Bir Yolculuk, İki Dost, Binlerce Kilometre Ve Tebriz'de Gözyaşlarına Dönüşen Bir Kardeşlik HikÂyesi
- Bazen bir yolculuğa katılamazsınız ama gönlünüz o yolculuğun her durağında, her sokağında, her hatırasında sizinle birlikte yürür
- Bazen bir telefon ekranından gördüğünüz bir şehir, hiç gitmediğiniz hâlde hafızanızda unutulmaz bir yer edinir
Bazen bir yolculuğa katılamazsınız ama gönlünüz o yolculuğun her durağında, her sokağında, her hatırasında sizinle birlikte yürür. Bazen bir telefon ekranından gördüğünüz bir şehir, hiç gitmediğiniz hâlde hafızanızda unutulmaz bir yer edinir.
Bazen de binlerce kilometre öteden gelen bir insanın gözyaşları, bütün mesafeleri ortadan kaldırır.
İnsan hiç tanımadığı bir coğrafyaya neden gider? Bir koli defter, birkaç kalem, bir parça kıyafet ve okul malzemesi için binlerce kilometrelik yolu neden göze alır? Üstelik karşılığında hiçbir beklentisi yoksa...
İşte bu soruların cevabı, Mehmet Güleç ve Mahir Akgül'ün İran yolculuğunda saklı.
Dünyanın savaşlarla, acılarla, bombalarla ve masum insanların kayıplarıyla sarsıldığı bir dönemden geçiyoruz. Minab'da 167 masum çocuğun hayatını kaybettiği okul saldırısının acısı hâlâ yüreğimizdeyken, Elazığ'dan iki güzel insan kendi imkânlarıyla harekete geçiyor. İş insanı Mehmet Güleç ve emekli öğretmen, Mahir Akgül...
Hazırladıkları kıyafetleri, defterleri, kalemleri ve çeşitli okul malzemelerini alarak İran'a doğru yola çıkıyorlar.
Ama bu hikâyenin benim açımdan da ayrı bir tarafı var.
Peki, ben bu yolculuğun neresindeyim?
Aslında ben de bu gezi programının içerisinde yer alacaktım. Hazırlıkları birlikte yaptığımız, heyecanını paylaştığımız bu yolculuğa katılmayı gerçekten çok istiyordum. Ancak son anda Elazığ'da bir hastamızın yoğun bakıma alınması nedeniyle programdan ayrılmak zorunda kaldım.
İnsan bazen gönlünden geçenle hayatın karşısına çıkardığı sorumluluklar arasında kalıyor. Ben de bu güzel yolculuğa katılamamanın üzüntüsünü yaşadım. Fakat Mehmet Güleç abim, bu konuda da çok güzel bir dostluk örneği gösterdi.
Nasıl mı?------İran'da gezdiği tarihî mekânları, konakladıkları yerleri, yürüdüğü çarşıları, pazarları, gördüğü güzellikleri görüntülü aramalarla benimle paylaştı. Adeta binlerce kilometrelik mesafeyi ortadan kaldırdı. Ben de Elazığ'dan, telefon ekranından Tebriz'in sokaklarını, tarihî mekânlarını ve yaşadıkları güzel anları izleme fırsatı buldum.
Sadece gezdiklerini göstermekle kalmadı, beni de o yolculuğun bir parçası hâline getirdi. Bu ince düşüncesi için Mehmet Güleç abime ayrıca teşekkür ediyorum. Çünkü dostluk, sadece aynı yolda yürümek değil, yürüdüğünüz yolun güzelliklerini de dostunuzla paylaşabilmektir.
Şimdi gelelim bu yolculuğun asıl hikâyesine...
İlk durak; Yardımın ulaşamadığı yerde insanlığın kapısını çalmak..!
