DEM Parti’den Adalet Bakanlığı önünde 4 Kasım açıklaması: Siyasi tutukluluklara son verilsin
- DEM Parti Meclis Grubu, 4 Kasım 2016’da eski HDP Eş Genel Başkanları Selahattin Demirtaş ve Figen Yüksekdağ’ın da aralarında bulunduğu milletvekillerinin tutuklanmasının 10’uncu yılında Adalet Bakanlığı önünde basın açıklaması gerçekleştirdi
Türksat: 4A Frekans: 12457,5 Sembol: 30000 Polarizasyon: V(Dikey) FEC: 2/3
DEM Parti Meclis Grubu, eski HDP Eş Genel Başkanları Selahattin Demirtaş ve Figen Yüksekdağ’ın da aralarında bulunduğu siyasetçilerin tutuklanmasının 10’uncu yılında Adalet Bakanlığı önünde açıklama yaptı.
Haber Merkezi Yayınlanma: 5 Kasım 2026 14:42 DEM Parti Meclis Grubu, 4 Kasım 2016’da eski HDP Eş Genel Başkanları Selahattin Demirtaş ve Figen Yüksekdağ’ın da aralarında bulunduğu milletvekillerinin tutuklanmasının 10’uncu yılında Adalet Bakanlığı önünde basın açıklaması gerçekleştirdi.
Açıklamada konuşan DEM Parti Grup Başkanvekili Sezai Temelli, 4 Kasım sürecinin milletvekillerinin dokunulmazlıklarının kaldırılmasıyla başladığını belirterek, Türkiye’de yargı sisteminin bu tarihten itibaren yaşadığı dönüşüme dikkat çekti. Temelli, Kobani davasındaki yargılamaları, Anayasa Mahkemesi (AYM) ve Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM) kararlarının uygulanmamasını ve İmralı’daki tecrit koşullarını gündeme getirdi.
DEM Parti Grup Başkanvekili Gülistan Kılıç Koçyiğit de konuşmasında, ekonomik kaynakları zarara uğratan kişilere yönelik yargı uygulamaları ile siyasi faaliyetleri nedeniyle cezaevinde tutulan siyasetçilere yönelik uygulamaları karşılaştırdı.
Temelli: 4 Kasım süreci dokunulmazlıkların kaldırılmasıyla başladı
Temelli, 4 Kasım 2016’da başlayan gözaltı ve tutuklama süreciyle birlikte Türkiye’de adalet ve yargı sisteminin çöküşünün yaşandığını belirterek, aradan geçen 10 yılda aynı anlayışın sonuçlarının ülkenin tamamında hissedildiğini ifade etti.
Yargı sisteminin ürettiği hukuksuzlukların ülkeyi adaletsizlikle karşı karşıya bıraktığını dile getiren Temelli, bu sürecin sona erdirilmesi gerektiğini vurguladı.
Adalet Bakanlığı’nın önümüzdeki dönemdeki öncelikli görevinin ülkedeki adaletsizlikleri ortadan kaldırmak olması gerektiğini kaydeden Temelli, mahkemelerin bağımsız ve tarafsız yargı anlayışından uzaklaşarak hukuksuzluk üreten kararlarla ülkeyi bir çöküşe sürüklediğini söyledi.
“Kobani davası bu kötülüğü en iyi açıklayan dava”
Kobani davasına da değinen Temelli, davayı 4 Kasım sürecinin sonuçlarını ortaya koyan örneklerden biri olarak değerlendirdi. Davanın iddianamesinde somut delil bulunmadığını belirten Temelli, eski HDP eş genel başkanları ve çok sayıda siyasetçinin 10 yıldır cezaevinde tutulduğuna dikkat çekti.
Mahkemelerin hukuk kurallarını, Anayasa’yı ve AİHM kararlarını tanımadığını ifade eden Temelli, bu yaklaşımın adaletsizliği yaygınlaştırdığını söyledi.
Adalet Bakanlığı’na seslenen Temelli, Bakanlığın aynı zamanda Hâkimler ve Savcılar Kurulu (HSK) Başkanlığı görevini de yürüttüğünü hatırlattı. Yargının etik kurallarını belirleyen bir makamın, AYM kararlarını uygulamayan mahkemeler karşısında sessiz kalamayacağını belirten Temelli, bunun hukuk devletinin yok sayılması anlamına geldiğini kaydetti.
AİHM kararlarına rağmen Selahattin Demirtaş ve Figen Yüksekdağ’ın cezaevinde tutulmaya devam edildiğini belirten Temelli, Ayşe Gökkan ve Leyla Güven gibi siyasetçilerin de Kobani davasıyla sınırlı olmayan bir yargı sürecinin içinde bulunduğunu söyledi.
Siyasi tutukluluğun bulunduğu bir ülkede siyasetin özgürlüğünden söz edilemeyeceğini dile getiren Temelli, siyasi tutuklulukların sona erdirilmesini istedi. Temelli, bu tür bir adaletsizliğin kabul edilemeyeceğini belirterek Adalet Bakanlığı önünden yaptığı çağrıyı yineledi.
“İmralı’nın kapıları açılmalı, müzakere demokratikleştirilmeli”
Türkiye’nin 27 yıldır İmralı’daki tecrit düzeninin etkisi altında bulunduğunu söyleyen Temelli, 2016’da yaşanan siyasi darbenin de bu anlayışa dayandığını ifade etti. İstisnai hukuk uygulamalarıyla bugünkü tabloya gelindiğini belirten Temelli, içinden geçilen sürecin geçmişte yaşanan sorunlarla yüzleşmek ve bunları ortadan kaldırmak için önemli bir fırsat sunduğunu kaydetti.
