Avrupa’nın hasta adamı
Fransa, Avrupa’nın hasta adamına dönüşüyor. Bir zamanlar sanayisiyle, güçlü sosyal devletiyle ve bağımsız dış politika geleneğiyle öne çıkan ülke, bugün borç batağı, ekonomik durgunluk, siyasi istikrarsızlık ve toplumsal öfkeyle boğuşuyor.
Ancak hastalık yalnızca Fransa’nın değil, bütün Avrupa’nın. Fransa’nın ateşinin yükseldiğini ve rahatsızlığının kronik bir hastalığa dönüşeceğini defalarca yazdık. Bugün bu hastalık bulaşıcı bir hal aldı ve Avrupa’nın diğer ülkelerine de yayılmaya başladı.
The Washington Post da aynı belirlemede bulunmuş:“Sıra Fransa’da! Avrupa’nın hasta adamı artık Fransa. Ülke, fahiş sosyal harcamalar, uçurum gibi bütçe açıkları ve dünyayı havaya uçurma tehdidi oluşturan kamu borcu ile boğuşuyor.
Ülkenin bütçe sorunları, ekonomik çalkantıları tüm Euro bölgesine yayma riski taşıyor.”Fransa’nın kamu borcu 3,6 trilyon avroya yani millî gelirin yüzde 119’una ulaştı. Faiz ödemeleri birçok Bakanlığın bütçesini geçti. 1974’ten bu yana bütçe açıkları hiç kapanmadı.
Hükümet çıkış yolunu kamu harcamalarını kısmakta arıyor. Eğitimden sağlığa, emeklilikten sosyal haklara kadar faturayı yine halk ödüyor. Üstelik sosyal devlet daraltılırken savunma harcamaları artırılıyor. SİSTEM ÇÖKÜYORFransa’nın yaşadığı derin kriz, geçici ekonomik sorunların değil, kırk yıldır uygulanan neoliberal politikaların ve küreselleşmeci ekonomik sistemin sonucudur.
Özelleştirmeler, üretimin işgücünün ucuz olduğu ülkelere taşınması ve fabrikaların kapanması, ülkenin sanayi gücünü aşındırdı. Üretime dayalı ekonomi giderek finans, tüketim ve borçlanmaya bağımlı hale geldi. Sermaye büyürken gelir dağılımı bozuldu, çalışanların alım gücü eridi, sosyal devlet zayıfladı.
Fransa bugün, üretimden uzaklaşan ve toplumsal refahı ikinci plana iten bu ekonomik modelin ağır bedelini ödüyor. Fransa’nın krizini derinleştiren bir başka etken de ABD ve NATO eksenli dış politika. Ukrayna savaşıyla birlikte Rusya’ya uygulanan yaptırımlar, Avrupa’nın ucuz enerji kaynaklarına erişimini zorlaştırdı, üretim maliyetlerini artırdı ve sanayinin rekabet gücünü zayıflattı.
Fransa ve Almanya başta olmak üzere Avrupa, kendi ekonomik çıkarlarıyla Washington’ın stratejik hedefleri arasında sıkıştı. Silahlanmaya ayrılan kaynaklar büyürken sanayi, istihdam ve sosyal harcamalar üzerindeki baskı arttı.
Böylece dış politikadaki bağımlılığın ekonomik ve toplumsal bedeli de ağırlaştı. DE GAULLE’ÜN HATIRLANDIĞI GÜNLERİ YAŞIYORUZOysa Fransa’nın tarihinde farklı bir dış politika geleneği vardı. Cumhurbaşkanı Charles de Gaulle, ABD’nin Avrupa üzerindeki siyasi ve askerî hâkimiyetine karşı çıktı.
Fransa’nın bağımsız karar alma hakkını savundu ve 1966’da ülkesini NATO’nun ABD ağırlığındaki bütünleşik askerî komuta yapısından çıkardı. Washington’a bağımlı olmayan, ulusal egemenliği esas alan bir dış politika izledi.
MERKEZ PARTİLER İFLAS ETTİ HALK UÇLARA YÖNELDİKüreselci neoliberal sistemin partileri halkın desteğini kaybetti. Atlantikçi bu sağ ve “sol” partiler son on yılda seçimlerde ilk üçe bile giremediler. 10 yıldır iktidarda olan Cumhurbaşkanı Macron’un halk desteği yüzde 15’lere geriledi.
Almanya’da Hristiyan Demokrat Başbakan Merz son anketlerde yüzde 20’lerin altında bir desteğe sahip. Diğer taraftan halkın sağ ve sol uçlardaki partilere yöneldiğini görüyoruz. Fransa’da önümüzdeki Cumhurbaşkanlığı seçimlerinde Ulusal Birlik Lideri Marine Le Pen ile Boyun Eğmeyen Fransa Lideri Jean Luc Melenchon’un yarışacağı öngörülüyor.
Aynı şekilde Almanya’da Alternatif Parti AfD’nin ülkenin birinci partisi olma yönünde hızla ilerlediğini görüyoruz. FRANSIZLAR SON 20 YILDIR SÜREKLİ ALANLARDAYDIFransa’da son 20 yılda hükümetler değişti, ancak toplumsal itirazların temel başlıkları büyük ölçüde değişmedi.
2003’te emekliler ve kamu çalışanları, 2005’te banliyö gençliği, 2006’da öğrenciler sokağa çıktı. 2007 ve 2008’de üniversite ve kamu sektörü protestoları, 2009’da ekonomik krize karşı genel grevler, 2010’da sendikaların emeklilik yaşına karşı büyük grevler yapıldı.
2018’de Sarı Yelekliler, 2019-2020’de emeklilik reformuna karşı sendikalar, 2023’te yeniden milyonlarca emekçi ve 2024’te çiftçiler artan üretim maliyetlerine karşı sokaktaydı. 2025’te kemer sıkma politikalarına karşı yeni bir hareket doğdu ve 2026 Eylül’ünde önce liseliler, sonra üniversite öğrencileri eğitimin ve okullarının ihtiyaçları için eylemlere başladı.
Ardından işçi ve öğretmen sendikaları ve ebeveynler gençlere destek için sokağa çıktı. 17 Ekim’den bu yana da Sarı Yelekliler alanlarda. Son 20 yıldır neredeyse her yıl kitlesel eylemler yaşandı. Bu süreklilik, Fransa’daki krizin tek bir hükümetin yönetim sorunundan daha geniş, yapısal bir ekonomik ve toplumsal boyutu olduğunu gösteriyor.
Fransa’nın hastalığı sadece borçtan ibaret değil, üretimden uzaklaşan ekonominin, zayıflayan sosyal devletin ve bağımsızlığını sınırlayan siyasi tercihlerin ortak sonucudur.
Kategori: Sağlık
Yayın: 25 Ekim 2026 21:06 · Kaynak: aydinlik.com.tr