Avrupa–Rusya Güvenlik Dengesinin Değişen Dinamikleri
Rusya’nın Şubat 2022’de Ukrayna’ya yönelik geniş çaplı askerî harekâtıyla başlayan savaş beşinci yılında devam ederken, Avrupa güvenlik mimarisindeki kırılmalar geçici bir kriz olmaktan çıkarak daha yapısal bir dönüşüme işaret etmektedir. Rusya ile Avrupa arasındaki güvenlik gerilimi sürerken, Amerika Birleşik Devletleri’nin (ABD) Avrupalı müttefiklerden savunmada daha fazla sorumluluk üstlenmelerini istemesi, transatlantik güvenlik sisteminin geleceğini yeniden tartışmaya açmıştır.
Eylül 2026 itibarıyla Washington ile Moskova arasında diplomatik temasların yeniden yoğunlaşması da bu tartışmayı farklı bir boyuta taşımaktadır. ABD Başkanı Donald Trump, 9 Eylül 2026 günü Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin ile yaptığı telefon görüşmesinin ardından Putin’in Ukrayna konusunda bir anlaşmaya istekli olduğunu söylemiştir. Görüşme, ABD özel temsilcisi Steve Witkoff ile Jared Kushner’ın Moskova ve Kiev temaslarının ardından gerçekleşmiştir. Bununla birlikte taraflar arasındaki temel ihtilaflar henüz giderilmiş değildir (Holland & Slattery, 2026).
Öte yandan ABD’nin Avrupa’daki askerî varlığının geleceği konusunda kurumsal bir değerlendirme süreci de devam etmektedir. Reuters’ın Ağustos 2026’da yayımladığı bilgilere göre Pentagon, Avrupa’daki yaklaşık 80.000 Amerikan askerinin konuşlanmasına ilişkin farklı seçenekler hazırlamakta; ancak Eylül 2026 itibarıyla geniş çaplı bir çekilme kararı alınmış bulunmamaktadır (Stewart, 2026).
Dolayısıyla tartışmanın merkezine “ABD NATO’dan çıkıyor mu?” sorusundan çok, “ABD Avrupa savunmasındaki askerî ağırlığını azaltırsa Avrupa–Rusya güç dengesi nasıl değişir?” sorusunu yerleştirmek daha gerçekçidir. Nitekim Temmuz 2026 Ankara NATO Zirvesi’nde kolektif savunma ve 5. madde taahhüdü yeniden teyit edilirken, Avrupalı müttefikler ile Kanada’nın ittifak savunmasında daha fazla sorumluluk üstlenmekte olduğu da açıkça belirtilmiştir (NATO, 2026).
(Bu çalışmada “Avrupa” kavramı öncelikle NATO’nun Avrupalı üyeleri bağlamında kullanılmaktadır.)
Avrupa ABD Olmadan Rusya ile Savaşabilir mi?“Avrupa, ABD olmadan Rusya ile savaşamaz” şeklindeki kesin bir hüküm mevcut askerî kapasiteyi tam olarak yansıtmaz. Avrupa ülkeleri önemli ekonomik kaynaklara, gelişmiş hava ve deniz kuvvetlerine, savunma sanayilerine ve ileri teknoloji altyapısına sahiptir. İngiltere ve Fransa aynı zamanda nükleer silaha sahip iki Avrupa devletidir.
Ancak modern savaş yalnızca asker, tank veya savaş uçağı sayısıyla ölçülemez. ABD’nin Avrupa güvenliğine katkısı; uzay tabanlı sistemler, istihbarat-gözetleme-keşif, komuta-kontrol, stratejik nakliye, hava yakıt ikmali, uzun menzilli vuruş kapasitesi ve belirli gelişmiş hava platformları gibi kritik alanlarda yoğunlaşmaktadır.
