Sandıktan çıkan uzun yürüyüş: Erdoğan’ın siyasi başarı hikâyesi
Türkiye 2002'ye sadece yeni bir partiyle girmedi. Eski siyasi dengelerin çözüldüğü, koalisyonların yıprandığı, 2001 ekonomik krizinin toplumda ağır izler bıraktığı bir dönemin içinden geldi 3 Kasım seçimi. 1999'da Meclis'e giren DSP, MHP ve ANAP'ın oluşturduğu koalisyon sona ermiş; 2002 seçiminde bu üç parti de yüzde 10 barajını aşamamıştı. DYP de yüzde 9,54'te kalmıştı. Sandık, siyasette adeta yeni bir sayfa açtı. O yeni sayfanın başındaki isim ise İstanbul'dan Türkiye siyasetine yürüyen Recep Tayyip Erdoğan'dı. İSTANBUL’DA BAŞLAYAN YÜRÜYÜŞ 27 Mart 1994. İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanlığı seçimi. Erdoğan, İstanbul'un belediye başkanı oldu. Bu görev, onun siyasi kariyerindeki en önemli sıçrama tahtalarından birine dönüştü. Çünkü İstanbul'da yalnızca belediyecilik yapmadı; geniş bir teşkilat ağıyla, mahalle siyasetiyle ve doğrudan vatandaşla kurduğu iletişimle kendisine Türkiye çapında bir siyasi zemin oluşturdu. Fakat yükselişin ardından ağır bir kırılma geldi. 1997'de okuduğu şiir nedeniyle hapis cezasına çarptırıldı. Belediye başkanlığı sona erdi. Siyasi yasak geldi. Birçok kişi için hikâyenin sonu olabilecek bu dönem, Erdoğan açısından yeni bir siyasi başlangıcın zemini oldu. 2001: YENİ PARTİ, YENİ SİYASET 14 Ağustos 2001. Adalet ve Kalkınma Partisi kuruldu. Erdoğan, kurucu genel başkan oldu. Aradan sadece 15 ay geçti. Türkiye sandık başına gitti. 3 Kasım 2002'de AK Parti yüzde 34,28 oy aldı ve 363 milletvekili çıkararak tek başına iktidara geldi. 1987'den sonra ilk kez bir parti tek başına iktidar olacak kadar güçlü bir parlamento çoğunluğu elde etmişti. Fakat seçim gecesinin dikkat çekici ayrıntısı şuydu: Partinin genel başkanı Erdoğan, milletvekili değildi. Hakkındaki mahkûmiyet nedeniyle aday olamamıştı. Hükümeti ise önce Abdullah Gül kurdu. Sonra siyasi yasak kaldırıldı. 9 Mart 2003'te Siirt'teki yenileme seçiminde Erdoğan milletvekili seçildi. 15 Mart 2003'te Başbakan oldu. İşte Erdoğan'ın siyasi hikâyesindeki ilk büyük paradoks burada ortaya çıktı: Siyasi yasakla karşı karşıya kalan bir lider, iki yıl içinde Türkiye'nin hükümetinin başına geçti. İKTİDARIN KALICILAŞMASI Bir seçim kazanmak başka. İktidarı korumak başka. Erdoğan'ın siyasi hikâyesini farklılaştıran noktalardan biri de burada. 2002'de yüzde 34,28… 2007'de yüzde 46,58… 2011'de yüzde 49,83… AK Parti üç genel seçimde de tek başına iktidar oldu. YSK'nın seçim arşivi bu yükselişi açık biçimde gösteriyor. Bu dönemde Erdoğan'ın siyasetinin temel unsurları da belirginleşti: Güçlü teşkilat… Saha siyaseti… Doğrudan seçmen iletişimi… Yerel yönetim tecrübesinin ülke siyasetine taşınması… Ve ekonomik, sosyal ve altyapı politikaları üzerinden geniş bir seçmen tabanına ulaşma çabası. İlk yıllardaki ekonomik toparlanma ve reform gündemi de hükümetin siyasi anlatısının önemli unsurlarından biri oldu. Dönemin TBMM kayıtlarında 2001 krizinin ardından 2003'ten itibaren uygulanan program ve reformlar özellikle vurgulanıyor. 