Habermetrik
← Ana Sayfa
03 Kasım 2026 09:35 · Güncelleme 09:58
✍ Editör: Habermetrik · Editör Politikası

Suudi Arabistan güvenlik politikalarını millileştirerek ABD'ye bağımlılığı azaltıyor

Suudi Arabistan güvenlik politikalarını millileştirerek ABD'ye bağımlılığı azaltıyor
⏱️ 7 dk okuma 🛡️ %85 Doğruluk · 47 Kaynak
WhatsApp Paylaş
⚡ 30 Saniyede Özet Habermetrik Yapay Zeka Özeti
  • Suudi Arabistan, 1980'de petrolünü millileştirmesine benzer şekilde güvenlik politikalarını millileştiriyor
  • ABD'yle ilişkileri koparmadan bağımlılığı azaltan ülke, 7 Ağustos 2026'da Türkiye ve Pakistan'la imzalanan Mekke Ortak Savunma Anlaşması gibi yeni ittifaklara yöneliyor

Anadolu Ajansı Orta Doğu Haberleri Danışmanı Metin Mutanoğlu, Suudi Arabistan'ın bölgesel krizlerle birlikte dönüşen güvenlik politikalarını AA Analiz için kaleme aldı.***Suudi Arabistan, resmi olarak kurulduğu 1932 yılından bu yana en derin krizlerinden birini, belki de en önemlisini yaşıyor. Bu kriz ülkenin ayağa kalkması ve geleceğinin temellerini sağlamlaştırması açısından çok büyük bir fırsat olarak da görülebilir.

Bugün bir yandan Amerika Birleşik Devletleri (ABD) ve İsrail'in dayatmaları, diğer yandan krizlerin ortasındaki jeopolitik manevralar ve İran uzantılarının neredeyse dört bir yandan hissedilen tehdit ve saldırıları ve son olarak da Yemen'de Husilere yönelik yürütülen harekat, yeni Suudi Arabistan'ın doğum sancılarına işaret ediyor. ABD ile derinleşen ilişkilerSuudi Arabistan'ın ABD ile ilişkileri, kurulduğu 1930'lu yıllara dayanıyor.

Amerikan petrol şirketi Standard Oil of California (SOCAL) mühendislerinin yıllar süren arama faaliyetleri, yeni kurulan ve topraklarının büyük bölümü çöl olan bu Arap devletine sadece can suyu değil, zenginleşmesinin garantisini de sunuyordu. Yıllar içerisinde petrolü işlemeyi ve ondan büyük gelirler elde etmeyi öğrenen Suudiler, 1980 yılında petrolün tamamını millileştirmeyi başardı.

Petrol, bu tarihlerde Suudi-ABD ilişkileri açısından stratejik bir bağ olmuştu. Suudi Arabistan yıllar içerisinde petrolünü kendi üretmeyi ve küresel pazarlara satmayı başarsa da ABD ile kurduğu ilişkiyi hiç koparmadı ve korumayı bildi.

Başta kurucu Kral Abdülaziz bin Abdurrahman Al Suud olmak üzere ülkenin mevcut Kralı Selman bin Abdülaziz'e kadar gelen 7 kral da ABD ile olan ilişkileri diğer bütün ülkelerle olan ilişkilerin önünde tutarak Washington'a önemli bir imtiyaz sundu. ABD, Suudi petrolleri üzerindeki varlığını kaybetse de teknik ve ekonomik açıdan Suudi Arabistan'a iyice yerleşti.

Amerikan şirketleri Suudi Arabistan pazarının en etkili oyuncuları oldu. Bu ekonomik var olma durumu aynı zamanda ülkenin tüketim kültürünü de belirli ölçüde etkiledi. Amerikan şirketleri franchising yoluyla ülkenin tamamına yayıldı.

ABD'deki küçük veya büyük markalar Suudi Arabistan sokaklarının vazgeçilmez bir parçası haline geldi. Suudi Arabistan, ABD'yle en sıkı bağları askeri güvenlik hususunda kurdu. Riyad yönetimi, ordusunun modernizasyonu ve silahlanması konusunda Amerikan silah sistemleri ve teknik desteğine her zaman bağlı kaldı.

Nitekim 1950 yılından itibaren Amerikan silah şirketleri için önemli bir pazar olan Suudi Arabistan'ın, resmi istatistiklere göre, bu şirketlerden her sene neredeyse 3 milyar dolarlık silah alımı yaptığı biliniyor.1990 yılına geldiğimizde ise savunma sanayi anlaşmaları bu kez yepyeni bir şekle büründü. Saddam Hüseyin'in Kuveyt'i işgaliyle birlikte sadece Suudi Arabistan'ın değil diğer Körfez ülkelerinin de ABD'yle ilişkileri bağımlılığa doğru evrildi.