Arkadaşlarımız İran'a hazırladıkları yardımları ulaştırmak istiyor. Ancak savaş şartları nedeniyle ülkenin dışarıdan yardım kabul edemediği kendilerine bildiriliyor. Bunun üzerine yardımları Muş'un Sungu ilçesinde, Mehmet Güleç'in arkadaşı Belediye Başkanı Turan Sayılgan'a teslim ederek bölgedeki okullara ulaştırılmasını sağlıyorlar.
Peki, yardım kolileri teslim edildiğinde yolculuk bitiyor mu?
Hayır..!Asıl unutulmayacak hatıralar bundan sonra başlıyor. Tebriz, İsfahan, Şiraz ve Zencan...
Dört şehir, birbirinden farklı tarihî güzellikler, tanışılan insanlar ve kurulan dostluklar...
Bir mescitte kılınan namaz, nasıl oluyor da iki ülke arasında gönül köprüsüne dönüşüyor?
Tebriz'de bir restoranın mescidinde namaz kılan iki kıymetli abim, namaz sonrasında Asgar Halilpur Nehr ile tanışıyor.
Sohbet ilerliyor; İki Türk misafirin çocuklara yardım etmek amacıyla kendi imkânlarıyla yola çıktığını öğrenen Nehr, bu davranıştan büyük memnuniyet duyuyor. Üstelik kendisi Tebriz Vali Yardımcısı
Sohbet sırasında kalemi ve kâğıdı eline alıyor. Cumhurbaşkanımız Recep Tayyip Erdoğan'a hitaben dokuz sayfalık bir mektup kaleme alıyor.
Dokuz sayfa...!Türkiye'ye, Türk milletine ve Elazığ'a yönelik dostluk mesajlarıyla dolu bir mektup. Bir düşünün; bir mescitte başlayan tanışıklık, kısa sürede böylesine anlamlı bir mektuba dönüşüyor. Tebrizli iş insanı Cemal Seyyid Resuli de bu buluşmadan duyduğu memnuniyeti dile getiriyor. Türkiye ve İran halklarının birbirine daha fazla yakınlaşması gerektiğini vurguluyor.
İnsan ister istemez düşünüyor: Demek ki bazen bir insanın samimiyeti, hiç tanımadığı başka bir insanın ülkesine karşı duyduğu sevgiyi ve yakınlığı güçlendirebiliyor.
Peki, bu dostluğun gerçek büyüklüğü ne zaman ortaya çıkıyor.?Türkiye'ye dönüşlerinden sonra...
++++Mehmet Güleç ve Mahir Akgül, Fırat TV'de Furkan Dilaver'in konuğu oluyor. İran'da yaşadıklarını, karşılaştıkları insanları, kurdukları dostlukları ve gördükleri tarihî güzellikleri anlatıyorlar.
Programa Tebriz'den Cemal Seyyid Resuli de telefonla bağlanıyor. Ancak programı Tebriz'den takip eden Asgar Halilpur Nehr'in yaşayacağı duygu, bu hikâyenin en unutulmaz anına dönüşüyor.
Bir insan neden televizyon programını izledikten sonra evinden çıkıp bir parka gider?
Çünkü bazen insanın içinde biriken duyguları anlatabilmesi için sessizliğe ihtiyacı vardır.
Asgar Halilpur Nehr de evinden çıkıyor, bir parka gidiyor, bir banka oturuyor ve 18 dakika süren bir ses kaydı hazırlıyor. Azeri Türkçesiyle konuşuyor. Anlatıyor, duygulanıyor, gözyaşlarını tutamıyor...
Bu kayıt sıradan bir teşekkür mesajı değil. İki Türk misafirin davranışlarından duyduğu memnuniyetin, kurulan dostluğun ve insanlığın ortak değerlerine duyduğu bağlılığın yürekten ifadesi.
Ben de bu 18 dakikalık ses kaydını İran gezisi sonrası Güleç Otomotiv de cuma günü namaz sonrası kurufasulye günü dinlediğimde gerçekten çok etkilendim.