Uluslararası Stratejik Araştırmalar Enstitüsü’nün (International Institute for Strategic Studies/IISS) ABD’nin Avrupa’dan çekildiği varsayımı üzerine hazırladığı senaryo çalışmasına göre, Avrupa’nın yalnızca yaklaşık 128.000 Amerikan askerinin oluşturacağı insan gücü açığını kapatması değil; uzay, istihbarat, gözetleme, keşif ve komuta-kontrol alanlarında da büyük yatırımlar yapması gerekecektir. IISS, ABD’nin Avrupa-Atlantik sahasına tahsis edilen konvansiyonel kapasitesinin Avrupa tarafından ikamesinin yaklaşık 1 trilyon dolarlık ek maliyet doğurabileceğini hesaplamaktadır (Barry et al., 2025). Bu rakam mevcut bir çekilmenin maliyeti değil, belirli varsayımlara dayanan senaryo çalışmasının sonucudur.
Bununla birlikte 2026 gelişmeleri Avrupa’nın bazı Amerikan kapasite azaltımlarına uyum sağlayabildiğini de göstermiştir. NATO’nun kriz planlarına tahsis edilen bazı Amerikan savaş uçakları, tanker uçakları, insansız hava araçları ve deniz unsurlarındaki azaltmaların ardından Avrupalı müttefiklerin açığının önemli bölümünü kısa sürede doldurduğu açıklanmıştır. Buna rağmen özellikle stratejik bombardıman ve bazı yüksek teknoloji alanlarında ABD kapasitesinin ikamesi daha güçtür (Siebold, 2026).
Dolayısıyla Avrupa’nın ABD desteği olmadan da askerî harekât yürütme kapasitesi bulunmaktadır; ancak Rusya ile uzun süreli ve yüksek yoğunluklu bir çatışmanın sürdürülebilirliği, ABD desteğinin düzeyine bağlı olarak çok farklı askerî, ekonomik ve siyasi maliyetler ortaya çıkaracaktır.
NATO Varken ABD Savaşın Dışında Kalabilir mi? Bir NATO ülkesine yönelik silahlı saldırı durumunda Kuzey Atlantik Antlaşması’nın 5. maddesi gündeme gelir. Bununla birlikte 5. madde, bütün müttefiklerin aynı ölçekte veya aynı türde askerî güç kullanmasını öngörmez. Antlaşma, her üyenin saldırıya uğrayan müttefike “gerekli gördüğü” tedbirlerle yardım etmesini düzenlemektedir; bu tedbirler silahlı güç kullanımını içerebilir ancak bununla sınırlı değildir (NATO, 1949).
Bu çerçevede ABD’nin muhtemel bir Rusya–NATO krizinde büyük kara kuvvetleriyle doğrudan savaşa girmeden istihbarat, lojistik, hava ve füze savunması, uydu kapasitesi, mühimmat ve nükleer caydırıcılık gibi alanlarda destek sağlaması hukuken mümkündür.
Bununla birlikte geniş çaplı bir NATO–Rusya çatışmasında Amerikan katılımının düzeyi yalnızca Avrupa güvenliği açısından değil, ABD’nin diğer ittifak ilişkilerinin güvenilirliği bakımından da önem taşıyacaktır. Bu nedenle Avrupa güvenliğinde asıl değişken ABD’nin “var olup olmaması” değil, hangi kapasiteyle ve ne ölçüde var olacağıdır.
Rusya Avrupa ile Savaş İster mi? Rusya’nın söylemi bu konuda tek yönlü değildir. Putin, 2 Aralık 2025’te Avrupa’nın Rusya ile bir savaş başlatması hâlinde Moskova’nın karşılık vermeye hazır olduğunu çok sert ifadelerle açıklamış; ancak aynı konuşmada Rusya’nın Avrupa ile savaş istemediğini de söylemiştir (Soldatkin, 2025).
Bu söylem, doğrudan savaş niyetinin kanıtı olarak tek başına değerlendirilemeyeceği gibi çatışma riskinin bulunmadığı anlamına da gelmemektedir. Asıl tehlike, planlanmış bir Avrupa–Rusya genel savaşından ziyade sınırlı bir krizin tırmanması olabilir. Baltık bölgesi, Polonya–Belarus hattı, Karadeniz veya kritik altyapıya ilişkin askerî olaylar yanlış değerlendirme ve karşılıklı misilleme mekanizmaları üzerinden daha geniş bir çatışmaya dönüşme riski taşımaktadır.