Saddam Hüseyin'in ordusunu Suudi Arabistan sınırlarına yerleştirmesi, Körfez ülkelerinde özellikle petrol tesislerinin Bağdat'ın kontrolüne gireceği ve topraklarının işgal edilebileceğine dair endişeye neden oldu. Suudi Arabistan'ın bu korkusunu 500 binden fazla askerini bu ülkenin topraklarına yığan Washington giderdi.

ABD öncülüğündeki koalisyon güçleri "Çöl Fırtınası" harekatıyla Saddam'ın askerlerini Kuveyt'ten çıkarmayı başardı. Bu olay Suudi Arabistan'ın ulusal ve sınır güvenliğinde Amerikan gücünü belirleyici hale getirdi ve iki ülke ilişkilerinin daha da derinleşmesini sağladı.

20 Mart 2003'te başlayan, yaklaşık 20 gün süren ve Saddam Hüseyin'in devrilmesiyle sonuçlanan ABD'nin Irak'ı işgalinin ardından ise ABD-Suudi Arabistan arasındaki güven ilişkisinin zirveye ulaştığı söylenebilir. Körfez'in neredeyse bütün yönetimleri Saddam'ın devrilmesiyle rahat bir nefes aldı, ama bu rahatlık yıllar içinde Irak'ın Tahran'ın etki alanına girmesiyle yerle bir oldu.

Körfez Savaşı sadece Saddam'ı koltuğundan etmedi, aynı zamanda bölgenin aktif Sünni gücünü de zayıflattı ve İran'ın Orta Doğu'daki etkisini önemli ölçüde artırdı. Bu yeni durum neredeyse bir tabu olarak kabul edilen Amerikan stratejik aklına karşı ciddi hayal kırıklığına yol açtı.

Bu açıdan bakıldığında ABD'nin Irak işgali ile birlikte Körfez ülkelerinin ABD'ye karşı güveninin sarsıldığı bir süreç ortaya çıksa da askeri anlamda ABD ile olan ilişkilerde herhangi bir aksama yaşanmadı. Körfez'de ayrışan önceliklerABD'nin Irak işgali ve sonrasında yaşanan süreç ile birlikte Sünni dünyada yaşanan hayal kırıklığı, Filistinlilerin haklarına karşı İsrail'e verilen sonsuz destek ve ekonomik gerileme, 2010 yılının sonlarında Arap Baharı dalgasının tetiklenmesine sebebiyet verdi.

Tunus'ta başlayan Mısır, Libya, Yemen ve Suriye ile devam eden halk ayaklanmaları, bu ülkelerde liderlerin koltuklarını kaybetmesine yol açarken özellikle Libya, Suriye ve Yemen'de iç savaşlara neden oldu. Körfez ülkeleri bu savaşlarda farklı tutumlar takındı.

Özellikle Suudi Arabistan ve Birleşik Arap Emirlikleri'nin (BAE) birçok ülkede ayrı politikalar gütmeleri ve savaşlarda taraf olmaları, Körfez'in kendi içinde bölünmelere sebep oldu. Bunu Yemen, Libya, Suriye ve hatta Sudan'da görmek mümkün.

Arap Baharı sonrası yaşanan gelişmeler, Körfez ülkelerinin ve özellikle de Suudi Arabistan'ın silahlanmaya daha fazla önem vermesine yol açtı. Arap Bahar'ının negatif etkileri devam ederken 7 Ekim 2023'ten sonra Filistin'de yaşananlar ve İsrail'in gerçekleştirdiği modern zamanların en korkunç soykırımı Körfez'deki dengeleri yeniden alt üst etti.

7 Ekim'den yaklaşık üç yıl önce 13 Ağustos 2020'de ABD Başkanı Donald Trump, Abraham Anlaşmaları (Abraham Accords) adını verdiği ve Arap ülkelerinin İsrail ile normalleşmesini ve ülkeyi resmi olarak tanımasını içeren belgeyi duyurmuş ve Orta Doğu barışı için bütün Arap ülke liderlerinden bu belgeyi imzalamalarını istemişti. 15 Eylül 2020'de BAE ve Bahreyn bu çağrıya uyarak Beyaz Saray'da düzenlenen bir törenle Abraham Anlaşmalarını imzalamıştı.

Bu imzalar şüphesiz önemliydi ama Trump ve İsrail açısından en önemli ülke olan Suudi Arabistan henüz anlaşmayı imzalamaya yanaşmıyordu. Suudi Arabistan'ın İsrail ile ilişkilerini normalleştirmesi sadece Körfez'de değil, bütün Arap ve hatta bütün İslam ülkelerinde İsrail'e yönelik pozitif etki uyandırabilirdi.

