Bu senaryoyu biz daha önce gördük!
- Karasu Belediye Başkanı İshak Sarı’nın Sakarya Valisi Rahmi Doğan hakkında yaptığı uzun açıklamayı baştan sona okudum
- Yıllardır hukuk mesleğinin içinde bulunan, bu şehrin meselelerini yakından takip eden bir hukukçu olarak söylemeliyim ki açıklamayı hayretle, hatta endişeyle karşıladım
Yıllardır hukuk mesleğinin içinde bulunan, bu şehrin meselelerini yakından takip eden bir hukukçu olarak söylemeliyim ki açıklamayı hayretle, hatta endişeyle karşıladım.
Ben yıllarca bu şehirde siyaset yaptım. Doğru Yol Partisi'nin Sakarya Merkez İlçe Başkanlığı görevini yürüttüm. Sakaryaspor’da başkanlık yaptım. Siyasetin, sporun ve hukuk dünyasının içinde bulundum.
Bu süreçlerde pek çok bakanla, valiyle, belediye başkanıyla, milletvekiliyle ve kamu görevlisiyle çalışma imkânım oldu. Zaman zaman anlaşamadığımız, farklı düşündüğümüz, hatta ciddi tartışmalar yaşadığımız da oldu.
Devlet yönetiminde bunlar olur. Herkesin her konuda aynı düşünmesini bekleyemezsiniz.
Ama bir şeyi hiç unutmadık.
Devletin makamlarına saygıyı, eleştirinin ölçüsünü ve şahıslarla kurumları birbirinden ayırmayı.
Şimdi yılların tecrübesiyle ve bir hukukçu sorumluluğuyla söylüyorum:
İshak Sarı’nın açıklamasında beni asıl rahatsız eden, valiyle yaşadığı anlaşmazlıklar değil, kullandığı dil, üslup ve meseleyi getirdiği nokta.
İshak Sarı benim meslektaşım. Kendisi de avukat.
Bu nedenle kendisinden sıradan bir siyasetçi gibi değil, hukukun temel ilkelerini bilen, iddia ile delil arasındaki farkı gözeten, kullandığı her kelimenin hukuki ve toplumsal sonuçlarını hesaplayan bir hukuk adamının sorumluluğunu beklerdim.
Ne yazık ki karşıma çıkan metin bir hukukçuya yakışmıyor.
Üslubu çarpık, dili ölçüsüz, içeriği son derece sorunlu.
Bir hukukçunun açıklamasından çok, bir kamu görevlisini toplum önünde itibarsızlaştırmaya yönelik hazırlanmış bir suçlama dosyasını andırıyor.
Üstelik hedefte sıradan bir siyasi rakip değil, Türkiye Cumhuriyeti devletini Sakarya’da temsil eden vali var.
Elbette vali eleştirilebilir. Kararları hukuki denetime tabidir. Bir belediye başkanı haksızlığa uğradığını düşünüyorsa itiraz eder, dava açar, ilgili makamlara başvurur.
Ama eleştiri başka şey, bir insanın kişiliğini ve geçmişini kamuoyu önünde itibarsızlaştırmaya çalışmak başka şey.
Hukukçu olan bir belediye başkanının bu ayrımı bilmesi gerekir.
Başkan Sarı’nın açıklamasında imar planları, yatırımlar, organize sanayi bölgesi, spor tesisleri ve çeşitli idari işlemler var.
Bunların her biri ayrı ayrı tartışılabilir.
Hangi proje niçin gecikmiş? Hangi karar hangi gerekçeyle alınmış? İlgili kurulun tutanağında ne yazıyor? Hangi işlem hukuka aykırı?
Bütün bunların cevabı belgelerde aranır.
Fakat açıklamayı dikkatle okuduğunuzda başka bir tabloyla karşılaşıyorsunuz.
Hatay’daki görevinden başlanıyor. Geçmişte yaşandığı ileri sürülen siyasi ve idari gelişmeler sıralanıyor. Milletvekili adaylığı meselesi hatırlatılıyor. Eski valilerle karşılaştırmalar yapılıyor.