Barış Anneleri’nin Kurtuluş Parkı’nda nöbet tuttuğunu, siyasi partilerle görüşmeler gerçekleştirdiğini ve çeşitli açıklamalar yaptığını aktaran Temelli, Meclis Başkanı ve Adalet Bakanı ile yapılan görüşmelerde önemli mesajlar verildiğini söyledi.
Barış Anneleri’nin barış sürecinin hayata geçirilmesi ve tıkanan yolların açılması için Ankara’dan çağrıda bulunduğunu belirten Temelli, annelerin 4 Kasım 2016’da başlayan darbe sürecinin ve bu süreci besleyen mekanizmanın sona ermesini istediğini aktardı.
Temelli, Barış Anneleri’nin Adalet Bakanlığı’na gerçekleştirdikleri ziyarette İmralı’ya giderek Abdullah Öcalan ile görüşmek istediklerini de dile getirdiklerini hatırlattı.
DEM Parti olarak kendilerinin de bu görüşmelerin yapılmasını istediğini belirten Temelli, İmralı’ya gitmek ve görüşmek için verilmiş binlerce dilekçenin hâlâ bekletildiğini söyledi. İmralı’nın kapılarının tamamen açılması gerektiğini vurgulayan Temelli, Abdullah Öcalan’ın sürecin asıl aktörü, başmüzakerecisi ve temel muhatabı olduğunu ifade etti.
Ortada bir müzakere süreci varsa bunun demokratikleştirilmesi gerektiğini belirten Temelli, Öcalan’ın yaşam ve çalışma koşullarının özgürleştirilmesinin önemine dikkat çekti. Sürecin ancak demokratik bir müzakere zemini üzerinde sağlıklı biçimde ilerleyebileceğini kaydeden Temelli, böyle bir zeminin oluşturulmasının daha önce sıraladığı sorunların çözümüne de katkı sağlayacağını söyledi.
Temelli, Adalet Bakanlığı’na başvurarak İmralı’ya gitmek için verilen dilekçelerin işleme konulmasını istedi. Barış Anneleri’nin yanı sıra siyasetçilerin, akademisyenlerin, gazetecilerin ve toplumun bu meseleyle ilgilenen bütün kesimlerinin müzakere sürecinin parçası olabilmesi gerektiğini dile getirdi.
Gülistan Kılıç Koçyiğit: “Siyaset yapanlar cezaevinde, ekonomik kaynakları götürenler dışarıda”
DEM Parti Grup Başkanvekili Gülistan Kılıç Koçyiğit de açıklamada yaptığı konuşmada, ekonomik kaynakların zarara uğratılmasıyla sonuçlanan olaylar karşısında yargının tutumuna ve siyasi faaliyetleri nedeniyle cezaevinde bulunan siyasetçilere yönelik uygulamalara dikkat çekti.
Türkiye’nin öz kaynaklarının ve enflasyon karşısında birikimlerinin erimesini istemeyen yurttaşların paralarını yatırdığı fonların büyük miktarda zarara uğratıldığı olaylarda sorumlulara yönelik yeterli işlem yapılmadığını belirten Koçyiğit, bu kişilerin doğru dürüst ifadelerinin dahi alınmadığını söyledi.
Ekonomik kaynakları zarara uğratan kişilerin korunduğunu ve yargı ile siyasetin bu kişilere yönelik süreçleri engellemeye çalıştığını ifade eden Koçyiğit, buna karşılık daha özgür, eşit ve demokratik bir ülkede yaşamak için mücadele eden siyasetçilerin cezaevinde tutulmaya devam edildiğini kaydetti.
Koçyiğit, Selahattin Demirtaş, Figen Yüksekdağ ve Ayşe Gökkan’ın yanı sıra halkın oylarıyla seçilen milletvekili Can Atalay’ın cezaevinde tutulmasına karşılık, fonlardaki milyonlarca liranın kaybolmasıyla bağlantılı olarak gündeme gelen AKP’nin eski bakanları, genel başkan yardımcıları ve üst düzey bürokratların sokakta serbestçe dolaşabildiğini söyledi.
Bu tablo üzerinden yargı uygulamalarındaki farklılığa dikkat çeken Koçyiğit, böyle bir sistemde halkın sürece güven duymasının nasıl sağlanabileceğini sordu.
Konuşmasında ülkedeki yargı ve siyaset anlayışını da eleştiren Koçyiğit, konuşan, yazan, çizen ve düşüncelerini açıklayan kişilerin cezaevine konulduğunu, buna karşılık ülkenin ekonomisine, toplumsal yapısına, adaletine ve hukuk düzenine uzun yıllar boyunca zarar veren uygulamaların sürdüğünü belirtti.
Gülistan Kılıç Koçyiğit, bu anlayışı kabul etmediklerini ifade ederek konuşmasını tamamladı.
İlke TV'yi, Google'da tercih edilen kaynak olarak ekleyin İlke TV’nin özel haberlerini ve güncel gelişmeleri anında takip etmek için tıklayarak WhatsApp kanalımıza abone olabilirsiniz.
Günde en fazla 3 kritik gelişme. Bildirim kirliliği yok, anında bilgi.
Kategori: Siyaset
Yayın: 05 Kasım 2026 11:50 · Kaynak: ilketv.com.tr, habersunum.com