Ancak Trump'ın bütün baskılarına rağmen Suudi Arabistan'ın geleneksel bir politikası vardı: İki devletli çözüm. Suudi Arabistan, Orta Doğu'daki bu sorun 1967 sınırlarında iki devletli bir çözüme kavuşturulmadan İsrail ile hiçbir şekilde normalleşmenin olmayacağını ABD yönetimine iletmişti.

Suudi Arabistan'ın Filistin politikası Washington çevrelerinde bu ülkeye karşı mesafeli bir bakışa neden oldu. Güvenlik politikalarında millileşmeye doğruMuhammed bin Selman'ın Veliaht Prens olarak atanmasıyla birlikte Suudi Arabistan ekonomik gelişimini hızlandırmak için Vizyon 2030 Planı'yla kendisine yeni hedefler belirledi.

Ekonomik, sosyal ve kültürel hedeflerin yanında askeri savunma alanında da önemli bir hedefe yer verildi. Plana göre, 2030 yılına kadar askeri teçhizat harcamalarının yüzde 50'den fazlasının yerlileştirilmesi hedeflendi.

Bu politika, Suudi Arabistan'ın geleneksel olarak dış tedarike dayalı savunma yapısını dönüştürecek ve yerli üretim kapasitesini, teknoloji transferini ve stratejik özerkliğini artıracaktı. Bu durum ister istemez ABD ile olan bağımlılık ilişkisinin de zayıflayacağı anlamına geliyordu.

2024 yılı rakamlarına göre Riyad yönetimi bu hedefin sadece yüzde 25'ini gerçekleştirdi. ABD ve İsrail'in 2026'nın şubat ayında İran'a yönelik başlattığı savaş ise Suudi Arabistan'ı yeni bir paradigmaya ve özellikle savunma alanında hızlı reaksiyon almaya yöneltti.

Nitekim Washington merkezli Stratejik ve Uluslararası Çalışmalar Merkezi (CSIS) uzmanlarından Michael Ratney de 24 Eylül tarihli analizinde Körfez'de yaşanan savaşın Suudi Arabistan'ın güvenlik anlayışındaki kırılganlıkları ortaya koyduğunu söylüyor. Suudi Arabistan'ın son yıllarda bölgesel çatışmaları azaltarak ekonomik kalkınma hedeflerine odaklanmayı amaçladığını belirten Ratney'e göre ABD/İsrail-İran savaşı, Riyad yönetiminin ekonomik kazanımların korunması noktasında da askeri gücüne ağırlık vermesi gerektiğini gösterdi.

İşte tam da bu noktada Suudi Arabistan başta olmak Körfez ülkelerinin koruma sağladığı kadar aynı zamanda riskler de üreten geleneksel ABD merkezli güvenlik anlayışından kurtulup yeni ittifaklara yönelmesi zaruri hale geldi. Tam da bu dönemde Mekke İttifakı'nın ortaya çıkışı tesadüf değil.

9 Ağustos 2026 tarihli Riyad merkezli Arab News gazetesinde yayımlanan makalede Suudi Arabistan, Türkiye ve Pakistan arasında 7 Ağustos 2026'da imzalanan Mekke Ortak Savunma Anlaşması'nın, Orta Doğu'da ABD merkezli güvenlik düzeninin yerine geçmekten çok, onu tamamlayan yeni bir bölgesel kolektif savunma mekanizması olduğu belirtiliyor. Şubat ayından bu zamana kadar bölgede yükselen askeri tansiyon, Riyad yönetimi açısından güvenlik ve istikrarın ne kadar önemli olduğunu açıkça gösteriyor.

Bu yeni durum karşısında ABD'yle ilişkileri kopartmadan, ancak bağımlılığı azaltarak, askeri seçeneklerin artırılması ve farklı ittifaklara kapı aralamak bugün için en mantıklı seçim. Suudi Arabistan tıpkı 1980 yılında petrolünü millileştirdiği gibi şimdi de güvenlik politikalarını millileştiriyor.[Metin Mutanoğlu, Anadolu Ajansı Orta Doğu Haberleri Danışmanıdır.]Makalelerdeki fikirler yazarına aittir ve Anadolu Ajansının editoryal politikasını yansıtmayabilir.

💬 Habere Tepkinizi Belirtin:
Habermetrik WhatsApp Kanalına Katılın

Günde en fazla 3 kritik gelişme. Bildirim kirliliği yok, anında bilgi.

Kanalı Takip Et →
Kaynaklar: rss.haberler.com
Haber metni ve görseller rss.haberler.com sitesine aittir; tam içerik kaynak sitede yayınlanır.
Haber Künyesi
Kategori: Genel
Yayın: 03 Kasım 2026 09:35 · Kaynak: rss.haberler.com
Kaynağı Oku ↗