Sonra kişisel ilişkiler, toplantılardaki konuşmalar, balık ikramı, gömlek kolundaki isim yazısı, protokoldeki davranışlar ve başkalarından duyulduğu belirtilen olaylar birbiri ardına diziliyor.
Başkan Sarı’ya soruyorum:
Bir valinin gömleğinin kolunda isminin yazmasının Karasu'nun imar sorunuyla ne ilgisi var?
Bir kamu yöneticisinin gömleğine isim yazdırması hangi hukuki ihlalin delili olabilir?
Bu ayrıntı neden özellikle seçilmiş?
Bence açıklamanın en dikkat çekici tarafı tam da bu.
Çünkü metnin bütününe bakınca, hizmetleri engellendiği için çözüm arayan bir belediye başkanının açıklamasından çok, valinin aleyhine kullanılabilecek olayların ve kişisel ayrıntıların bir araya getirildiği izlenimi doğuyor.
Başkan Sarı, açıklamasının sonunda bütün bu iddiaları Cumhurbaşkanının ve İçişleri Bakanının bilgisine ve takdirine sunduğunu söylüyor.
Demek ki bu metnin muhatabı yalnızca Karasu halkı değil.
Peki nasıl bir mesaj?
Valinin geçmişinden bugünkü davranışlarına kadar uzanan, kişisel ayrıntılarla beslenen bu metin kimin işine yarayacak?
Daha açık sorayım.
Başkan İshak Sarı burada yalnızca kendi adına mı konuşuyor, yoksa valiyi Ankara'ya şikâyet etmek isteyen başka çevrelerin söylemine mi tercüman oluyor?
Ben siyasetin içinde yıllarımı geçirdim. Siyasette bazen kimin ne söylediğinden çok, ne zaman ve neden söylediğine ve sözün nereye ulaşmasının istendiğine bakmak gerektiğini öğrendim.
Elimde bu açıklamanın bir grup tarafından hazırlandığını gösteren herhangi bir belge yok. Böyle bir iddiada bulunmuyorum.
Ancak metnin kuruluş biçimi, olayların seçilişi ve bütün bunların Ankara’ya yöneltilen bir çağrıyla bitirilmesi, böyle bir ihtimali sorgulamama neden oluyor.
Bu açıklama, bana bir belediye başkanının hizmet arayışından çok, bir valiyi Ankara nezdinde yıpratmak isteyen çevrelerin hazırlayabileceği bir şikâyet dosyasını hatırlatıyor.
Belki Başkan Sarı bunun farkındadır, belki değildir.
Ama benim gördüğüm tablo bu.
Bu yöntemleri Türkiye çok iyi tanıyor!
Özellikle 15 Temmuz hain darbe girişiminden önce yaşanan süreçleri unutmadık.
Kamu görevlileri hakkında oluşturulan algıları, birbirinden kopuk olayların yan yana getirilerek suçlama dosyalarına dönüştürülmesini, kişisel ilişkilerin ve sıradan davranışların şüpheli gösterilmesini hatırlıyoruz.
İnsanların itibarı önce kamuoyu önünde aşındırılıyor, sonra oluşturulan algı üzerinden başka süreçlerin önü açılmaya çalışılıyordu.
O dönemlerde kullanılan yöntemlerin ne kadar tehlikeli sonuçlara yol açabildiğini bu ülke çok ağır bedeller ödeyerek öğrendi.
Bugün kimsenin aynı yapılanmalarla bağlantılı olduğunu iddia etmiyorum.
Ama yöntemlerin benzerliği karşısında duyduğum rahatsızlığı da gizleyemem.
İthamların delilin önüne geçtiği, kişisel ayrıntıların suçlama unsuruna dönüştürüldüğü her girişim, Türkiye'nin hafızasında tehlikeli çağrışımlar uyandırır.
Bir valinin gömleğindeki isim yazısından geçmişteki tayinlerine, duyuma dayalı konuşmalara kadar her ayrıntının bir araya getirilmesi bana 15 Temmuz öncesinin kumpas dosyalarında gördüğümüz yöntemleri hatırlatıyor.
Bu, hafife alınacak bir benzerlik değil.