Burada uluslararası ilişkiler literatüründeki klasik güvenlik ikilemi kavramı önem kazanmaktadır. Bir devletin kendi güvenliğini artırmak amacıyla gerçekleştirdiği askerî kapasite artışı, diğer devlet tarafından tehdit veya saldırı hazırlığı olarak algılanabilir; bunun sonucunda karşılıklı silahlanma tarafların başlangıçta amaçlamadıkları bir güvensizlik sarmalını güçlendirebilir (Jervis, 1978).
Ukrayna Toprakları ve Dondurulan Rus VarlıklarıMuhtemel bir barış düzenlemesinin en zor başlıklarından biri toprak meselesidir. Eylül 2026 itibarıyla Ukrayna, Rusya ve ABD arasında üçlü görüşmelerin Ekim 2026’da yeniden başlaması ihtimali tartışılmaktadır. Ancak Donbas’ın hâlen Ukrayna’nın kontrolünde bulunan kesimlerinin geleceği, Moskova ile Kiev arasındaki temel anlaşmazlıklardan biri olmaya devam etmektedir (Reuters, 2026a).
İkinci önemli başlık dondurulan Rus varlıklarıdır. Avrupa Birliği Konseyi’nin güncel verilerine göre Rusya Merkez Bankası’na ait yaklaşık 210 milyar avroluk varlık AB içerisinde bloke edilmiş durumdadır. 2024’ten itibaren bu varlıklardan oluşan olağanüstü gelirlerin Ukrayna’ya destek amacıyla kullanılmasına yönelik hukuki mekanizmalar geliştirilmiş; Aralık 2025’te ise söz konusu varlıkların Rusya’ya geri transferi geçici olarak yasaklanmıştır (Council of the European Union, 2026).
Moskova ise varlıkların dondurulmasına karşı hukuki girişimlerini sürdürmektedir. Temmuz 2026’da bir Moskova mahkemesi, Euroclear’ın Rusya Merkez Bankası’na 18,2 trilyon ruble tazminat ödemesine ilişkin karara yapılan itirazı reddetmiştir. Reuters, Rus mahkemelerinin Avrupa Birliği (AB) üzerinde doğrudan yargı yetkisinin bulunmadığına dikkat çekmektedir (Reuters, 2026b).
Dolayısıyla dondurulan varlıklar meselesi yalnızca savaş döneminin mali yaptırım aracı değil, muhtemel bir barış sonrası düzenin de en önemli hukukî ve finansal uyuşmazlıklarından biri olmaya adaydır.
İngiltere’nin Muhtemel KonumuABD’nin Avrupa’daki askerî rolünün azalması hâlinde İngiltere, Avrupa güvenliğinin önemli aktörlerinden biri olacaktır. İngiliz Savunma Bakanlığı, modernize edilen nükleer caydırıcılığı ülkenin savunmasının ve NATO güvenliğine katkısının temel unsurlarından biri olarak tanımlamaktadır. İngiliz hükümeti aynı zamanda bu caydırıcılığın operasyonel karar mekanizmasının ulusal kontrol altında bulunduğunu belirtmektedir (UK Ministry of Defence, 2026).
Haziran 2026’da açıklanan Savunma Yatırım Planı kapsamında İngiltere’nin dört yıllık dönemde nükleer caydırıcılık ve ilgili denizaltı programlarına 63 milyar sterlin, mühimmat ve silah stoklarına 11 milyar sterlin, insansız sistemlere ise 5 milyar sterlin ayırması öngörülmüştür (Reuters, 2026c).
Bu yatırımlar, Londra’nın Avrupa savunmasında daha yüksek kapasite üstlenmeye hazırlandığını göstermektedir. Ancak İngiltere’nin gelecekteki rolünün büyüklüğü; ABD’nin Avrupa’daki kuvvet yapısı, Fransa ve Almanya ile koordinasyon, NATO planlaması ve Avrupa’nın genel savunma harcamaları tarafından şekillenecektir.
Çin Nasıl Konumlanabilir? Çin’in Avrupa–Rusya güvenlik denklemindeki konumu iki temel unsur üzerinden okunabilir. Birincisi, Pekin ile Moskova arasındaki stratejik ilişkiler güçlü biçimde devam etmektedir. Xi Jinping ile Putin 31 Ağustos 2026’da gerçekleştirdikleri görüşmede ikili ilişkileri ve ticaret, enerji, sanayi, ulaştırma ve teknoloji dâhil çeşitli alanlardaki iş birliğini geliştirme iradelerini yeniden teyit etmişlerdir (Ministry of Foreign Affairs of the People’s Republic of China, 2026).
