Abdullah Güler’den 1993 Yılı Döneminin İktidarına: Hesap Versinler
Sivas Bilim ve Teknoloji Üniversitesi’nde 2026-2027 Akademik Yılı Açılış Programı’nda konuşan TBMM AK Parti Grup Başkanı Abdullah Güler, “İlk Ders: Terörsüz Türkiye” başlıklı açılış dersinde 1993 yılında yaşanan olayları gündeme getirdi. Madımak ve Başbağlar olaylarına değinen Güler, dönemin siyasi iktidarını eleştirerek, “Bugün bana Sivas’la ilgili akıl veriyorlar. O dönemde kimler vardı iktidarda? Bir hesap versinler” dedi.
Sivas Bilim ve Teknoloji Üniversitesi’nde (SBTÜ) 2026 -2027 Akademik Yılı Açılış Programı ve Toprak Analiz Laboratuvarı’nın açılışı gerçekleştirildi. Program kapsamında TBMM AK Parti Grup Başkan ı Abdullah Güler, “İlk Ders: Terörsüz Türkiye” başlıklı açılış dersini verdi.
Konuşmasında Türkiye’nin yakın tarihindeki olaylara değinen Güler, özellikle 1993 yılında yaşanan gelişmeler üzerinden Sivas’ın toplumsal hafızasına ilişkin değerlendirmelerde bulundu. Uğur Mumcu suikastı, Adnan Kahveci ve Eşref Bitlis’in hayatını kaybettiği olaylar, Turgut Özal’ın ölümü, 33 askerin şehit edilmesi, Madımak ve Başbağlar olaylarını aynı dönem içerisinde ele alan Güler, bu gelişmelerin Türkiye’nin toplumsal barışına etkilerine dikkat çekti.
“Koca şehir bir boşluğa itildi, ateşe atıldı ve birileri de seyretti” Sivas’ta yaşanan Madımak olayına ilişkin açıklamalarda bulunan Güler, geçmişte kentin toplumsal huzurunu hedef alan saldırılar gerçekleştirildiğini savundu.
Güler, konuşmasında şu ifadeleri kullandı: “Bu kadim şehre geçmişte de çok büyük saldırılar yapıldı. Kardeşliğimize, toplumsal huzurumuza zarar veren, kardeşliğimizi bu manada zedeleyen çok büyük saldırılar yapıldı. Şimdi 2 Temmuz Madımak Olayı diyoruz, değil mi?
Sene 1993. Biz bazen 2 Temmuz’u hatırlıyoruz ama 1993 yılında Türkiye’ye hangi ameliyatlar yapılmış, hangi saldırılar düzenlenmiş, bir bakalım. 1993 yılını kısaca özetleyelim. Ocağın ilk haftasında, Akdeniz açıklarında, Kıbrıs açıklarında Lucky isimli bir gemide 15 ton uyuşturucu yakalanıyor.
Türkiye’ye geliyor. Herhalde birçok gündemle meşgul edildi. Tam bunları konuşurken, uzun zamandır malum terör örgütüyle uluslararası istihbarat yapılanmalarının uyuşturucu, insan kaçakçılığı, silah kaçakçılığı, organ kaçakçılığı ve sigara kaçakçılığı faaliyetleri üzerine ciddi yazılar yazan Cumhuriyet Gazetesi başyazarı merhum Uğur Mumcu, evinin önünde bombalı saldırıyla öldürüldü.
Ocağın üçüncü haftası, olayların sıcaklığı devam ederken Türkiye’nin her yerinde yürüyüşler yapıldı. Neler söylendiğini hatırlayın. Söylenmeyen neler kaldı? Yaklaşık 15 gün sonra, maliye ve ekonomi politikalarımıza çok ciddi katkılar sağlamış, yol göstermiş büyük devlet adamı, o zamanki Maliye Bakanımız Adnan Kahveci, eşi ve çocuğuyla beraber Ankara’da, Düzce otobanında, plakayla ilgili bir yanlışlık olduğu, trafik işaretlerinin yanlış konumlandırıldığı gibi çeşitli iddialarla bir kamyonun altında kaldı ve eşiyle çocuğuyla beraber hayatını kaybetti.
Şubatın hemen başında, 15 gün geçmeden, yine o dönemlerde çok ciddi operasyonlar hazırlayan, Irak’ın kuzeyindeki büyük operasyonun planlamasını yapan Jandarma Genel Komutanımız Eşref Bitlis’in de içinde bulunduğu üst düzey komutanları taşıyan uçak, Etimesgut Havalimanı’ndan havalandıktan kısa bir süre sonra Ankara semalarında düştü. Şehit oldular.