Bu işlerin nereye varabileceğini hep birlikte gördük.
O yüzden kamu görevlileri arasındaki anlaşmazlıkların kişisel karalama kampanyalarına dönüştürülmesine karşı çıkmak hepimizin sorumluluğu.
Ben bu şehirde iktidar partisinin merkez ilçe başkanlığını yaptım. Birçok valiyle, belediye başkanıyla ve kamu görevlisiyle çalıştım.
Görüş ayrılıkları yaşadığımız, kararlarına itiraz ettiğimiz zamanlar oldu.
Ama bir ilçe belediye başkanının valiyi böylesine kapsamlı kişisel ithamların hedefi hâline getirdiği bir açıklamayı hatırlamıyorum.
Bu ölçüde bir itibarsızlaştırma girişimini normal karşılamamız mümkün değil.
Bir noktayı özellikle belirtmek isterim.
Sakarya Valisi Rahmi Doğan’la bir kez yüz yüze görüştüm, kişisel bir tanışıklığım yok. Kendisini basından ve kamuoyuna yansıyan çalışmalarından tanıyorum.
Bu yazıyı bir dostumu savunmak için değil, yıllarca siyaset yapmış bir hukukçu olarak gördüğüm yanlış bir yönteme itiraz etmek için kaleme alıyorum.
Rahmi Doğan, Eylül 2024'te yayımlanan Cumhurbaşkanlığı kararıyla Sakarya Valiliğine atandı. Bugün görevinde iki yılı geride bırakmış durumda.
Daha önce Kars Valiliği yaptı. Kars’ın turizm potansiyelinin değerlendirilmesinde önemli katkıları olduğuna ilişkin haberleri hatırlıyorum.
Ardından Hatay gibi stratejik ve yönetilmesi kolay olmayan bir ilde dört yılı aşkın süre görev yaptı.
Sakarya’daki çalışmalarını da basından takip edebildiğim kadarıyla değerlendiriyorum. Zaman zaman cesur, alışılmışın dışında ve doğrudan çıkışlar yaptığını görüyorum.
Her kararını doğru bulmak zorunda değilim.
Bir vali herkesin hoşuna gitmek zorunda değil.
Önemli olan kararlarının hukuka uygunluğu ve kamu yararına hizmet edip etmediği.
Gelelim benim özellikle üzerinde durduğum ve çokta manidar bulduğum bir diğer noktaya.
Bugünlerde Ankara’da yeni Valiler Kararnamesi konuşuluyor. Siyasi ve bürokratik kulislerde çok sayıda valinin görev yerinin değişebileceğine ilişkin değerlendirmeler yapılıyor.
Valilerin görev süreleri elbette iki yılla sınırlı değil.
Ancak Rahmi Doğan’ın Sakarya'da iki yılını tamamladığı ve yeni bir kararnamenin konuşulduğu dönemde, Karasu Belediye Başkanı’nın böylesine ağır bir açıklamayla ortaya çıkması dikkatimi çekiyor.
Siyasette bazen söylenen söz kadar, o sözün ne zaman söylendiği de önemlidir.
Yıllarca siyasetin içinde bulunmuş biri olarak bu zamanlamayı tesadüf diye geçiştiremiyorum.
Çünkü Başkan Sarı’nın açıklaması, niyeti ne olursa olsun, iki farklı siyasi sonuca hizmet edebilecek nitelikte.
Birinci ihtimal şu:
Nasıl olsa yeni kararname bekleniyor. Vali de iki yılını doldurmuş. Belki görev yeri değişecek.
O hâlde giderayak bütün hesapları ortaya dökeyim, büyük bir kavga başlatayım ve ayrılığında benim de payım olduğu algısını oluşturayım.
İkinci ihtimal ise daha düşündürücü:
Ya Vali Rahmi Doğan’ın görev yeri değişmeyecekse?
O zaman da Ankara’ya, “Bu valiyle şehirde ciddi sorunlar yaşanıyor. Seçilmiş belediye başkanlarıyla anlaşamıyor. Yatırımlar aksıyor. Sakarya'da huzursuzluk var.” mesajının ulaşması sağlanmış olabilir mi?