İkincisi, Çin’in Ukrayna konusunda kamuoyuna açıkladığı resmî çizgi doğrudan askerî müdahale değil, ateşkes ve siyasi çözüm eksenindedir. Çin’in BM Daimî Temsilciliği 1 Eylül 2026’da erken ateşkes, çatışmaların sona erdirilmesi ve siyasi çözüm çağrısını yinelemiştir (Permanent Mission of the People’s Republic of China to the United Nations, 2026).
Bu nedenle mevcut açık kaynaklar, Çin’in Avrupa’daki muhtemel bir geniş çaplı çatışmada doğrudan askerî angajmana yöneldiğine ilişkin bir gösterge sunmamaktadır. Pekin açısından Rusya ile stratejik ortaklığın sürdürülmesi, Avrupa ile ekonomik ilişkilerin korunması ve diplomatik çözüm söyleminin devam ettirilmesi eş zamanlı olarak önem taşımaktadır.
Türkiye’nin Stratejik SeçenekleriTürkiye, Avrupa–Rusya denkleminde diğer birçok NATO ülkesinden farklı bir konuma sahiptir. NATO üyeliğinin yanında Rusya ile Karadeniz, enerji, ticaret, turizm, Kafkasya, Suriye ve nükleer enerji gibi çok sayıda alanda doğrudan ilişkilere sahiptir. Aynı zamanda Ukrayna ile siyasi, ekonomik ve savunma ilişkilerini sürdürmektedir.
Ankara’nın diplomatik rolünün güncel örneklerinden biri Dışişleri Bakanı Hakan Fidan’ın 16 Temmuz 2026 tarihli Kiev açıklamasıdır. Fidan, çatışmaların şiddetlendiği bir dönemde tarafların süratle müzakere masasına dönmesi gerektiğini belirtmiş; Türkiye’nin yeni müzakere turlarına yeniden ev sahipliği yapmaya hazır olduğunu açıklamıştır. Aynı konuşmada savaşın Karadeniz’e yayılmasının önlenmesinin önemini de vurgulamıştır (T.C. Dışişleri Bakanlığı, 2026).
Türkiye açısından ikinci önemli unsur Montrö Boğazlar Sözleşmesi’dir. Sözleşme, Türk Boğazları’ndan savaş gemilerinin geçişini barış ve savaş şartlarına göre farklı kurallara bağlamakta ve Karadeniz’e kıyıdaş olmayan devletlerin deniz kuvvetleri için tonaj ve kalış süresi sınırlamaları getirmektedir. Türkiye sözleşmeyi Karadeniz güvenlik dengesinin temel unsurlarından biri olarak değerlendirmektedir (T.C. Dışişleri Bakanlığı, n.d.).
Bu çerçevede Türkiye’nin önünde birbirini dışlamak zorunda olmayan birkaç politika hattı bulunmaktadır: NATO içindeki kolektif savunma yükümlülüklerinin sürdürülmesi; Rusya ve Ukrayna ile diplomatik kanalların korunması; Karadeniz’de tırmanmanın sınırlandırılması; enerji kaynaklarının çeşitlendirilmesi ve ulusal savunma kapasitesinin geliştirilmesi. Bu seçeneklerin ağırlığı, muhtemel krizin niteliğine ve NATO’nun alacağı ortak kararlara göre değişecektir.
Türkiye açısından savaş ortamının doğurabileceği ekonomik ve jeopolitik fırsatlar da risklerle birlikte değerlendirilmelidir. Ulaştırma ve enerji koridorlarının Türkiye üzerinden çeşitlenmesi Ankara’nın stratejik önemini artırabilir; buna karşılık uzun süreli bir Avrupa–Rusya çatışması enerji fiyatları, ticaret, turizm, Karadeniz güvenliği ve bölgesel istikrar açısından ciddi maliyetler doğurabilir.
