Atatürk Kemalist Değildi
- İnsanlar ne kadar gerçekçi olurlarsa olsunlar doğaları gereği kendilerince ayrı yere koydukları, herkesten farklı baktıkları, kusurlarını görmemek için direndikleri, başarılarını abarttıkları birilerine sahip oluyorlar
İnsanlar ne kadar gerçekçi olurlarsa olsunlar doğaları gereği kendilerince ayrı yere koydukları, herkesten farklı baktıkları, kusurlarını görmemek için direndikleri, başarılarını abarttıkları birilerine sahip oluyorlar. Bir Anne için evladı- tüm kusurlarına rağmen- her canlıdan daha kıymetlidir.
Bir aşık için sevgilisi kel de olsa sırma saçlıdır, kör de olsa badem gözlüdür. Ne kadar gerçekçi olursak olalım hepimizde az veya çok, var olan bir zayıflıktır bu… Benim bu konudaki tutkum ve zaaflarımın başında M. Kemal ATATÜRK ve İstiklal savaşı kahramanları gelir.
Bana birileri çıkıp “İşte belgeler; M.Kemal aslında bu ülkeyi kurtarmamış. Yunanlılara satmıştır” dese, hiç umurumda olmaz. Bunu iddia edenlere inançla derim ki “Bir bildiği var ki satmıştır.”
Bu elbette sadece körü körüne bir saplantı da sayılmaz… 1967 yılında, Harp Okulu’nda devre arkadaşlarım harıl harıl bitirme sınavları için gece gündüz ders çalışırlarken Ş.Süreyya AYDEMİR’in TEK ADAM serisinin 2. kitabından başlayıp 3 cildi sınavlar süresince yutarcasına okumakla start alan birikimimin sonucu da beni bu noktaya getirmiş olmalıdır. Nitekim 12 Eylül 1980 tarihinde Keşan Askeri Ceza Evi’nde As.
Savcı solcuları azarlamak ve küçümsemek için “Marx’ı mı okuyacaksınız, Felsefenin Temel ilkelerini mi okuyacaksınız?” diye laf çarptırdığında ona “Bu neyi değiştirir ki.. Ben bu güne kadar 20.000 sayfa ATATÜRK okudum. Ama yine de buradayım” diye haykırarak yanıt verebilecek kadar Atatürk ve yakın tarihimizle ilgili bir birikime sahip olduğumu düşünüyordum.
İyi de… Tüm bu birikimime karşın hâlâ “Kemalizm nedir? Kemalistler kimlerdir?” bunu anlayabilmiş de değilim. Bugün kendilerini Atatürkçü ve Kemalist ilan ederek darbecilere gaz vermeye çalışanlarla, onları “Kemalistlik” le suçlayanlar arasında sanki gizli bir anlaşma ve işbirliği var.
Yani herkesin kendi meşrebine göre bir “Kemalist” lik anlayışı olduğu anlaşılıyor ve olmayan bir şeyi iki taraf da VAR olarak kabul edip Atatürkçülüğü, Kemalizm’i birbirlerine karşı sopa olarak kullanıyorlar.
Benim anladığım ve emin olduğum gerçek ise Atatürk’ün kendisinin Atatürkçü olmadığıdır… En son okuduğum Taha AKYOL’ un “HANGİ ATATÜRK?” isimli kitabında çok güzel örneklerle anlatıldığı gibi; dileyen kendi kafasında dilediği türden bir Atatürk’ü rahatça, hem de belgelere dayanarak yaratabilir. İsteyen onu tarih içinde; solcu ya da İslamcı, Diktatör ya da demokrat, Batıcı, ya da şark mefkuresine bağlı, devletçi ya da kapitalist, milliyetçi ya da millici, Padişahçı ya da Cumhuriyetçi, militarist ya da sivil bir lider olarak tanıtabilir.
Tarihin akışı içerisindeki söz ve eylemlerinden istediği modele uygun olarak gerçeğe dayalı örnekler de verebilir. Bu örneklere ve belgelere dayanarak bugüne ait çözümler de önerebilir ya da suçlayabilir. Mesela Atatürk‘ü AB’ci ya da AB karşıtı gösterebilir.
Bu kitapla ilgili olarak Mümtaz SOYSAL; Toktamış Ateş gibi AKYOL’a karşıt görüşlülerin de katıldığı bir açık oturumda kitaptaki bu gerçekler hep birlikte kabul edilerek fikir birliğine varılmıştır. Hatta Toktamış Ateş “Ben Atatürk’ün İstiklal Mahkemeleri de dahil olmak üzere aldığı tüm kararları, yaptığı tüm işleri bugün de onaylıyorum, savunuyorum.
Fakat Atatürkçülüğü bir ideoloji olarak formüle edip bugünün sorunlarına bu ideoloji ile çözüm aramanın da mümkün olmadığını ve bunun saçmalık olduğunu iddia ediyorum” şeklinde görüş belirtmiştir. Mümtaz Soysal da bu konuda benzer görüşleri savunmuştur.
Atatürk, Cumhuriyeti kuran ve ümmeti millet yapan bir devrimcidir. Bunun dışında Atatürk’ün kendisinin dahi Atatürkçü/Kemalist olmadığının en güzel örneği “Hayatta en hakiki mürşit ilimdir“sözünün içeriğinde yatmaktadır.
Atatürk “Hayatta en hakiki mürşit benim fikirlerim” dememiştir. İlle de ATATÜRKÇÜ olunacaksa işte formül budur. Atatürkçülük olsa olsa akılcılık, çağdaşlık ve bilim, yoluyla yer ve zamana uygun olarak, halktan, insan haklarından yana, sorunları çözme becerisinin adı olabilir…
Ben Atatürk’ü ve onun silah arkadaşlarını bu anlayışla ve TUTKU ile seviyorum. Yanlışları ile doğruları ile seviyorum. Onları sevmek için tarihte yeterince olay, bilgi ve belge bulabiliyorum… İşte benim ezberim de bu… Ancak günümüzde 12 EYLÜL faşist dönemini bile aşan öylesine çarpık bir Atatürkçülük anlayışı dile getiriliyor ki yine 1980 döneminde Nadir NADİ’nin CUNTACI’lara haykırdığı gibi, ben de darbecilerin çığırtkanlığını yapan, 1980 vesayet Anayasasını hâlâ savunan ulusalcılara (örneğin Ümit Kocasakal gibilerine) “Eğer sizler Atatürkçü iseniz BEN ATATÜRKÇÜ DEĞİLİM!” diye haykırmak gerektiğini düşünüyorum…
Not: 2022 yılında yayınlanan bu yazı küçük düzeltme ve eklemelerle yinelenmiştir.
ADIYLA, ESERLERİYLE YAŞAYACAK BİR ÇINARI KAYBETTİK
TAM ÜMİDİ KESMİŞKEN, BENİ BULURSUN KARŞINDA!..
Günde en fazla 3 kritik gelişme. Bildirim kirliliği yok, anında bilgi.
Kategori: Eğitim · Bölge: Edirne/Keşan
Yayın: 08 Kasım 2026 12:29 · Kaynak: kesaninnesesi.com