Emekli Maaşlarındaki Adaletsizlik
Bugün milyonlarca emeklinin en büyük sitemi, "Ben de aynı prim günüyle emekli oldum, o da; ama onun maaşı benden çok farklı" cümlesinde özetleniyor. Çalışırken ödenen primlerin karşılığının farklı hesaplanması, emekliler arasında vicdanları sızlatan derin bir uçurum yarattı. Peki, bu dengesizlik hangi yasalardan ve hangi hatalı hesaplama yöntemlerinden kaynaklanıyor? Gelin, konuyu karmaşık teknik terimlerden arındırarak, bizzat dayandığı kanun maddeleriyle ve anlaşılır bir dille inceleyelim.
Sosyal devlet olmanın en temel ölçütlerinden biri, ömrünü çalışarak geçirmiş bireylerin yaşlılık döneminde insan onuruna yaraşır, adil ve güvenceli bir gelir elde etmesini, kısacası alım gücünün en üst düzeyde korunup yükseltilmesini sağlamaktır. Ancak bu hedefin bugünkü uygulamada büyük yaralar almasının ardında, 1 Ekim 2008 tarihinde yürürlüğe giren 5510 sayılı Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası Kanunu yer almaktadır. Bu kanunun 29. maddesi, emekli maaşlarının hesaplanmasında hayati rol oynayan Aylık Bağlanma Oranı'nı (ABO) ciddi oranda düşürdü. Eskiden sistemde ne kadar çok kalırsanız ve ne kadar çok prim öderseniz, maaşınız o oranda artardı. Ancak bu kanunla birlikte, fazladan çalışıp prim ödemek neredeyse cezalandırılır hale geldi; çalışma süresi uzasa bile her yıl için bağlanan oran yüzde iki gibi düşük bir seviyeye sabitlendi. Böylece çok çalışanla az çalışanın prim karşılığı arasındaki adil makas daraltıldı.
Bu adaletsizliğin en somut ve yakıcı boyutu, aynı prim gününe ve aynı kazanca sahip iki kişiden birinin 2000 yılından önce, diğerinin ise 2008 sonrasında emekli olmasıyla ortaya çıkan dağlar kadar maaş farkıdır. 2013 yılında yapılan sınırlı bir intibak düzenlemesi sadece 2000 öncesi emekli olanları kapsadı; 2000 ve 2008 sonrasında emekli olan milyonlarca kişi kapsam dışı bırakıldı. Anayasa’nın eşitlik ilkesine göre aynı primi ödeyenin aynı maaşı alması gerekirken, sırf takvim yılı farklı olduğu için maaşların farklı hesaplanması büyük bir hukuksal çelişkidir. Emekli maaşları arasındaki bu makasın daraltılması, milyonlarca vatandaşın eriyen alım gücünün yeniden hak ettiği seviyeye çıkarılması ve mağduriyetlerin giderilmesi için mutlaka geniş kapsamlı intibak yasası çıkarılmalıdır.
Alım gücünün düşmesindeki bir diğer etken, güncelleme katsayısında yapılan değişikliklerdir. Emekli maaşı hesaplanırken geçmiş yıllardaki kazançlar, enflasyon ve ülkenin yıllık büyüme hızına göre güncellenir. 2008 reformundan önce büyümenin yüzde yüzü bu hesaba yansıtılırken, 5510 sayılı Kanun’un ilgili maddeleriyle bu oran yüzde otuza indirildi. Ülke ekonomisi büyüse, milli gelir artsa bile emekli bu büyümeden mahrum bırakılıyor ve her geçen gün alım gücünü kaybediyor. Hesaplama sadece TÜİK enflasyonuna sıkıştırıldığı için, emeklinin refah payı yasal olarak budanmış durumda.
Geçmişten gelen SSK, Bağ-Kur ve Emekli Sandığı kolları, aynı kanunla tek çatı altında birleştirilmek istendi ancak hesaplama ve prim ödeme koşullarındaki asıl eşitsizlikler tam olarak giderilemedi. Aynı prim gününe sahip bir esnaf ile bir işçinin emekli aylığı hesaplama formülleri farklı çalıştığı için, sistemde norm ve standart birliği kağıt üzerinde kalmış, adaletsizlik kurumsal bazda devam etmiştir.
Bütün bunlara ek olarak, Hazine tarafından en düşük emekli aylığı belirli bir seviyede sabitleniyor ancak gerçek kök maaşı bu tabanın altında kalan milyonlarca emekli bulunuyor. Kök maaşı düşük olan bir emekli, enflasyon zammı aldığında bile eline geçen para değişmiyor; bu da hayat pahalılığı karşısında emeklinin ezilmesine seyirci kalındığını gösteriyor. Yüzdelik zamlar, yüksek maaş alanla düşük maaş alan arasındaki uçurumu daha da açmakta ve milyonlarca emeklinin enflasyon artışlarından sıfır zamla etkilenmesine yol açmaktadır.
Özetle; emekli maaşlarındaki bu karmaşa ve adaletsizlik bir kader değil; 5510 sayılı Kanun’un getirdiği düşük aylık bağlanma oranlarının, daraltılmış güncelleme katsayılarının ve 2000 sonrasını kapsayan eksik bir intibak yasasının sonucudur.
Emeklilerin alım gücünün kalıcı olarak yükseltilmesi ve bu makasın kapanması için geçici ikramiyeler ya da seyrek yardımlar değil; mutlaka geniş kapsamlı bir intibak yasasının çıkarılması, 5510 sayılı Kanun'un aylık bağlanma oranlarını ve güncelleme katsayılarını hakkaniyetli bir şekilde yeniden düzenlemesi şarttır.
Kategori: Genel
Yayın: 16 Eylül 2026 19:23 · Kaynak: antalyasonhaber.com