NATO İçi Gerilimler ve Risk SenaryolarıTürkiye’nin NATO içindeki konumuna ilişkin kamuoyunda zaman zaman daha ileri senaryolar da gündeme getirilmektedir. Bunlar arasında Türkiye’nin Yunanistan’la askerî bir çatışmaya sürüklenerek ittifak içindeki konumunun tartışmalı hâle getirilebileceği ve Ankara üzerindeki stratejik baskının artırılabileceği yönündeki iddialar bulunmaktadır. Ancak bu senaryoları doğrulayan kamuya açık somut kanıt bulunmamaktadır. Kaldı ki Washington Antlaşması, bir üyenin diğer üyelerin oy birliğiyle NATO’dan çıkarılmasına yönelik açık bir ihraç mekanizması içermemektedir; 1. madde üyeleri uluslararası anlaşmazlıklarını barışçıl yollarla çözmeye yükümlü kılarken, 13. madde üyelikten ayrılmayı devletin kendi iradesine bağlamaktadır (NATO, 1949).
Bununla birlikte NATO’nun kurumsal çerçevesi, üye devletler arasındaki anlaşmazlıkların askerî çatışmaya dönüşmesinden ziyade barışçıl yollarla çözülmesini ve gerektiğinde ittifak bünyesindeki arabuluculuk mekanizmalarının işletilmesini esas almaktadır (NATO, 1949; NATO, 1956)
Türk Devletleri Teşkilatı İçin Fırsatlar ve RisklerTürk Devletleri Teşkilatı (TDT), NATO benzeri bir müşterek savunma örgütü değildir. Kuruluş belgeleri ve resmî tanımı, teşkilatın temel amacını Türk devletleri arasında kapsamlı iş birliğinin geliştirilmesi olarak belirlemektedir (Organization of Turkic States [OTS], n.d.-a).
Üye devletlerin Rusya, Çin ve Batı ile siyasi, ekonomik ve güvenlik ilişkilerinin birbirinden farklı olması da TDT’nin Avrupa–Rusya denklemindeki konumunu belirleyen önemli bir faktördür.
Buna karşılık ulaştırma jeopolitiği TDT açısından daha somut bir ortak alan oluşturmaktadır. Teşkilat, Trans-Hazar Uluslararası Doğu-Batı Orta Koridoru’nun güçlendirilmesini stratejik öncelikleri arasında açıkça saymakta; kara, demir yolu ve deniz taşımacılığındaki engellerin azaltılması, ulaştırma politikalarının uyumlaştırılması ve transit süreçlerinin dijitalleştirilmesi üzerinde çalışmaktadır (OTS, n.d.-b).
Rusya merkezli kuzey güzergâhlarının siyasi veya güvenlik nedenleriyle daha sorunlu hâle gelmesi durumunda Çin–Orta Asya–Hazar–Azerbaycan–Gürcistan–Türkiye–Avrupa hattının uluslararası taşımacılıktaki ağırlığı artabilir. Benzer biçimde Azerbaycan ve Türkistan/Orta Asya enerji kaynaklarının Türkiye üzerinden Avrupa pazarlarına erişimi, Türk dünyasının enerji jeopolitiğindeki konumunu güçlendirebilir.
Ancak aynı gelişmeler Türk devletleri üzerinde farklı dış politika baskıları yaratabileceğinden, ulaştırma ve ekonomik bütünleşme ile askerî-siyasi kutuplaşma birbirinden ayrı değerlendirilmelidir.
SonuçEylül 2026 itibarıyla Avrupa ile Rusya arasında geniş çaplı bir savaş kaçınılmaz görünmemektedir. Ancak Ukrayna savaşının sürmesi, Avrupa’nın hızlanan silahlanması, Rusya–NATO hattındaki karşılıklı güvensizlik ve ABD’nin Avrupa’daki askerî ağırlığını yeniden değerlendirmesi, güvenlik ortamını daha kırılgan hâle getirmektedir. En ciddi risk, tarafların bilinçli olarak genel savaşı tercih etmesinden çok, sınırlı bir askerî olayın yanlış hesaplama ve karşılıklı misillemeler yoluyla kontrolden çıkmasıdır.
ABD’nin Avrupa’daki rolünü azaltması tek başına bir Avrupa–Rusya savaşına yol açmaz; ancak Avrupa’nın savunma yükünü artırır ve kıtanın kendi askerî kapasitesini güçlendirmesini zorunlu hâle getirir. Buna karşılık ABD’nin istihbarat, uzay, komuta-kontrol ve stratejik destek alanlarındaki kapasitesinin kısa sürede tamamen ikame edilmesi kolay değildir.