2014: BAŞBAKANLIKTAN CUMHURBAŞKANLIĞINA 10 Ağustos 2014. Türkiye tarihinde ilk kez Cumhurbaşkanı doğrudan halk tarafından seçildi. Erdoğan yüzde 51,79 oyla Cumhurbaşkanı seçildi. İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanlığı ile başlayan yolculuk, Başbakanlık üzerinden Cumhurbaşkanlığına uzandı. Siyasette artık başka bir sayfa açılmıştı. 2015: HER YÜRÜYÜŞ DÜZ ÇİZGİ DEĞİLDİR 7 Haziran 2015. AK Parti yüzde 40,66 oy aldı. Tek başına hükümet kuracak parlamento çoğunluğu oluşmadı. Beş ay sonra sandık yeniden kuruldu. 1 Kasım 2015. AK Parti yüzde 49,50 oy aldı. Bu iki seçim arasındaki fark, Erdoğan'ın siyasi hayatında önemli bir noktayı gösteriyordu: Sandıkta hiçbir sonuç sonsuza kadar garanti değildi. Siyaset her seçimde yeniden kuruluyordu. Ve ardından Türkiye'nin yakın tarihindeki en kritik gecelerden biri geldi. 15 TEMMUZ: KIRILMA NOKTASI 15 Temmuz 2016. Türkiye bir darbe girişimiyle karşı karşıya kaldı. Tanklar sokaklardaydı. Köprüler kapatıldı. Uçaklar ve helikopterler kullanıldı. TBMM bombalandı. Cumhurbaşkanı Erdoğan, Marmaris'ten yaptığı çağrıyla halkı meydanlara davet etti. Binlerce insan sokağa çıktı. Fakat 15 Temmuz'u yalnızca Erdoğan'ın hikâyesi olarak anlatmak doğru olmaz. O gece millet vardı. TBMM vardı. Siyasi partiler vardı. Emniyet güçleri vardı. Türk Silahlı Kuvvetleri içinde darbeye karşı çıkan askerler vardı. TBMM'nin resmi kayıtları, Meclis'in saldırıya rağmen çalışmalarını sürdürdüğünü ve farklı siyasi partilerden milletvekillerinin darbeye karşı ortak tavır aldığını gösteriyor. 15 Temmuz'da 251 kişi hayatını kaybetti; binlerce kişi yaralandı. Bu gece, Türkiye'nin siyasi tarihinde belirgin bir öncesi ve sonrası oluşturdu. Erdoğan açısından da… Çünkü 15 Temmuz'dan sonra Türkiye'nin siyasi dengeleri yeniden şekillendi. Erdoğan ile MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli arasındaki siyasi yakınlaşma güçlendi. Bu süreç daha sonra Cumhur İttifakına dönüştü. 2017-2018: SİSTEM DEĞİŞİYOR 16 Nisan 2017. Anayasa değişikliği referandumu yapıldı. Cumhurbaşkanlığı Hükûmet Sistemi'ne geçiş kabul edildi. 2018 seçimleriyle yeni sistem uygulanmaya başladı. Başbakanlık makamı kaldırıldı. Yürütme yetkisi Cumhurbaşkanlığı makamında toplandı. 24 Haziran 2018'de Erdoğan yüzde 52,59 oyla Cumhurbaşkanı seçildi. Türkiye'nin yönetim sistemi değişmişti. Erdoğan'ın siyasi rolü de. BAŞARIYLA BİRLİKTE TARTIŞMALAR Uzun süre iktidarda kalan hiçbir siyasi hareket tartışmalardan uzak kalmaz. Erdoğan döneminde de ekonomik büyüme, altyapı yatırımları, sağlık hizmetlerindeki dönüşüm, savunma sanayisi ve dış politika gibi alanlarda hükümetin başarı olarak sunduğu gelişmeler yaşandı. Bunun yanında özellikle son yıllarda ekonomi, yüksek enflasyon ve hayat pahalılığı önemli bir siyasi tartışma alanına dönüştü. Hukuk, yargı bağımsızlığı, ifade özgürlüğü ve medya çoğulculuğu da Erdoğan döneminin eleştiri konusu olan başlıkları arasında yer aldı. Bu eleştiriler, özellikle Avrupa Birliği kurumlarının Türkiye raporlarında düzenli biçimde yer alıyor. Öte yandan hükümet, bu alanlarda kendi reform gündemini ve güvenlik gerekçelerini savunuyor. Dolayısıyla Erdoğan döneminin siyasi bilançosunu yalnızca başarılarla ya da yalnızca eleştirilerle anlatmak mümkün değil. İki taraf da aynı siyasi hikâyenin içinde. 