Narko Terör Kuşatmasını Kıran Türkiye
Ülkemizin coşkun seller misali bentlerini yıkarak ilerleyen gündeminde maalesef kimi haberlerin üzerine yeterince konuşmak ve dahası kamuoyuna meselenin özünü anlatmak mümkün olmuyor. Adalet Bakanı Akın Gürlek’in 11 ve 13 Eylül tarihlerinde duyurduğu iki gelişme Türkiye’nin yakın tarihindeki olayların yeniden ele alındığı bu günlerde daha fazla konuşulmayı hak ediyordu. Bu köşede 5 Şubat 2026 günü yayımlanan “Narko Terörün Rotası Değişiyor mu?” başlıklı yazımda Narkotik Suçlarla Mücadele Başkanlığı'nın “2025 Yılı Türkiye Uyuşturucu Raporu/Eğilimler ve Gelişmeler” başlıklı çalışmasındaki dikkat çekici verileri sizlerle paylaşmıştım. Özellikle Suriye’de Esad rejiminin devrilmesinin ardından İsrail ve terör örgütleri destekli sentetik uyuşturucu piyasasının aradığı yeni yolların Türkiye için tehlikeli gelişmeleri beraberinde getirdiğine dair belirtiler vardı. İşte 11 Eylül günü Adalet Bakanı Gürlek, Türkiye üzerinden yürütülen sentetik uyuşturucu kaçakçılığının merkezinde yer alan bir ismin, 9 yıldır firari olan uyuşturucu kaçakçısı İslam Yakut’un yakalandığını duyurdu.
İSLAM YAKUT: TÜRKİYE’NİN NARKO TERÖRLE SINAVINDA ÖRNEK VAKA
Yakut 2017 yılında cezaevindeyken üniversite sınavlarına girmiş ve başarılı olarak öğrenimini sürdürme hakkı kazanmıştı. Ancak kayıt yaptırmak için çıktığı cezaevine dönmemiş ve sırra kadem basmıştı. ANOM ve SKY ECC adlı kriptolu haberleşme sistemleriyle örgütünü yönettiği belirlenen Yakut, Afganistan ve İran’da üretilen eroini Avrupa’ya sevk ediyor, bunları laboratuvarlarda sentetik uyuşturucuya dönüştürerek Türkiye’ye sokuyordu. 2024 yılında Habur Gümrük Kapısı’nda tek seferde ele geçirilen en büyük miktardaki 850 kilogramlık eroin sevkiyatının da İslam Yakut ile bağlantılı olduğu belirtiliyor. Yakut’un yakalanmasından yalnızca iki gün sonra Mersin Limanı’nda gelen bir gemiye operasyon düzenlendi. Burada da Güney Amerika’dan yüklendiği belirlenen 350 kilogram kokain ele geçirildi. Operasyonun ilgi çekici noktalarından biri de uyuşturucu maddeyle beraber dalış ekipmanları ve sualtı deniz scooteri ele geçirilmesiydi. Yani İslam Yakut’un örgütü uyuşturucu kaçakçılığı için son derece karmaşık ve alışılmamış yöntemlere başvuruyordu. Ancak Yakut’u özel kılan ve bu köşede ondan bahsetmemize yol açan yalnızca Güney Asya-Latin Amerika-Avrupa-Türkiye hattındaki uyuşturucu kaçakçılığında oynadığı rol değil. Yakut aynı zamanda Türkiye hedefli uyuşturucu kaçakçılığından elde edilen gelirin yine ne şekilde Türkiye’yi hedef alan terör eylemlerine tahvil edildiğinin ders niteliğinde bir örneği.