Bir tarafta Elazığ'dan kalkıp İran'a giden iki kıymetli abim, diğer tarafta Tebriz'de bir parkın bankında oturarak gözyaşları içerisinde duygularını anlatan bir insan. Aralarında binlerce kilometre var ama gönülleri birbirine çok yakın. İşte kardeşlik dediğimiz şey tam da budur.
Peki, Mehmet Güleç ve Mahir Akgül bu yolculukta neyi başardılar?
Belki savaşın sesini susturamadılar. Belki bombaların düştüğü yerlerde hayatı yeniden kuramadılar. Belki bütün çocukların acısını dindiremediler. Ama bir şeyi başardılar. İnsanlara yalnız olmadıklarını hissettirdiler.
Gittikleri yerde Türkiye'yi ve Elazığ'ı güzel temsil ettiler. İnsanımızın misafirperverliğini, samimiyetini, yardımseverliğini ve kardeşlik anlayışını gösterdiler. Bence bu yolculuğun en büyük kazanımı da budur.
Çünkü ülkemizi temsil etmek sadece makam sahibi olmakla, protokol toplantılarına katılmakla veya kürsülerden konuşmakla olmaz. Bazen iki insanın davranışı, yüzlerce konuşmadan daha kalıcı iz bırakır.
Mehmet Güleç ve Mahir Akgül Hocam, sizler bu anlamda çok kıymetli bir iş yaptınız.
Ben de bu yolculuğun içerisinde bulunmayı çok istemiştim. Son anda yaşanan sağlık durumu nedeniyle katılamadım. Ancak Mehmet Güleç abimin görüntülü aramalarla beni bu güzelliklere ortak etmesi, benim için ayrıca unutulmayacak bir hatıra oldu.
İnşallah en kısa zamanda Mehmet Güleç abimle yeniden bir gezi programı hazırlayacağız. Bu kez ben de aralarında olmayı, İran'ın tarihî şehirlerini yerinde görmeyi, orada kurulan dostlukları yakından tanımayı ve yeni gönül köprülerine katkı sunmayı arzu ediyorum.
Çünkü bazı yolculuklar ertelenir ama gönüldeki niyet yarım kalmaz. Yazımı, Asgar Halilpur Nehr'in mektubunda yer alan ve bütün bu hikâyeyi özetleyen o anlamlı cümleyle bitirmek istiyorum:
Ne olur, sınırlar kalplerimizin arasına mesafe koymasın."
Ne güzel bir söz...Bir koli defter, bir kalem, bir görüntülü telefon görüşmesi, dokuz sayfalık bir mektup ve 18 dakikalık gözyaşı...
Bazen bir milletin dostluğunu anlatmak için bunlar yeter de artar bile.
Teşekkürler Mehmet Güleç abim... Teşekkürler Mahir Akgül Hocam...
İyi ki bu yolculuğa çıktınız. İyi ki Elazığ'ı ve Türkiye'yi böylesine güzel temsil ettiniz. İyi ki gittiğiniz yerde güzel dostluklar kurdunuz. Sizlere sadece bir gezi için değil, insanlığın ve kardeşliğin gereğini yerine getirdiğiniz için teşekkür ediyorum.
Çünkü bazı insanlar gittikleri yerden sadece fotoğraf ve hatıra getirir. Bazı insanlar ise gittikleri yerde gönüller kazanır, ülkeler arasında köprüler kurar ve arkalarında unutulmayacak hikâyeler bırakır. Sizler ikinci gruptasınız.
İnsan bazen bir şehre gitmeden de orayı sevebilir. Bazen hiç tanımadığı bir insanın gözyaşında kendini bulabilir. Bazen de iki dostunun yolculuğuyla kendi gönül yolculuğunu yaşayabilir.
Kardeşlik, aynı dili konuşmak değil; aynı acıda üzülmek, aynı iyilikte buluşmak ve birbirinin gönlünde yer edinebilmektir.
Günde en fazla 3 kritik gelişme. Bildirim kirliliği yok, anında bilgi.
Kategori: Hava
Yayın: 04 Kasım 2026 07:41 · Kaynak: elazighaberkent.com