2023: YENİDEN SANDIK 14 Mayıs 2023. Cumhurbaşkanlığı seçimi ilk turda sonuçlanmadı. 28 Mayıs'ta ikinci tur yapıldı. Erdoğan yüzde 52,18 oyla yeniden Cumhurbaşkanı seçildi. 2002'de başlayan iktidar yolculuğu, 21 yıl sonra bir başka seçim zaferiyle devam etti. Ama Türkiye değişiyordu. Seçmen davranışları değişiyordu. Siyasi ittifaklar değişiyordu. Ekonomik şartlar değişiyordu. Dolayısıyla Erdoğan'ın siyasi hikâyesini yalnızca geçmiş başarılar üzerinden okumak da yeterli değildi. 2024: SANDIĞIN HATIRLATTIĞI GERÇEK 31 Mart 2024 yerel seçimleri… AK Parti açısından önceki genel seçimlerdeki tablo ortaya çıkmadı. Muhalefet İstanbul ve Ankara gibi büyükşehirlerde belediye yönetimlerini korudu. AK Parti ise Türkiye genelinde belediye seçimlerinde önemli oy kaybı yaşadı. Bu sonuç, uzun süre iktidarda kalan bir siyasi hareket açısından sandığın hâlâ en önemli ölçü olduğunu bir kez daha gösterdi. Çünkü siyaset değişkendir. Dün kazanılan seçim, yarının sonucunu garanti etmez. BU UZUN YÜRÜYÜŞÜN SIRRI NE? İşte asıl soru burada. Erdoğan'ı yalnızca “karizmatik lider” diyerek açıklamak yeterli mi? Değil. Teşkilatçılık var. Saha siyaseti var. Seçmenle doğrudan iletişim var. Yerel yönetim deneyimi var. Güçlü siyasi organizasyon var. İttifak siyaseti var. Krizlerden sonra yeniden pozisyon alma becerisi var. Ve değişen Türkiye'nin siyasi taleplerini okuyarak söylemini yenileme çabası var. Belki de Erdoğan'ın siyasi hikâyesinin en önemli özelliği burada. 1994'te İstanbul… 1997'de yasak… 2001'de yeni parti… 2002'de iktidar… 2003'te Başbakanlık… 2014'te Cumhurbaşkanlığı… 2015'te siyasi sınav… 2016'da 15 Temmuz… 2017'de sistem değişikliği… 2018'de yeni sistemin ilk Cumhurbaşkanlığı… 2023'te yeniden Cumhurbaşkanlığı… 2024'te sandıktan gelen uyarı… SON SÖZ Erdoğan'ın siyasi hikâyesini sadece kazandığı seçimlerle anlatmak eksik. Sadece eleştirileriyle anlatmak da eksik. Çünkü ortada Türkiye'nin son otuz yılına yayılan bir siyasi yürüyüş var. İstanbul'dan başlayan… Siyasi yasakla kesilen… 2002'de iktidara ulaşan… 2014'te Cumhurbaşkanlığına çıkan… 15 Temmuz'da en ağır siyasi krizlerinden birini yaşayan… 2018'de yeni sistemin merkezine yerleşen… 2023'te yeniden seçilen… Ve 2024'te sandığın uyarısıyla karşılaşan bir yürüyüş. Rakamlar ortada. Seçimler ortada. Kırılma noktaları ortada. Tartışmalar ortada. Gerisini tarih yazacak. Ama bir gerçek bugünden görülebiliyor: Recep Tayyip Erdoğan, Türkiye'nin yakın siyasi tarihinin yalnızca bir aktörü değil; son otuz yılının en belirleyici siyasi figürlerinden biri haline geldi. Ve onun siyasi hikâyesini anlamak, biraz da Türkiye'nin değişimini anlamaktır.
Kategori: Siyaset
Yayın: 17 Eylül 2026 06:13 · Kaynak: yeniankara.com.tr