Yani vali gidecekse giderayak kavga ederek gönderilmesinde pay sahibi görünmek; kalacaksa da şehirde sorun yaşadığı algısını güçlendirerek gitmesini kolaylaştırmak...
Bunların Başkan Sarı’nın gerçek niyeti olduğunu bildiğimi söylemiyorum.
Ama açıklamanın zamanlaması ve içeriği, siyasette tecrübesi olan bir insan olarak bana bu iki ihtimali düşündürüyor.
Ve her iki ihtimali de son derece yanlış buluyorum.
Bir tarafta belediyenin işlemleriyle ilgili inceleme iddiaları var.
Diğer tarafta yeni bir Valiler Kararnamesinin konuşulduğu dönem.
Ve tam bu sırada bir ilçe belediye başkanı çıkıyor, valinin geçmişinden kişisel davranışlarına kadar uzanan uzun bir suçlama metnini kamuoyuna sunuyor.
Neden bu kadar uzun bir kişisel değerlendirme?
Neden doğrudan Cumhurbaşkanına ve İçişleri Bakanına uzanan bir şikâyet dili?
Neden yeni Valiler Kararnamesinin konuşulduğu bir dönem?
Ve neden belediyeye yönelik inceleme tartışmalarının hemen ardından?
Bütün bunları yan yana koyduğumda, bunun yalnızca Karasu'ya hizmet götürme meselesi olduğuna inanmakta zorlanıyorum.
Meslektaşıma son sözüm...
Ben yıllarca bu şehirde siyaset yaptım. Makamların gelip geçici, insanların geride bıraktıkları itibarın ise kalıcı olduğunu gördüm.
Bugün görevde olan vali de belediye başkanı da bir gün o makamlardan ayrılacak.
Geriye Sakarya’ya yaptıkları hizmetler ve bu şehrin hafızasında bıraktıkları iz kalacak.
Bir valiyle anlaşamayabilirsiniz. Kararlarını yanlış bulabilirsiniz. Haksızlığa uğradığınızı düşünebilirsiniz.
Bütün bunları hukuki yollarla sonuna kadar takip edebilirsiniz.
Ama kişisel ayrıntıları ağır ithamların arasına yerleştirerek bir kamu görevlisinin itibarını hedef alan bir dil kullanmamalısınız.
Türkiye, geçmişte kamu görevlilerine yönelik algı operasyonlarının ve kumpasların nelere mal olduğunu çok iyi biliyor.
Bu millet, 15 Temmuz’a uzanan süreçte devletin içine yerleşmiş yapıların kullandığı yöntemlerin bedelini fazlasıyla ödedi.
Hiç kimsenin bizi o karanlık günlerin yöntemlerini hatırlatan tartışmalara yeniden sürüklemeye hakkı yok.
Karasu’nun sorunlarını konuşalım. Hizmetleri, yatırımları, hukuka aykırı olduğunu düşündüğünüz kararları tartışalım.
Varsa belgelerinizi ortaya koyun.
Ama valinin kişisel davranışlarından ve geçmiş görevlerinden bir suçlama dosyası oluşturmaya çalışmayın.
Bir valinin görevde kalıp kalmayacağına kişisel hesaplaşmalar değil, devletin yetkili makamlarının değerlendirmeleri karar vermelidir.
Bu şehirde kimsenin itibarı, bir başkasının siyasi hesaplaşmasının malzemesi olmamalı.
Ve unutmayın;
Hukukçu olmak yalnızca kanunları bilmek değildir. İnsanların itibarını koruyan hukuki ve ahlaki sınırları da bilmektir.
Haddini bilmek eleştirmekten vazgeçmek değildir. Haddini bilmek, eleştirinin hukukunu, ölçüsünü ve sorumluluğunu bilmektir.
Ne yazık ki açıklamanızda en fazla eksikliğini gördüğüm şey de bu.
Günde en fazla 3 kritik gelişme. Bildirim kirliliği yok, anında bilgi.
Kategori: Siyaset · Bölge: Sakarya/Karasu
Yayın: 05 Kasım 2026 18:08 · Kaynak: medyabar.com