, ortada bağlayıcı bir metin kalmayacağını savundu.

Sonuç olarak Gazali, toplamda yirmi meselede filozofları eleştirmiş ama sadece bu üç mesele için tekfir etmiştir. Diğerleri için “büyük yanlış”, “bidat”, “sapma” der ama kafir saymaz. Kaldı ki tekfir ilan ettiği üç meselede de, en azından kendi bakış açısına göre, son derece tutarlıdır.

Yorumunuz için teşekkürler, en kısa sürede gözden geçirilip yayınlanacaktır

Trabzon Günebakış’ın temel yayın politikası Trabzon’a özgü, sahadan üretilen haberlerle şehrin nabzını tutmaktır. Muhabirlerimiz, kentin gündemini birebir takip ederek yerel gelişmeleri, insan hikâyelerini ve bölgeye özgü olayları okurlarımıza ulaştırır. Bunun yanı sıra gün içinde zaman zaman dış kaynaklardan alınan haberler de editörlerimiz tarafından Trabzon’a özgü ayrıntılar, yerel gözlemler, uzman görüşleri ve saha bilgileriyle zenginleştirilir. Bu yaklaşım sayesinde haberlerimiz benzerlerinden ayrışan, benzersiz, özgün ve doyurucu bir içerik niteliği kazanır. Trabzon Günebakış, okurlarına yalnızca haber değil; analiz, bağlam ve değer sunmayı ilke edinmiştir.

Trabzon Günebakış’ın temel yayın politikası Trabzon’a özgü, sahadan üretilen haberlerle şehrin nabzını tutmaktır. Muhabirlerimiz, kentin gündemini birebir takip ederek yerel gelişmeleri, insan hikâyelerini ve bölgeye özgü olayları okurlarımıza ulaştırır. Bunun yanı sıra gün içinde zaman zaman dış kaynaklardan alınan haberler de editörlerimiz tarafından Trabzon’a özgü ayrıntılar, yerel gözlemler, uzman görüşleri ve saha bilgileriyle zenginleştirilir. Bu yaklaşım sayesinde haberlerimiz benzerlerinden ayrışan, benzersiz, özgün ve doyurucu bir içerik niteliği kazanır. Trabzon Günebakış, okurlarına yalnızca haber değil; analiz, bağlam ve değer sunmayı ilke edinmiştir.

Kaynaklar: gunebakis.com.tr
Haber metni ve görseller gunebakis.com.tr sitesine aittir; tam içerik kaynak sitede yayınlanır.
Haber Künyesi
Kategori: Asayiş · Bölge: Trabzon/Tonya
Yayın: 17 Eylül 2026 06:09 · Kaynak: gunebakis.com.tr
Kaynağı Oku ↗
Paylaş: X WhatsApp