UYUŞTURUCU KAÇAKÇILARININ PARASINA ÇÖKMEK İSTEYEN BİR TERÖR ÖRGÜTÜ: FETÖ
Yakut’un 2018 yılında basına yansıyan açıklamalarına göre 2009 yılında tutuklanması ve 18 yıl hapis cezasına çarptırılmasının ardından FETÖ’nün radarına girdi. Terör örgütü Yakut’a para karşılığında tahliye teklifinde bulundu. Terör örgütü adına Silivri 4 No’lu Kapalı Ceza İnfaz Kurumu’nda kendisiyle görüşen avukat yine Yakut’un ifadelerine göre kendisinden 2 milyon dolar talep etmişti. Ancak terör örgütü daha sonra bu meblağı 3 milyon dolara yükseltirken Yakut’u da Balyoz Kumpası’nda gizli tanık olarak kullanma girişiminde bulundu. Yakut’a bu defa Balyoz Davası’na bakan 10’uncu Ağır Ceza Mahkemesi Başkanı Zafer Başkurt aleyhinde ifade vermesi için baskı yapıldı. Yakut bunu kabul etmedi. Ancak Balyoz Davası’nın görüleceği 16 Aralık 2010 Perşembe gününden yalnızca 3 gün önce Mahkeme Başkanı Başkurt Gebze’ye atandı. Yakut’un iddiasına göre Başkurt’un tasfiye edilmesini sağlayan ifadeyi “Terazi” kod adıyla gizli tanık olan İranlı uyuşturucu kaçakçısı Naci Şerif Zindaşti vermişti. Zindaşti, Hakim Başkurt’un kendisinden rüşvet istediğini iddia ediyordu. Zindaşti’den bu ifadeyi alan kişi ise 15 Temmuz darbe girişiminin ardından Almanya’ya kaçan ve halen firari olan sözde savcı Zekeriya Öz’dü. Burada bir parantez açalım. Terör örgütüne bu hizmetleri veren Zindaşti 2010 yılında serbest kaldı. İçerisinde bulunduğumuz 2026 yılının Mayıs ayında bu uyuşturucu kaçakçısının ismi Milli İstihbarat Teşkilatı ile İstanbul Emniyet Müdürlüğü Organize Suçlarla Mücadele Şubesi’nin ortak bir operasyonuyla tekrar gündeme geldi. 14 yıl İsveç’te yaşadıktan sonra Türkiye’ye gelen İranlı rejim muhalifi Habib Faracallah Şaab’ın ortadan kaybolması üzerine başlatılan operasyonda, Zindaşti ile bağlantılı bir çetenin Şaab’ı kaçırarak İran gizli servisine teslim ettiği ortaya çıktı.
YAKUT’UN YAKALANMASI VE YAPBOZUN DİĞER PARÇALARI
Yakut’un ele geçirilmesinin zamanlamasına ve merkezinde olduğu ilişkiler ağına yakından bakınca başka bazı gelişmelerin de tesadüf olamayacağını öngörmek mümkün. Bunlardan ilki Afganistan konusunda uzman olan ve Orta Asya Türk devletlerindeki FETÖ yapılanmalarını deşifre eden eski Milli İstihbarat Teşkilatı görevlisi Kaşif Kozinoğlu’nun 2011 yılında bir kumpas neticesinde kapatıldığı Silivri Cezaevi’ndeki şüpheli ölümüne dair dosyanın yeniden açılmasıdır. Diğer gelişme ise basına 13 Eylül günü yansıyan İstanbul Anadolu 26. Ağır Ceza Mahkemesi’nin 10 Temmuz 2026 tarihli kararıdır. Bir itiraz neticesinde alınan karara göre 2008-2010 yılları arasında Türk Silahlı Kuvvetleri mensuplarına yönelik kumpas soruşturmalarında yer alan FETÖ/PYD bağlantılı savcı ve hakimler hakkında verilen zamanaşımı kararı kaldırıldı. Mahkeme, bu şahısların alınmasında rol aldıkları kararların adli hata olarak değerlendirilemeyeceğine hükmetti ve eylemlerinin zaman aşımına tabi olmayan işkence suçu kapsamında ele alınması kararlaştırıldı. Söz konusu 20 eski hakim ve savcı arasında listenin ilk sırasında Zekeriya Öz’ün olduğunu ayrıca belirtmemize herhalde gerek yoktur. Örgütlerini uyuşturucu parasıyla besleyen FETÖ’cüleri yakın gelecekte yeni sürprizlerin beklediği aşikar.
Kategori: Asayiş
Yayın: 16 Eylül 2026 22:34 · Kaynak: yesilgiresun.com.tr