TEMA: COP’larda 30 yılda karbon arttı
- İklim müzakereleri 1995’ten bu yana her yıl Taraflar Konferansı’nda (COP) sürüyor
- Bu süreçte Kyoto Protokolü ve Paris Anlaşması kabul edildi, küresel ısınmayı 1,5°C ile sınırlama hedefi belirlendi; iklim finansmanı ve kayıp-zarar desteği için sözler verildi
Kyoto Protokolü, Paris Anlaşması ve 1,5°C hedefi gibi kararlar alındı; iklim finansmanı ve kayıp-zarar desteği için taahhütler verildi. Ancak TEMA Vakfı’nın değerlendirmesine göre atmosferdeki karbondioksit yoğunluğu 1995’ten bu yana yaklaşık yüzde 18 arttı. Vakıf, COP31’de yeni vaatler yerine uygulanabilir ve adil adımlar atılması çağrısı yaptı.
İklim müzakereleri 1995’ten bu yana her yıl Taraflar Konferansı’nda (COP) sürüyor. Bu süreçte Kyoto Protokolü ve Paris Anlaşması kabul edildi, küresel ısınmayı 1,5°C ile sınırlama hedefi belirlendi; iklim finansmanı ve kayıp-zarar desteği için sözler verildi.
Fakat müzakereler devam ederken atmosferdeki karbondioksit (CO₂) yoğunluğu da yükseldi. İlk COP’un yapıldığı 1995’te CO₂ yoğunluğu milyonda 360,82 parçaydı (ppm). Bu değer Kyoto Protokolü’nün kabul edildiği 1997’de 363,73 ppm’e, Paris Anlaşması’nın kabul edildiği 2015’te 400,83 ppm’e çıktı.
2025’te ise 427,35 ppm olarak ölçüldü. Böylece 30 yılda yaklaşık yüzde 18 arttı. TEMA Vakfı Yönetim Kurulu Başkanı Deniz Ataç, müzakerelerde alınan kararlarla sahadaki sonuçlar arasındaki farkın büyüdüğünü belirtti. Ataç, karbon piyasalarının emisyonları kaynağında azaltmak yerine salımları başka coğrafyalara taşıyabildiğini, bunun da iklim krizinin yükünü ekonomik açıdan kırılgan ülkelere aktarabildiğini söyledi.
İklim adaletinin ülkelerin kendi sorumluluklarını üstlenmesiyle mümkün olacağını vurgulayan Ataç, COP31’in yeni vaatler yerine gerçek ve adil dönüşüme odaklanması gerektiğini ifade etti. Türkiye’nin başkanlığında ve ev sahipliğinde yapılacak COP31 öncesinde TEMA Vakfı, 30 yıllık müzakereleri verilen sözler ve elde edilen sonuçlar arasındaki fark üzerinden değerlendiriyor.
Fosil yakıtlardan çıkış, iklim kaynaklı kayıp ve zararların karşılanması, ormansızlaşma, 1,5°C hedefi ve karbon piyasaları bu farkın belirginleştiği başlıklar arasında yer alıyor.
FOSİL YAKITLARDAN ÇIKIŞ ERTELENİYOR Fosil yakıtların iklim krizinin başlıca nedenlerinden biri olduğu bilimsel olarak ortaya konmasına rağmen, bu kaynaklardan çıkış müzakerelerde ilerleme sağlanamayan konular arasında. 2021’de Glasgow’da düzenlenen COP26’da kömürün “aşamalı olarak terk edilmesi” ifadesi, son aşamada “aşamalı olarak azaltılması” şeklinde değiştirildi.
2023’te Dubai’deki COP28’e bir petrol şirketinin CEO’sunun başkanlık etmesi de fosil yakıt sektörünün müzakerelerdeki etkisine ilişkin tartışmalara yol açtı. 2025’te Belém’de düzenlenen COP30’da 80’den fazla ülkenin desteklediği Fosil Yakıtlardan Çıkış Yol Haritası, nihai metne alınmadı ve resmî Birleşmiş Milletler müzakere sürecinin dışında kaldı.
