Hesap vermeye değil korkuya dayalı yönetimin varabileceği başka bir yer yoktu
- Fon soygunu nasıl oldu, herkes merak ediyor
- Fon soygunu zaten örgütlü bir soygundu, tepeden tırnağa herkes biliyordu, soygunu kimse ortaya çıkarmadı, fonlar battığı için soygun ortaya çıktı
Fon soygunu nasıl oldu, herkes merak ediyor.
1. Fon soygunu zaten örgütlü bir soygundu, tepeden tırnağa herkes biliyordu, soygunu kimse ortaya çıkarmadı, fonlar battığı için soygun ortaya çıktı.
2. Soygun evet örgütlüydü ama en tepeye kadar uzanmıyordu örgüt; onu yerine soyguncular en tepeden izinli olduklarına dair bir izlenim vererek yapıyorlardı yapacaklarını.
Burada birinci teoriye inananlar Tayyip Erdoğan’ın sorumluluğunu dile getiriyorlar. Erdoğan’a doğrudan bu yolsuzluğa katılma suçlaması getirilmiyor ama onun soygunun yapılmasını sağlayan bütün herkesin o görevlere atanmasına imzası olduğuna dikkat çekiliyor.
Erdoğan kendisi “Hiç ummadığımız isimler” diyerek, kendisinin güvendiği bazı isimlerin de bu işin içinde olduğunu daha yeni öğrendiği anlaşılıyor.
Tabii bir de ikinci teori var; bu daha hafif bir teori değil soygun konusunda. Hatta bana soracak olursanız daha da ağır bir teori.
Bilmiyorum dikkatinizi çekiyor mu, soygunla ilgili konuşan ve eleştirel tutum alan Ak Partililerin tamamı, gerek sosyal medyada ve gerekse konvansiyonel medyada söyledikleri her şeyi Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’a bir açık mektup veya dilekçe yazar gibi söylüyorlar.
Bunun görünür iki sebebi var: Birincisi, elbette lider Tayyip Erdoğan’ı bu pislikten uzak tutmak. İkincisi ise bir modern bir hukuk devletinde otomatik olarak, kendiliğinden çalışması gereken mekanizmaları bile çalıştırmak için Cumhurbaşkanı’nın ikna olması gerektiğine inanmak.
Birisi, başka birini öldürmüş. Polis suçluyu yakalamak için, savcılar cinayet davası açmak için Cumhurbaşkanından işaret mi bekleyecek?
Fon soygununda böyle oldu ama. Bu soygunu gerçekleştirenleri ortaya çıkarmak için Cumhurbaşkanı’nın irade koyması gerekti.
Soygun saklanamaz noktaya geldiği sırada Cumhurbaşkanı New York’taydı. Ona bu konuda brifing verildi, o da “Gittiği yere kadar gidilsin” dedi.
Hatırlayın, onun böyle dediğinin haberi özellikle Ak Partili soygun eleştirmenlerini çok sevindirdi.
Türkiye artık öyle bir ülke ki, sanki Cumhurbaşkanı kendisine bilgi verildiğinde, “Boşverin üstünde durmayın bunların” dese dosya kapanacak veya “Ahmet’e varana kadar herkese hesap sorun ama Ahmet’ten sonrasına dokunmayın” dese öyle olacakmış gibi yaygın bir inanç var.
Bana soracak olursanız bu inancın kendisi Cumhurbaşkanına hakaret aslında. Ben Cumhurbaşkanı olsam ve böyle bir inancın varlığının farkına varsam çok rahatsız olurdum. Bence Tayyip Erdoğan da rahatsız olmalı.
Peki rahatsız mı? Eğer rahatsızsa bile bunu bize, yani kamuoyuna hiçbir zaman belli etmedi.
Bunca yıldır yakından izlemeye çalıştığım için tahmin yürüterek söylüyorum, böyle bir rahatsızlığı belli etmeyi zayıflık olarak görüyor olabilir Cumhurbaşkanı. Kamuoyuna zayıf gözükmektense rahatsızlığını içine atmayı tercih ediyor olabilir.