Türkiye açısından bu yeni denklem hem riskler hem de stratejik imkânlar doğurmaktadır. NATO üyeliği, Karadeniz’deki konumu, Montrö rejimindeki rolü, Rusya ve Ukrayna ile diyalog kapasitesi, savunma sanayii ile enerji ve ulaştırma koridorları Türkiye’nin önemini artırmaktadır. Türk Devletleri Teşkilatı bakımından ise asıl fırsat askerî kutuplaşmada değil; Orta Koridor, enerji güvenliği ve Avrasya ticaret bağlantılarının güçlendirilmesindedir.
Bu nedenle yeni güvenlik denkleminde Türkiye ve Türk dünyası açısından temel stratejik hedef, çatışmanın tarafı olmak değil; barışın, enerjinin, ticaretin ve Avrasya bağlantısallığının vazgeçilmez merkezi hâline gelmek olmalıdır.
İsmail CİNGÖZ: Uluslararası Siyaset Uzmanı; Kapadokya Üniversitesi Siyaset Bilimi ve Uluslararası İlişkiler Doktora Öğrencisi; BULTÜRK Ankara Temsilcisi; TDPB Basın Kulübü Başkanı. cingozismail01@gmail.com
Kaynakça
Barry, B., Barrie, D., Boyd, H., Childs, N., Gjerstad, M., Hackett, J., McGerty, F., Schreer, B., & Waldwyn, T. (2025, May). Defending Europe without the United States: Costs and consequences. International Institute for Strategic Studies. (Erişim: 17.09.2026).
Jervis, R. (1978). Cooperation under the security dilemma. World Politics, 30(2), 167–214. (Erişim: 17.09.2026).
Ministry of Foreign Affairs of the People’s Republic of China. (2026, August 31). President Xi Jinping meets with President Vladimir Putin of Russia. (Erişim: 17.09.2026).
North Atlantic Treaty Organization. (1949, April 4). The North Atlantic Treaty. (Erişim: 17.09.2026).
North Atlantic Treaty Organization. (1956, December 11–14). Resolution on the Peaceful Settlement of Disputes and Differences between Members of the North Atlantic Treaty Organization. (Erişim: 17.09.2026).
North Atlantic Treaty Organization. (2026a, July 8). Meeting of the North Atlantic Council at the level of heads of state and government. (Erişim: 17.09.2026).
North Atlantic Treaty Organization. (2026b, July 8). The Ankara Summit Declaration. (Erişim: 17.09.2026).
Organization of Turkic States. (n.d.-a). Organization of Turkic States. (Erişim: 17.09.2026).
Organization of Turkic States. (n.d.-b). Transport cooperation. (Erişim: 17.09.2026).
Permanent Mission of the People’s Republic of China to the United Nations. (2026, September 1). Remarks by Ambassador Sun Lei at the 80th Session of the UN General Assembly plenary meeting on the Ukraine issue. (Erişim: 17.09.2026).
Reuters. (2026a, September 12). Kyiv preparing for talks to resume in October, senior Ukrainian official says. (Erişim: 17.09.2026).
Reuters. (2026c, June 29). What’s in Britain’s Defence Investment Plan? (Erişim: 17.09.2026).
Stewart, P. (2026, August 27). Pentagon’s NATO review preparing troop options for Hegseth by November 6. Reuters. (Erişim: 17.09.2026).
T.C. Dışişleri Bakanlığı. (n.d.). Note on the Turkish Straits. (Erişim: 17.09.2026).
T.C. Dışişleri Bakanlığı. (2026, 16 Temmuz). Dışişleri Bakanı Sayın Hakan Fidan’ın Ukrayna Dışişleri Bakanı Andriy Sibiha ile ortak basın toplantısı. (Erişim: 17.09.2026).
UK Ministry of Defence. (2026, August 18). The UK’s nuclear deterrent: The National Endeavour explained. (Erişim: 17.09.2026).
Kategori: Spor
Yayın: 17 Eylül 2026 09:14 · Kaynak: kapadokyahaber.com.tr