KAYIP VE ZARAR DESTEĞİ SINIRLI, FİNANSMANIN ÇOĞU KREDİ “Kayıp ve zarar” başlığı 2012’de Doha’da düzenlenen COP18’de ayrı bir karara konu oldu. Ancak 2015’te Paris Anlaşması’nı kabul eden kararda, bu başlığın “sorumluluk” ve “tazminat” için temel oluşturmayacağı belirtildi.
COP28’de işlerlik kazanan Kayıp ve Zarar Fonu için bugüne kadar taahhüt edilen toplam tutar yaklaşık 822 milyon dolar. TEMA Vakfı, yıllık kayıpların yüz milyarlarca doları bulduğu bir tabloda bu miktarın yetersiz kaldığına dikkat çekiyor.
2009’da Kopenhag’da verilen yıllık 100 milyar dolarlık iklim finansmanı sözüne ancak 2022’de ulaşıldı. Bu finansmanın yüzde 69’u hibe yerine kredi olarak sağlandı. Vakfa göre bu durum, iklim krizine en az katkıda bulunan ülkelerin, krizin büyümesinde en fazla payı olan ülkelere borçlanması sonucunu doğuruyor.
ORMANLAR İÇİN KORUMA HEDEFLERİ MÜZAKERELERİN DIŞINDA KALDI Ormanlar, COP sürecinde yalnızca korunması gereken ekosistemler olarak değil, emisyon hesaplarına dahil edilen karbon yutakları olarak da ele alındı. Kyoto sürecinde orman alanlarının bu hesaplara katılması, sanayileşmiş ülkelerin emisyonlarını azaltmadan hedeflerini karşılayabilmesine imkân tanıdı.
COP30’da ormansızlaşmayı durdurmaya yönelik yol haritası da resmî müzakere sürecinin dışında bırakıldı. 1,5°C HEDEFİ VAR, ANCAK MEVCUT TAAHHÜTLER YETMİYOR Kyoto Protokolü sanayileşmiş ülkelere bağlayıcı sera gazı azaltım hedefleri getirdi.
Paris Anlaşması ise 2015’te 1,5°C hedefini metne taşıdı. Bununla birlikte, Paris’te bağlayıcı hedeflerin yerini ülkelerin kendi belirlediği Ulusal Katkı Beyanları aldı ve anlaşmada yaptırım mekanizması öngörülmedi. Mevcut taahhütlerle dünyanın 2,8°C’lik ısınma yolunda olduğu belirtiliyor.
Ülkeler açıkladıkları Ulusal Katkı Beyanlarını eksiksiz uygulasalar bile küresel sıcaklık artışının 2,3–2,5°C aralığında kalacağı öngörülüyor. Türkiye’nin Ulusal Katkı Beyanı ise emisyonları hemen azaltmak yerine önce artırıp daha sonra düşürmeyi hedefliyor.
KARBON PİYASALARI GERÇEK AZALTIMIN YERİNİ TUTMUYOR TEMA Vakfı, Kyoto Protokolü döneminde gelişen karbon piyasalarının emisyonları azaltmak yerine salımların başka ülkelere taşınmasına yol açabildiğini savunuyor. Temiz Kalkınma Mekanizması, sanayileşmiş ülkelerin kendi emisyonlarını düşürmek yerine daha yoksul ülkelerden karbon kredisi satın almasına olanak sağladı.
Vakfa göre iklim krizine yol açan faaliyetleri değiştirmeden salım kredisi satın almak kalıcı bir çözüm sunmuyor. Karbon piyasaları, doğaya verilen zararın alınıp satılabilir bir hak gibi görülmesine neden olabiliyor.
Günde en fazla 3 kritik gelişme. Bildirim kirliliği yok, anında bilgi.
Kategori: Siyaset
Yayın: 05 Kasım 2026 06:23 · Kaynak: anayurtgazetesi.com