15 gün içinde Uğur Mumcu, Adnan Kahveci, Eşref Bitlis… Bakın, bunlar çok fazla bilinmez. Mart ayında İstanbul’da, Bayrampaşa Cezaevi’nde, Kartal’da ve Bahçelievler’de üst düzey terör örgütü mensuplarının karıştığı olaylar yaşandı.
Bazı kişiler kaçırıldı, bazıları öldürüldü. Sonunda, bugün ülkemizin de baş belası olan DHKP-C dediğimiz terör örgütünün üst düzey elemanları 1993 yılının mart ayında Almanya ve Hollanda’ya kaçırıldı. Dışarıda ülkeye zarar vermek için faaliyetlerini sürdürdüler.
1993 yılının nisan ayına geldik. 17 Nisan’da Cumhurbaşkanımız Turgut Özal, sabah evinde spor yaparken düştü. Şimdi bile tartışıyoruz; zehirlendi mi, öldürüldü mü? Öldürüldü arkadaşlar. Fazla zaman geçmedi. Mayıs ayında Elazığ-Bingöl kara yolunda, sivil otobüslerle seyahat eden askerlerimizden 33 tanesi, yiğidimiz, canımız Mehmetçiğimiz PKK unsurları tarafından şehit edildi.
Haziran ayında arkadaşlar, o zamanki Meclis’te temsil edilen DP hakkında kapatma davası açıldı. Büyük bir kaos içerisinde ocak, şubat, mart, nisan, mayıs ve haziran aylarına geldik. Temmuza gelince hesap bitti mi? Kadim şehrimize büyük bir operasyon düzenlendi: 2 Temmuz Madımak Olayı.
O günleri yaşayanlar biliyor. Ben o günlerde Sivas’ta değildim. Üniversite sınavlarımız için İstanbul’daydık. O günlerde yaşanan olaylara ilişkin görüntüleri hepiniz görüyorsunuz. O günün valisinin, emniyet müdürünün ve jandarma komutanının neler yaptığını görüyorsunuz.
Koca şehir bir boşluğa itildi, ateşe atıldı ve birileri de seyretti. Fazla zaman geçmedi, Başbağlar… Yine birileri o şehri ateşe attı. Ne adına? Ne adına olduğunu biliyoruz: Toplumsal barışı bozmak, toplumsal huzuru yok etmek.
Bu ülkenin mayası, bu ülkenin gerçekten hayatta duran direği olan Sivas gibi şehirler böyledir. Şehri ateşe attılar ve birileri de seyretti, alkış tuttu. Hangi iktidar vardı arkadaşlar? Kim vardı iktidarda arkadaşlar? Utanmadan, sıkılmadan bize akıl veriyorlar arkadaşlar.
Ey Sivas! Keşke hafızamız bir gün ortaya çıksa. Bugün bana Sivas’la ilgili akıl veriyorlar. O dönemde kimler vardı iktidarda? Bir hesap versinler. Bu ülkenin gençlerine, bu ülkenin evlatlarına neler yaptılar? Seyrettiler.
Belki de keyif aldılar. Biz artık bunlara izin vermeyeceğiz. Asla izin vermeyeceğiz. Artık geçti o günler. Türkiye, üzerinde her türlü operasyonun yapılabildiği küçük bir ülke değil. Asla! Bakın, önümüzdeki ay COP31’i yapacağız.
194 ülkeden tam 120 devlet başkanını, 120 devlet başkanını ve başbakanı Antalya’da ağırlayacağız. Temmuz ayında NATO Zirvesi’ni yaptık, değil mi? Bütün devlet başkanlarını ağırladık. Artık dünyanın gözü Türkiye’de. Türkiye ne diyor, Türkiye’nin lideri ne diyor, merak ediyorlar.”
“Türkiye’nin toplumsal huzurunu bozmak istediler” Güler, Madımak ve Başbağlar olaylarını toplumsal barışı ve huzuru bozmayı amaçlayan gelişmeler olarak değerlendirdi. Türkiye’nin geçmişte farklı dönemlerde çeşitli saldırılarla karşı karşıya kaldığını savunan Güler, ülkenin bu tür girişimlere karşı daha güçlü bir konumda olduğunu ifade etti.
Konuşmasının sonunda Türkiye’nin uluslararası alandaki konumuna da değinen Güler, yaklaşan COP31 toplantısı ve NATO Zirvesi üzerinden Türkiye’nin dünya gündemindeki yerine ilişkin değerlendirmelerde bulundu. Abdullah Güler’in Sivas’taki konuşması, 1993 yılında yaşanan olaylar ve dönemin siyasi sorumluluğuna ilişkin açıklamalarıyla öne çıktı.
Kategori: Eğitim
Yayın: 26 Ekim 2026 12:48 · Kaynak: haberoptimum.com