Öte yandan Cumhurbaşkanı’nın kendisinden habersiz kuş uçmamasını bile isteyecek kadar kontrol meraklısı olduğunu da hepimiz biliyoruz.
İşte onun bu kontrol merakı, sözünü ettiğim ikinci teorinin arkasındaki en önemli motor bana kalırsa.
Çünkü onun bu her konuda nihai karar verici olma merakı, Türkiye’de oldukça geniş bir sektör yarattı.
Herhangi bir ilçede Ak Parti ilçe başkanının o ilçedeki kaymakam üzerinde büyük bir gücü var örneğin. Bu gücün arka planında Tayyip Erdoğan var. Kaymakam ağzıyla kuş tutsa Cumhurbaşkanına ulaşamaz ama ilçe başkanı ulaşabilir.
Sadece bu da değil. Bizim yerli ve milli başkanlık sistemimiz öyle bir yönetim sistemi yarattı ki, her konunun sahiden de nihai karar vericisi Cumhurbaşkanı. Ama tabii Cumhurbaşkanı da bizimle aynı 24 saat zamana sahip. Her yere aynı anda erişmesi, kararlarını veya tercihlerini iletmesi mümkün değil.
İşte o yüzden Türkiye’de Cumhurbaşkanı’nın arzu ve isteklerini alt kademelere ileten bir insan sınıfı oluştu. Eskiden üzerinde “Hamili kart yakınımdır” yazılı kartvizitler vardı, şimdi cep telefonunda Cumhurbaşkanıyla yan yana çekilmiş fotoğraflar var.
Polislerin yollarda çakar lambalı araçları durdurmaya korkması bundan. Ya içinden Türkiye’nin bu geniş yeni sınıfından birisi çıkarsa o aracın?
Fon soygununda da böyle. Cumhurbaşkanı’nın dönen dolaplardan belki hiç haberi bile yok ama birileri sanki gücü ondan alıyor gibi serbestçe at koşturuyor.
Hazine ve Maliye Bakanı Mehmet Şimşek’in açıklamalarını okuyun. SPK Başkanına ve SPK’ya söz geçirememiş. Geçirememeyi de normal kabul etmiş.
Hazine, SPK’ya “Bunu ivedilikle uygulayın” demiş, SKP bu dendikten 7 ay sonra uyguladı. Onun için de SPK başkanının değişmesi gerekti. Bu da kolay olmadı, Mehmet Şimşek başka bir ismi SPK Başkanı yapabilmek için günlerce uğraştı.
Bugün adliye koridorlarında gördüğümüz o eski SPK Başkanı gücünü doğrudan Cumhurbaşkanından alıyordu veya herkes öyle sanıyordu.
Bütün bu anlattıklarımdaki temel anormalliği de hatırlatmak zorundayım:
Bir hukuk devletinde yetkiler kişilerden değil yasa ve yönetmeliklerden alınır; kişiye değil yasa ve yönetmeliğe hesap verilir; korkulacaksa yasadan ve yönetmelikten korkulur, kişiden değil.
Ama yerli ve milli başkanlık sistemiyle yönetilen Türkiye Cumhuriyetinde insanlar hukuktan önce Cumhurbaşkanından korkarlar.
Kanun önünde hesap verme korkusunun yerini Cumhurbaşkanına hesap verme korkusu aldığında ve Cumhurbaşkanının da aynı anda herkesi korkutması mümkün olmadığında, işte ortaya böyle aracı güç simsarları çıkıyor, o simsarlar sistemdeki bu büyük açıktan yararlanıp soygunu yapıyorlar.
Ve her şeyin sonunda kamuoyuna dönüp hesabı veren de Cumhurbaşkanı oluyor.
Günde en fazla 3 kritik gelişme. Bildirim kirliliği yok, anında bilgi.
Kategori: Asayiş
Yayın: 07 Kasım 2026 07:45 · Kaynak: 10haber.net